29 Ekim 2019 Cumhuriyet Bayramı anısına İslam’da siyaset teorisi ve devlet modeli

2

İslam’da siyaset teorisi

Kur’an’da siyaset ve devlet modeli, toplumların yönetim şekli ve biçimleri konusunda özel ve ayrıntılı bir hüküm yer almaz; sadece genel dinî ve ahlâkî ilkeler hatırlatmakla yetinilir. 

Bu, İslâm’ın evrensel bir din oluşunun, az gelişmişinden ve kabile hayatı yaşayanından en örgütlü olanına kadar bütün toplumları kuşatan bir davete sahip olmasının da tabii bir gereği ve sonucudur. 

Bu sebeple Kur’an’da; 

1-danışma, (şura)

2-haksızlık yapmama, (zulüm)

3-emaneti ehline verme, (liyakat)

4-adaleti gerçekleştirme, (hukuk ve adalet)

Reklam

5-ahlâkı koruma, (dini ve milli değerler)

6-kamu düzenini koruma, (asayiş, emniyet)

7-Allah’a ve Resulü’ne mutlak, diğer âmirlere (günah ve zulüm içermeyen emirlerde) itaat;

Esasen daha çok genel içerikli olmakla birlikte siyasal düşünce için de hareket noktası olabilecek birtakım ilkesel hükümler bulunmaktadır. Kur’an’ın siyasetle ilgisi bu seviyededir. 

Ancak, Kur’an’da siyasete ilişkin doğrudan ve dolaylı atıfların bulunmasından hareketle siyasetin dinin temel unsurlarından olduğu veya dinin doğrudan ilgi alanına girdiği şeklinde değerlendirilmesi doğru olmaz. 

Resulullah (s.a.v)’ın Medine dönemi pratiği/tecrübesi İslamın siyaset teorisi ve devlet modelinin tesisi  öncelikli değil, dini tebliğ, ideal şekilde dini yaşama ve öğrenme-öğretme önceliklidir. Onun için islam dininin imanî (asıl, usul ve temel unsurları) konuları içinde, (Şia’dan başka) hiç bir kaynakta, imâmet (siyaset, yönetim ve devlet başkanının seçimi) meselesine yer verilmemiştir.

Gerek yaratıcı ile gerekse kendisi dışındaki diğer bireylerle olan ilişkiler bağlamında, bireyin gelişmesine vurgu yaptığı için siyasal düzenlemelerde bulunmak, Kur’an’ın temel amaçları içinde yer almamış ve bu düzenlemeleri, genel ilke ve amaçlar doğrultusunda yapmak, müslümanların yetenek, meleke, bilgi ve birikimlerine bırakılmıştır. 

Bundan da hareketle, Kur’an’da siyaset teorisi veya devlet modeli aramanın veya Kur’an’ı böyle bir söylem için ana malzeme yapmanın yersiz olduğu, fakat Kur’an’ın insanın siyasî zihniyetini oluşturan bir mesaj ve yönlendirmeye de sahip bulunduğu görülür. 

Reklam

İslam’da devlet modeli

Dünyada devlet modeli ve yönetim/rejim biçimleri, öteden beri en genel şekliyle, oligarşi ve demokrasi/cumhuriyet olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadırlar.

Oligarşi, azınlığın hükümeti. (Monarşi yani tek kişinin yönetimi bu katagoridedir.)

Demokrasi ise, halkın veya halk çoğunluğunun hükümeti demektir. 

Cumhuriyet, demokrasinin tam karşılığı olmasa da, demokrasinin uygulanması için en elverişli devlet modeli, yönetim biçimi cumhuriyettir.

Bugün gelinen noktada dünyada adaletin, insan haklarının gerçekleşmesini objektif olarak sağlamaya en uygun yönetim biçiminin demokrasi olduğu kanısı hâkimdir. 

İslâm, devlet ve yönetim biçimlerine ilişkin bir belirleme getirmek yerine, genel ilke ve amaçlar koymakla yetinmiş, insanlara da hem bu ilke ve amaçları hem de zamanın şartlarını dikkate alarak kendi yönetim biçimlerini belirleme ve düzenleme hakkı ve yetkisini bırakmıştır. 

İslamda insan haklarını ve evrensel insanî değerleri gerçekleştirmek, adaletle toplumun huzur ve mutluluklarını sağlamak amaçtır. Devlet modeli ve yönetim biçimleri araçtır.

Öyle olunca, tarihî ve felsefî temeli bir yana bir yönetim biçimi olarak, demokrasinin İslâm’da olduğunu ya da olmadığını ispatlamakla vakit geçirmek yerine;

İslam dininin kazandırmaya çalıştığı dünya görüşünü yakalamak, dinin hedef olarak gösterdiği amaçları ve evrensel idealleri gerçekleştirmek için; 

Müslümanların İslamı anlama ve yaşamada ne gibi katkıların ve tâdillerin yapılması gerektiği hususunda çalışmaları gerekir. 

Çünkü İslamda araçlardan (devlet modeli ve yönetim biçiminden) ziyade, yönetimde ilkeler ve amaçlar önemlidir. 

On dört asırlık tarihî süreçte İslâm toplumları, Hz. Peygamber ve Hulefâ-yi Râşidîn dönemleri hariç tutulacak olursa, saltanat ve hilâfet adıyla, çeşitli renkleriyle bir monarşi (tek kişinin yönetimi, padişahlık, hükümdarlık, krallık) ile yönetilmişlerdir. 

Bu tarihi süreci değerlendirken devlet modelinden ziyade, İslamın yönetimde ilke ve amaçlarının ne ölçüde gerçekleştirilip, gerçekleştirilmediğine bakmak gerekir.

Gerek Kur’an ve gerekse Hz. Peygamber’in sünnetinde müslümanların nasıl bir devlet teşkilâtı kuracağı, devlet başkanının nasıl ve hangi şartlarla seçileceği ve toplumun hangi siyasal şekil ve yöntemlerle yönetileceği konusunda ayrıntı verilmemiş, hatta bu konulara neredeyse hiç temas edilmemiştir. 

Buna karşılık gerek insan ilişkilerinde gerekse devlet-fert ilişkisinde hâkim olacak temel esas, ilke ve amaçlar üzerinde ısrarla durulmuştur. Bu ilke ve amaçları şu dört ana başlık altında özetlemek mümkündür:

1-Şûra/İstişare

Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı özenle kılarlar. (İdari) İşleri de aralarındaki danışma ile yürür. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar (Şûra,42/38).

2-Adalet

“Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa adaletten asla ayrılmayan, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (İnsanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır” (Nisa, 4/135).

3-Liyakat

“Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor. Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir” (Nisa, 4/58).

4- Yönetilenlerden olan, ül emre/yöneticilere itaat 

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin, sizden olan ülü’l-emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve âhirete gerçekten inanıyorsanız- onu, Allah’a ve peygambere götürün. Bu, elde edilecek sonuç bakımından hem hayırlıdır hem de en güzelidir (Nisa,4/59).

İslâm’ın iki aslî kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’te, herkes tarafından korunması gerekli temel hedefler, ilke ve esaslar gösterilmiş, bunları gözetmek şartıyla müslümanların sosyal sözleşmelerini diledikleri tarzda yapabilecekleri, dönemlerine ve şartlarına en uygun yönetim şeklini seçip gösterilen muhtevayı ve amaçları bununla yakalayabilecekleri anlatılmak istenmiştir. 

İnsanlığa tebliğ edildiği günden beri, farklı siyasal yapı, kültür, gelişmişlik ve geleneğe sahip her toplumda benimsenme ve canlılığını koruma iddiasındaki İslâm dininin, toplumun yönetim şekli, devlet modeli ve anayasal yapısı ile ilgili olarak ayrıntı vermemesi, böyle bir anlam taşır. 

Hâkimiyet milletindir

“Demokrasilerde egemenlik halkındır, İslâm’da ise Allah’ındır!” sözü esasen farklı iki kaynağa ait değer hükmünün iyice düşünülmeden bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş avamî bir söylem olup, günümüzde de başka amaçlar uğrunda kullanılan bir slogan ve bir demagojiye dönüşmüştür. 

Bu yaklaşım, aynıyla, Hâricîler’in hakem meselesindeki tutumundan ötürü, Hz. Ali’ye karşı çıkarken sarfettikleri “Hüküm Allah’ındır” sloganı gibidir. 

Hz. Ali bu sözü duyunca, bunun bir yanıltmaca olduğunu anlatmak üzere; “Bu söz doğrudur; fakat siz onu meşrû olmayan maksatlar için kullanıyorsunuz” demiştir.

Bugün artık herkes biliyor veya kabul etmese de fiilen şahit oluyor ki, âlem üzerinde iradesiyle ve kudretiyle mutlak hâkim olan varlık; Allah’tır. 

Bütün varlıklar bu küllî hâkimiyetin altındadır. Burada söz konusu olan hâkimiyet metafizik ve ontolojik anlamda hâkimiyettir. 

“Hâkimiyet milletindir” sözündeki hâkimiyet ise, metafizik ve ontolojik hâkimiyetten farklıdır. 

“Hâkimiyet millete aittir” derken kastedilen husus, siyasal iktidarın, herhangi bir şahsın, sınıfın, zümrenin, ailenin veya mezhebin, tarikatın ve cemaatin doğal veya kutsal hakkı olmadığı, tam tersine, bu hakkın millete ait olduğu ve yöneticilerin onun tarafından belirleneceğidir. 

İslâm siyaset teorisi ve devlet modeli ana çizgisi de işte bu yönde oluşmuştur.

Vesselam.

Kaynak:

(D.İ.B, İlmihal II, İslam ve Toplum, Siyasal Hayat)

2 YORUMLAR

  1. Sayın RNE,
    Biz islamda siyaset ve devlet modelinin, yani kadim “imamet” konusunun Şia’da ve Hariciler’de olduğu gibi dininin imanî (asıl, usul ve temel unsurları) unsurları içinde, yer almadığını;

    Devlet yönetimi ve siyasal düzenlemelerde bulunmak, Kur’an’ın temel ilke ve amaçları içinde yer almadığını;

    Siyaset ve devlet yönetimi modeli düzenlenmesini, islam dininin genel ilke ve amaçlar doğrultusunda, müslüman idarecilerin, rasihın ulemanın yetenek, meleke, bilgi ve birikimlerine bırakıldığını söyledik. Size de bunu yapmışsınız, tebrikler, başarılar dilerim,selamlar.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here