2021’e girerken

0

Türkiye’de kadın cinayetleri:

Aralık 2020 sonunda, İstanbul’da, Dr. Aylin Sözer’in hunharca öldürülmesiyle kalplerimiz bir kez daha dağlandı. Hayattan koparılan, hayat hakkı elinden alınan Aylin Sözer’in katli ile birlikte eşleri, oğulları, babaları, aile fertleri veya  tanıdıkları erkekler tarafından öldürülen kadın ve kız çocuklarını da sayarsak son 10 yılda  Türkiye’de 4000’e yakın kadının öldürüldüğü basında yeralan haberler arasında. Anne ve babalar kız evlatlarını, torunlarını cinayetler sonucu kaybettiler. Çocuklar, annesiz bir hayat yaşamaya, anne sıcaklığı ve korumasından mahsun bir şekilde ve cinayetin yarattığı travmalarla büyümeye mahkum oldular. Bu kadınların gelecekleri hunharca çalındı kendilerinden. Her  vahşi katliamla gündeme gelen kadın cinayetlerinin önlenmesi için kadın dernek ve platformları canla başla çalışıyorlar. Ancak sadece 2020’de 440 kadının öldürülmesi ve 150’ye yakın kadının ise ölümünün “şüpheli” olarak kaydedilmesi durumun ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.

Değerli performans sanatçısı Şükran Moral’ın ifade ettiği üzere, Türkiye bir “kadın mezbahası”na döndü. Ben de aynı görüşteyim. Parçalanarak öldürülen, yol kenarına bırakılan, ormana atılan, gömülen kadınların katli neden durdurulamıyor? Ve neden son 10 yıldır kadın cinayetleri arttı? Katillerin mahkemede kravat takıp takım elbise giyerek “iyi hal” nedeniyle hapisten çıkarılması, “namus cinayetleri” diye bir kavram yaratılarak katillerin sırtlarının sıvazlanması, kadının erkekle eşit statüde görülmesi gerekirken onun “zayıf ve farklı bir yaratık” olarak toplumdaki yerinin bile sembolik bir niteliğe indirgenmesi, sokakta gülmemesinin istenmesi, hamile kadının sokağa çıkmamasının belirtilmesi, bu satırların yazarının bile diplomatken erkek egemen Dışişleri Bakanlığında uğradığı ayrımcılık gibi benzeri ve diğer kadınların  saymakla bitmeyecek aşağılanmaları, bu cinayetlerin başlıca nedenleri arasındadır. Peki kim sorumlu? Anayasaya göre vatandaşlarını ayrım yapmadan korumakla görevli devlet bu cinayetlerin baş sorumlusudur. Kadın ve çocukların korunmasına ilişkin İstanbul Sözleşmesini tartışmaya açmak, bu Sözleşmeden çıkmak arzusunu belirtmek, kadın işlerinden sorumlu bir bakanlık kurulmuşken  bakanlığın ismini değiştirerek ve görev alanını genişletip kadını “Aile” içine alarak sorunu aile içinde halletmeye yöneltmek, kadın sığınma evlerine gerekli maddi yardımı yapmamak, sürekli olarak kadının evli olmasının gerektiğinin ve doğurganlığının öne çıkarılarak eve kapanmasını özendirmek son 10 yıldır gördüğümüz uygulamalar içindedir. Bugün Türkiye’de okuma yazma bilmeyen birbuçuk milyon insanımızın çoğu kadın. Kadın cinayetlerinin önlenmesi için en ağır cezaların verilmesini devlet sağlayabilir. Erkek ve kız çocuklarına yönelik aile içi ensest, taciz ve cinayetleri yine devletin kararlılığı ve alacağı tedbirler önleyebilir. Ağrı’da dört yaşındaki Leyla Aydemir cinayetinden  müebbet hapse mahkum olan amcası neden tahliye edildi? Bu karara ailesinin itirazı neden reddedildi? Yetersiz delil mi vardı? O zaman neden mahkum oldu?  Pınar Gültekin cinayetinde, basına yansıdığına göre hakim neden sanığı koruduğu algısını yarattı? Gültekin’in ailesi neden redd-i hakim istedi? Hakim katil üzerine yoğunlaşacağına Gültekin’in sosyal yaşamını araştırma cesaretini nereden aldı? Yetkili kurum ve kuruluşlarca ciddi bir tutum takınılmaması da cinayetleri azmettirici unsur olabiliyor. Oğlunun şiddetine maruz kalan bir kadını polise yönlendirdiğimizde güvenlik görevlisi “Git teyze, utanmıyormusun oğlunu şikayet etmeye, barış oğlunla” diyerek evine göndermişti. Bilmediğimiz, basına yansımayan daha neler oluyor diye düşünmek bile korkutucu. Bir an önce bu cinayetleri önlemek için yasal önlemlerin alınarak kamunun bilgilendirilmesi bunu yaparken de bağımsız kadın dernek ve platformlarıyla çalışılması çok önemli.

Salgınla yaşamak:

Dünyamızın ve hayatımızın akışını değiştiren ve çeşitli dönemlerde ortaya çıkarak milyonlarca insanın ölmesine neden olan tehlikeli salgınlar bu kez bizim içinde bulunduğumuz zaman dilimine rastlayarak  Türkiye dahil tüm ülkeleri en ağır şekilde etkiledi. Covid-19 salgını nedeniyle Türkiye’de 22.000 insanımız hayatını kaybetti. 370 sağlık çalışanımız korona nedeniyle vefat etti.

Küçük ve orta ölçekli işletmeler kapandı ve çoğu battılar. İnsanlar işlerini kaybettiler. 2021 yılına girdiğimiz şu günlerde aşı konusunda geç kalınması ve bu konuda açıklanan bir programın bulunmaması nedeniyle salgının 2021’de de devam edeceği bir gerçek. Batılı bilim insanları, ülke nüfuslarının en fazla % 60’ının ikinci doz aşısının yapılması halinde o ülkelerde salgının azalacağını ileri sürüyorlar. Aşı yapılır yapılmaz salgının biteceği hayaline şimdiden kapılmamak gerekiyor. COVAX, (Covid-19 Aşısının Geliştirilmesi ve Dağıtılması için Dünya Sağlık Örgütü ve GAVI kuruluşu ile başlatılan bir Girişim) Girişimine bugün 92 ülke üye.  Türkiye’nin  bu Girişime giriş ücreti ödemediği için katılamadığı ifade ediliyor. Aşının özellikle de üçüncü faz onayı alan aşının dağıtımında bu Girişime dahil olmanın önemi ortada. Yoksa bu şekilde vakit kaybedeceğimiz açık. Anlaşılan maske dağıtımındaki karışıklık bu konuda da yaşanacak. Türkiye’nin satın aldığı belirtilen SinoVac’ı Batıda satın alan ülke bulunmadığı, bu aşıyı satın alan Endonezya ve diğer ülkelerin başka aşılar da aldıkları yabancı basında yazılı.

Aşıya biran önce başlanması halinde ;

1. Ölümler azalacak hergün yüzlerce insanımız hayatını kaybetmeyecek,

2. Sağlık çalışanlarımız daha korunaklı olacak,

3. Salgının azalmasıyla ekonomik kriz, perakende ve toptan ticaretin artışını ve gıda ve diğer hizmet sektörlerinin açılışını hızlandıracaktır. Ekonomi canlanacaktır.

4. Salgının yayılma hızı azalacaktır

Eğer aşılama hızla yapılmazsa 2021’de de salgın ve virüsle  yaşamak zorunda kalacağız. Ekonomik kriz daha da derinleşecebilecektir.

Türkiye – ABD ilişkileri:

Salgın gündelik hayatımızı etkilemekle birlikte uluslararası ilişkiler ve artık bu ilişkilerin de yansıdığı iç politika ve ekonomik gelişmeler de salgınla birlikte kendi akışlarında devam ediyor. A.B.D.’inde seçilmiş Başkan  Joe Biden’ın 20 Ocak 2021’de yemin ederek görevine başlayacak olması, Trump’dan Biden’a kalan  ve Türkiye’nin S-400 Rus savunma füzelerini satın alması nedeniyle için uygulanması öngörülen CAATSA’nın (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) nasıl uygulanacağı, Türkiye ekonomisinde yolaçacağı zararlar, 2020’den 2021’e devrolan sorunların en başta geleni sayılabilir. Zira Biden, yeni kadrosu ile birlikte Orta Doğu’da Suriye, Irak’daki gelişmeler  İran, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkiler Kuzey Afrika’da Libya, NATO ittifakının güçlendirilmesi, Avrupa ile  ilişkilere önem vereceğini seçim konuşmaları sırasında vurgulamıştı. Ancak 6 Ocak 2021’de Trump taraflarının Capitol Hill (ABD Kongresi yani Temsilciler Meclisi ve Senato ile Yüksek Mahkemeye ev sahipliği yapan büyük bir binadır. Capitol Hill denilince bu kurumlar kastedilmektedir.) binasına Trump yandaşları tarafından yapılan işgal girişimi ve dört kişinin ölmesi Amerikan demokrasisinde büyük bir yara açmıştır. Bu olay aynı zamanda ABD’nin demokrasisine vurulan bir darbe olduğu kadar önemli bir güvenlik zaafiyetini de ortaya çıkarmıştır Türk Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklamanın ABD’nin itibarının zedelenmesinin bir göstergesi olduğu “CNN International” televizyon haberlerinde yapılan yorumlarda yeralmıştır.

Japonya’da bir süre diplomasi deneyimi kazandığı ileri sürülen, ABD’ni takip edebilecek kadar diplomasi deneyimi bulunmayan kariyer diplomat da olmayan bir siyasetçinin T.C. Büyükelçisi olarak ABD’ye atanmasının ardından, tüm bu zorlukların nasıl bir strateji ile üstesinden gelineceği ilerleyen aylarda görülecektir. Biden diplomasisinin Trump gibi kaba ve şantaja dayanan mektuplara, damatlar diplomasisine dayanmayacağı aşikar olmakla birlikte ABD Dışişlerine şahin diplomatların da atanmaya başladığı bir gerçek.

ÇHC ve ABD rekabeti :

Çin Halk Cumhuriyeti ve Amerika Birleşik Devletleri rekabetinin 2021’de, Afrika ve Uzak Doğu üzerinde yoğunlaşacağı bu yıl içinde Afrika kıtasında yapılacak zirvelerden anlaşılıyor. Her üç yılda bir yapılan ve Afrikalı ile Çinli politikacıların biraraya geldikleri Çin Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC, https:/www.focac.org) bu yıl Senegal’in başkenti Dakar’da yapılacak.Sağlık ve eğitim başta olmak üzere ekonomik alanda istihdama yönelik yatırımlara ihtiyaç duyan Afrikalı liderleri, BM Genel Kurul Toplantısından daha çok tercih ettikleri bu Zirveye katılacaklarını şimdiden beyan etmişlerdir. Afrikalı liderler Afrika kıtasının büyük devletler için bir “satranç masası” olduğunu ancak Afrika’nın alt yapı ve telekomünikasyon yatırımlarına ihtiyacı bulunduğunu çeşitli vesilelerle ifade etmişlerdir. Çin, Afrika’ya Huawei teknolojisi ile girmiş ve Trump’ın Huawei’yi boykot çağrısına Afrika devletlerinden uyan olmamıştır. ABD, Amerika’da Huawei’yi boykot etmeyi düşünmüş ancak Çin’deki Apple ve IPhone satışları nedeniyle bundan geçtiğimiz yıl vazgeçmiştir. Bugün Afrika’da 10.000’e yakın ÇHC firması bulunmaktadır. Afrika kıtasında eski İngiliz sömürgelerini bugün İngiliz Uluslar Topluluğu şemsiyesi altında toplayan İngiltere, batının bu kıtadaki varlığını istikrarlı bir şekilde sürdürmektedir. Nitekim 10 yıllık bir aradan sonra  Rwanda’nın başkenti Kigali’de salgın dolayısıyla iptal edilmezse Haziran 2021’de İngiliz Uluslar Topluluğu Hükümet Başkanları Zirvesi  (https://thecommonwealth.org/chogm) yapılacaktır.

ÇHC ve ABD rekabeti son zamanlarda Orta Doğu’da da belirginleşmiştir: Çin, kendisindeki salgını kontrol altına aldıktan sonra Mısır, Körfez ülkeleri, İran ve Irak’a doktor, sağlık çalışanları ile gemilerle tıbbi malzeme göndermiştir. Bugün Irak’ın en büyük ticari ortağı ÇHC’dir. Alt yapı hizmetlerinin yanısıra  Huawei, 5 G teknolojisini tüm Orta Doğuya yaymaktadır. Orta Doğu ülkeleri insan hakları konularında fazla soru sormayan ÇHC’ne ABD’nden daha fazla güvenmektedir. ÇHC,  Orta Doğunun ABD gibi polis gücü olmaktansa ticaret ve strateji ortağı olarak kalmayı daha çok tercih etmektedir.Çinliler akrobasideki başarılı hareketleri gibi bölgede, hem İsrail, hem Arap ülkeleri ile başarılı ilişkiler kurmuşlardır.İran’ın hasımları Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirliklerine dron satmışlar öte yandan İran’la ortak istihbarat ve silah mühimmat geliştirmesi ve bu konuda ortak eğitim konularında anlaşma imzalamışlar, İsrail’den liman kiralamışlardır. The Economist dergisinin Orta Doğu muhabiri Roger McShane’e göre; ÇHC, Orta Doğuda ABD ve Rusya’dan daha güvenilir bulunmaktadır. Tüm bunları ifade etmeye çalışırken Türkiye olarak bu dengeleri neden elimizde tutamadığımız sorularına yanıt arıyorum. Tabii cevabını tahmin edebilirsiniz. Daha Aralık 2020’de Beştepe’de ağırlanan Irak heyetindeki Erbil Valisi Irak’a döner dönmez yaptığı açıklamada Türkiye’yi işgalci olarak tanımlamış ve Irak’ta ekolojiye zarar verdiği yönünde demeç vermişti. Şimdi bu özgüvenin nedeni anlaşılıyor. ÇHC’nin petrol karşılığı Orta Doğuda  yol ve köprü inşa ettiği ayrıca Başar Esad’a da ekonomik alanda yardım edeceği yabancı haber ajanslarında yeralan haberler arasında. Türkiye ekonomisi için artık Suriye’ye de kariyer bir büyükelçi atanması zamanı geldi derim. ÇHC o kadar yoldan gelip sınırdaşımız pazarları eline geçirirken bize de seyretmesi kalıyor.

 Katar, Suudi Arabistan gibi artık ezeli düşman olarak göreceğimizi zannettiğimiz ülkeler  Suudi Arabistan’ın Al-Ula kentinde, Kuveyt ve ABD’nin gözetiminde  Körfez  İşbirliği Konseyi (https://www.gcc-sg.org>pages) ülkeleri ile Katar arasında 4 Ocak 2021’de imzalanan anlaşma ile 2017’den bu yana Katar’a uygulanan ambargoyu  kaldırmışlardır. Anlaşma imzalanırken damat Jared Kushner’in de bulunması Al-Ula Anlaşmasının  İsrail’in bilgisi dahilinde olduğunu ve siyasi yönüyle birlikte ticari ve mali içeriğinin de önem kazanacağını ve İran -ÇHC ittifakına bir hazırlık olabileceğini akla getirmektedir.

Uzak Doğudaki Gelişmeler:

Soğuk Savaş döneminden sonra dış ilişkilerde son dönemde çevreleme (hedge), dengeleme (balance) ve peşine takılma (bandwagon) gibi kavramlar kullanılmaya başlanmıştır. Uzak Doğuda ÇHC’ni dengeleyen askeri güç olarak ABD bulunmaktadır. Aslında ABD ve ÇHC arasında bir bölge paylaşımı bulunmamaktadır. Tayvan ve Hong Kong’u kollasa bile ABD şu sıralarda Trump’ın giderayak karıştırdığı içişleriyle meşgul. Bölgedeki en etkin kuruluş bir zamanlar benim de görev yaptığım Endonezya Cakarta’da merkezi bulunan ve 8 Ağustos 1967’de Bangkok’da, Bangkok Deklarasyonu ile kurulan  (https://www.asean.org) Güney Doğu Asya Ülkeleri İşbirliği Örgütüdür. 10 üyesi ile bölgenin en eski ve aldığı kararlar itibarıyla sözü geçen bir kuruluşudur. Yeni Zelanda, Avustralya ve Hindistan gibi ülkeler gözlemci olarak katılabilmekte, Hindistan ASEAN Forum’unu üye olarak izleyebilmektedir.

ÇHC ve ABD’nin rekabeti Güney Çin Denizi konusundadır. ÇHC, Brunei Sultanlığı, Endonezya, Malezya, Filipinler ve Vietnam’ın bu denizde kıtasal ve denizcilik konularında hak iddialarına karşın kendi deniz ticaretini serbestçe bu denizi kullanarak yapmakta ancak fazla bir gerginliğe de yol açmamaktadır. Zira Amerikan askeri varlığı bu bölgedeki dengeyi sağlamaktadır. ÇHC Başkanı Xi Jinping bir keresinde ” Asya işlerinden sadece Asya ülkeleri sorumludur” diyerek ABD’ne üstü kapalı da olsa bir mesaj göndermiştir. ÇHC Dışişleri Bakanı ise bir ASEAN toplantısında “ÇHC büyük bir ülkedir. Sizler küçük ülkelersiniz. Bu da inkar edilmez bir gerçektir” diyerek bölgedeki ÇHC gücünü ilan etmiştir. Bu nedenle ASEAN ülkeleri Trump’ın ÇHC’ne karşı hasmane tutumundan rahatsızlık duymuşlar ve çevreleme, dengeleme ve peşini takip etme (Hedge, balance, bandwagon)  gibi yeni diplomasi diline uygun bir yöntem izlemişlerdir. Seçilmiş Başkan Biden’ın diplomasiye önem veren dış politikası bu bölgeyi biraz olsun rahatlatacaktır denebilir. Japonya’dan sonra bölgedeki en büyük yatırımcı olan ÇHC’ne bölge ülkeleri sırtlarını dönmek istemeyeceklerdir. ÇHC’ndeki bir huzursuzluğun bölgeye yansıyacağı şüphesizdir. Bölge 1000 yıldır Çin’in kolunun altında yaşamış, İkinci Dünya Savaşından bu yana da bölgede Amerikan askeri varlığı dengeyi sağlamıştır. Bugün bütün Güney Doğu Asya ülkelerinde ticaret o ülkelere göç etmiş Çinli azınlığın elindedir. Çinliler bulundukları ülkelerin vatandaşlıklarını almışlar ancak geleneklerini korumuşlardır. ASEAN ülkelerinin başarı ile yürüttükleri çevreleme, dengeleme ve peşine takılma stratejisi şimdilik yolunda gitmekle beraber ÇHC ve ABD rekabetini bölgede rahatça izlemek mümkün. Özellikle son zamanlarda ÇHC’nin batısında Sincan (Doğu Türkistan ) bölgesinde Uygur Türklerine yaptığı işkencelere Müslüman ülkelerden bir kınama gelmezken ABD, ÇHC’ni kınamış, 1997’de yönetimi İngiltere’den ÇHC’ne geçen Hong Kong Özerk Bölgesinin idari ve hukuki sisteminde değişiklik yaparak demokrasiyi kısıtlamak isteyen ÇHC’ni, İngiltere’den bile sesini fazla yükselterek eleştiren yine ABD olmuştur.

Türkiye’nin ise Pekin’e dışardan atadığı siyasetten gelen diplomasi deneyimi olmayan büyükelçisi, bugün çoğu İstanbul’da yaşayan, geçmiş hükümetlerin zamanında kucak açtığı hatta sürgünde bir hükümet bile kuran Uygur Türklerine rağmen Çin’de uygulanan şiddet, sindirme ve yok etme politikasına ses çıkarılmaması ilişkilerin bir belirsizlik içinde yürüdüğünün göstergesi. SinoVac aşılarının incelemesinden ne çıkacağı ise şimdilik meçhul.

Avrupa ve AB’ndeki gelişmeler:

Avrupa’daki değişikliklerin başında  Almanya’da 2021 sonbahar aylarında Şansölye  Angela Merkel’in görevini bırakacak olması, İngiltere’nin Brexit sürecinin sonunda 1 Ocak 2021’de AB’nden çıkması, Covid-19 nedeniyle Avrupa ülkelerinde salgının devam etmesi, ekonomik ve siyasi gidişatı etkileyecek. Mart 2021’de yapılacak AB Konseyi Toplantısında Türkiye’ye yönelik yaptırımların görüşülecek olması Türkiye’yi yakından ilgilendiren gelişmelerin başında geliyor.

Salgın nedeniyle AB’nin  en fazla bağış ve kredi verdiği ülkelerin başında İtalya geliyor. Hollanda’nın bu yardıma itirazı gündemde.

2021 başlarında NATO Zirvesinin yapılacak olması ve Biden’ın bu zirveye katılacak olması  Avrupa ve Türkiye için önemli.

Bu vesile ile değerli okuyucularımın ve her görüşe yer veren özgür Ocak Medya ailesinin, Genel Yayın Yayın Yönetmenimiz Sayın Sinan Eskicioğlu’nun yeni yıllarını kutlar, nice sağlıklı, mutlu yıllar dilerim.

Önceki İçerikDijital-kripto paraların kullanımının dini hükmü nedir?
Sonraki İçerikÖzgürlük Anıtı’nın varlık sebebi, Müslümanlar…
Deniz Kılıçer
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here