33

0

Aradan tam 27 yıl geçmiş. Bir kez daha kana bulandı 33. 

Yazması kolay ancak okuması o kadar da kolay değil. Rakamların tek başına okunmasının acısı az, bir araya geldiğinde kaldırılması ateş topu.

Baştan da okusanız sondan da okusanız 33. Aşağıdan da baksanız yukarıdan da baksanız sonuç yine değişmiyor; 33.

Hayat, rakamların bir araya gelmesiyle oluşan sayılar yığını mıdır?

Vatan evlatları 1’er 1’er, 10’ar 10’ar, 20’şer 20’şer, 33’er 33’er toprağın bağrına emanet edilirken; yaşadıklarımız ruhsuzluk sendromu mudur?

Mesele “birkaç tane” denilecek kadar basit midir?

Haberlerde “33 şehit” denerek basit bir sayı yığını gibi geçiştirilmeye çalışılıyor. 1 şehit ile 33 şehit arasındaki farkı birileri bize anlatabilir mi?

33 demek, tam tamına 33 genç fidan demek. 33 demek, cehennem ateşine dönen 33 yürek demek. 

Reklam

Ana demek, baba demek, kardeş demek, eş demek, çocuk demek; kısaca millet demek.

Son bir ayda İdlib’de verdiğimiz şehit sayısı sadece 33 değil ki.. 

3, 1, 2, 5, 4.

33 kahramana bu kahramanları da eklediğimizde toplam 48 vatan evladı ediyor.

Hikmetine sual olunmaz ama ben yine de sorayım: 

1’er 1’er 3’er 3’er gittiğinde sesimiz neden 33’er gittiği zamanki kadar çıkmıyor? 

Şehit diyoruz, can diyoruz, evlat diyoruz, baba diyoruz da her kara haberin ardından verilen tepkiler hiç ama hiç değişmiyor.

“Misliyle karşılık verdik”, “şehitlerimizin kanı yerde kalmadı”, “kimse bizim gücümüzü test etmesin”, “şu kadar kişiyi öldürdük”..

Reklam

Sonuç?

Geride kalan yetimler, öksüzler, yanan yürekler. Toprağın bağrına düşen evlatlar.

Benim parmağım koparıldıktan sonra, karşı tarafın kolunu koparsanız ne yazar?

Tüm bunlar, iş bilmezlik midir yoksa “şehitler tepesi boş kalmasın” anlayışının bir ürünü müdür?

Savaş bir oyun değildir. Barış dururken egolarımızı şişirerek girdiğimiz savaş tünelinden çıkmanın zamanı gelmedi mi?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tezkereyle ilgili “Oradaki askerlerin burnu kanamasın diye tezkereye içimiz yana yana ‘evet’ diyeceğiz” demişti.

Şimdi her yanımız yangın yeri.

Dışişleri Bakanımız da günler öncesinden askeri üniformasını giyivermişti. Birinci vazifesi diplomasi olan bir bakan, giymişse askeri üniformasını, bize de acıları yaşamak düşer. 

Şimdi olduğu gibi.

Bakın Üstad Necip Fazıl Kısakürek ne diyor!..

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,

Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,

Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;

Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!

Şimdi aklıselim davranma zamanı, şapkamızı önümüze koyup düşünme vakti. “Emevi Camisi’nde namaz kılma” politikasının bizleri soktuğu bu karanlık tünelden nasıl çıkacağımızı istişare etme dönemi.

“Akıl akıldan üstündür” deyip toplumun tüm kesimlerini kucaklayarak bu savaş ortamından uzaklaşma zamanıdır. 7’sinden 70’ine kadar herkese fikir danışıp el birliğiyle bu cehennemden çıkma vaktidir.

Kısacası 1 tek vatan evladını dahi kara toprağa değil hayata bağlamanın yollarını aramanın zamanıdır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here