4 Kardeşi Ölüme Götüren Sebep Ne?

3

“mübalağa yorgunum bu ölüm bâzârında
gözlerimin akında cesedim ışıldıyor
acım dirhem etmezken ağır geldim hayata
münzevi bir gecede direnmek de hayli zor
………….
evet intihar haktır denemeyen alçaktır
bilseler ne yorgunum bu ölüm bâzârında
çekip gitmek erdemli-katlanmak zor geliyor
üstelik bekleyen çok şairler mezarında”

Ne zaman kendi canına kıyanların haberi ile sarsılsam bu dizeleri gelir aklıma Sefa Kaplan’ın. 
Dün Fatih’te 48-60 yaş aralığında 4 kardeşin eş zamanlı intiharı haberi ile sarsıldı Türkiye. Bundan 8 yıl önce de daha genç yaşta 4 kardeş birlikte intihar etmişlerdi. 

Tüm intiharlar gizemlidir.
Ama 2011’deki intihar özellikle alışılmadık isimli kardeşlerin dehşet verici eylemiyle 4 değil 44 kat gizemli idi.
Bu defa da 4 kardeş bir arada canlarına kıydı. Yazık ki ölenlerin kendilerini anlatma şansı yok. O yüzden fakirlikten intihar açıklamasına da ihtiyatla yaklaşmak lazım.

İnsanlar kapattıkları kapılarının ardında her ne yaşarlar bilinmez.
4 kardeşin ilerlemiş yaşlarına karşın aynı evi paylaşmak zorunda kalmaları, hikayelerine yansıyan kaybetme hali ve çevrenin anlattıkları ekonomik güçlerinin pek de kifayetli olmadığını göstemektedir.

Buna karşılık profilleri ne kadar sağlıksız olsa da bu insanların bu nedenlerden bir veya bir kaçı yüzünden kendilerine kıydıklarını söylemek mümkün olamaz.
Belli ki ağır bir travma ve umutsuzluk hali onları bu yola sokmuş.

Hiçbir ispatı olmasa da bu ölümün içlerinden birinin fikri olabileceği gibi tuhaf bir polisiye senaryoya dair de spekülasyon yapılabilir.
Bu kabil felaketlerin tuhaf bir kopyalanma hali de yok değil.

Hayatın sonunda ölümün olması hepimizi bir tür idam mahkumu yapmıyor mu? Er veya geç. Genç ya da yaşlı. Güzel veyahut çirkin. “Kullü nefsin zaikatül mevt / Her canlı ölümü tadacak” demiyor mu kutsal kitap?

4 kardeşin birlikte ölümü kaderin bir neticesi olsa da, yine de hepimizi durup düşünmeye sevk edecek detaylar yok değil.
Türkiye toplumunun sosyolojisinde bazı çivilerin yerinden oynadığını ve bunun arka planında iktisadi tercihlerin rol oynadığını bir, iki ve üç yazı ile ifade etmiştim.

Kadın cinayetleri gibi konuların arka planını da dolduran bu sosyolojik patolojinin temelini şu tespitte özetlemiştim:
“İnsan “homo faber” yani üreten insandır. İktidarın kurduğu tuhaf yapı içinde özellikle tarımsal üretimden de koparılan geniş kitlelerin endüstri ya da hizmet sektörüne dahil olmadan hayatlarını idame ettirebilmeleri Türkiye’ye gerçek üstü bir görünüm verdi. 80 milyonluk ülke neredeyse yarısını üretim dışı tutarak işliyor. Bunun böyle olduğu öylesine aşikar ki kendisini acaip bir sosyolojik neticede gösteriyor.”

Reklam

Kendi isteğiyle yada değil işsiz kalan işsizliğe sevk edilen geniş halk kitleleri giderek temel insan özelliklerinden uzaklaşıyorlar.
Üretimin ve verimliliğin dışında kalmaları insanları giderek asgari düzeyde dahi hayata katılımdan uzak tutuyor.

Geniş kitleler için bu konformist bir kolaycılık ile kafeslenmiş bir oy tabanı manasına geliyor. AKP İstanbul’da değil, ekmeğin aslanın ağzında olduğu hiçbir büyük ilçede varlık gösteremezken, hayatın biraz daha düşük viteste devam ettiği yörelerde varlığını koruyabiliyor.

Yine bağlantısını paylaştığım yazılardan en sonuncusunda bu sosyolojik travmaların arka planındaki karanlık gölgeye dair şunları yazmıştım:
“…. toplumun gelir eşitsizliğinin altında inlediği ve bunu sağlayacak olan devletin bu konuda ellerini bağlayıp oturduğunu görmek gerekir. Bir toplumdaki bütün kötülüklerin ardında eşitsiz gelir dağılımı vardır.
Toplumu yönetenler hatayı burada aramadıkları hatta bizatihi bu eşitsizlikte kendilerine yaşam alanı buldukları için en çok oyu kaptıkları ilin en inanılmaz istatistiğe sahip olmasındaki çelişkiyi de sorgulamayacaklardır.”

Gelir eşitsizliğinin bütün kötülüklerin anası olduğunu iktidarının 17. yılında hala anlamamakta direnen iktidara bunu plaza dili ile “orta gelir tuzağı” diyerek anlatanların başında gelen muhalefet ve partileşme kaygısında olan yeni partilerin derdi bunu bir türlü anlatamamak olmalı.

Şehir hastanelerinin müşterisinin çok olacağı gibi bir umut ile vatandaşın sağlığını ticarileştirmekte beis görmeyen neo liberal kapitalizmin; “kapitalizmin” sosyal demokrasi ile törpülenmiş uygulamalarından hiçbir şey öğrenmemiş olması bu ülke için en acı gerçektir.

Kapitalizm ülkemizde olduğu gibi tam 70 senedir neredeyse biteviye sağcıların tekelinde tatbik ediliyor. Bir övünç vesilesi başarı hikayesi gibi sunulan bu bitimsiz hikayenin aslında kendi kuyruğunu yiyen bir yılan olduğunu anlamalıyız.

Siyasetin, milliyetçilik ve din kavramlarının üzerinden kurduğu bu düzenek, yazık ki örnekleri batıda görülen tarzda yapılara dahi hazır değil.

Ülkemizin buzdağının tepesinde dün kadim Fatih ilçesinden yansıyan haberin öznesi olan kardeşlere Allah’ın acımasını talep ediyorum.

Reklam

Bu ülkenin insanlarının hak ettikleri çalışma, yaşama, eğlenme, dinlenme, gezme ve kendilerini gerçekleştirme çabalarını anlamayan yönetme anlayışına ise; “artık yeter” demek istiyorum.

3 YORUMLAR

  1. Sayın Veysi Dündar bey,
    Yaşanan acı olayın bir nevi perde arkasını yazmışsınız. Bence de çok önemli bir konuya dikkat çekiyorsunuz.
    Ben, yaşadığımız dönemde ki yönetim tavrını yorumlarken , kendimce ” Cahiliye dönemi” dediğimiz döneme çok benzetiyorum.
    Hangi konuyu irdelesek yönetimin tavrı nedense bana hep Cahiliye muktedirlerini hatırlatıyor.
    Köşe komşunuz Sinan Eskicioğlu bey bu konuda güzel yazılar yazıyor.
    Muhatap cahiliye mantığıyla hareket edince.
    Karşıdakine de Peygamber sabrı kalıyor.
    Çalışmalarınızda kolaylıklar dilerim.

  2. fıratın kenarında bir kurt keçiyi yese bu benden sorulur diyen bir ömerin ayağının tozu olmak için bu gibi facialar ve trajik ölümler karşısında başını yastığa koyup uyumak mümkünmüdür.
    lafla ömer olunmaz.ömer olmak için iki mum sahibi olmak gerekir.

  3. bireylerin hasta olabileceğinden tutun, travma ile devam edip, kader diyerek te sonlandırabilirsiniz.
    kadın cinayeti, şehir hastaneleri, herşeyi kar etmek üzerine de kurgulanabiliriz,
    yada insan hayatı rey’e indirgenebilirmi diye de sorabiliriz,
    gelir adaletsizliğinin sonuçlarına da bağlayabiliriz.
    her ne bahane bulursak bulalım giden geri gelmez..
    bunca zaman inanç üzerinden kaderdir şudur budur diyerek herşeyi değerlendirdiler
    artık herşeyi otraya döken bir medya var. insanlar deneyimlemiş, herşeyi herkes hörüyor artık.
    sosyal devlet kavramı!
    bir aile yada bireye maddi yardım, sağlık yardımı, eğitim yardımı yada kolaylığı nasıl olmalı?
    ottizli yada özürlü çocuğu olan aile ne yapmalı? (sen birşey yapmadan devlet kendisi gelip çocuğunu şu özel yapılmış yuvaya vereceğiz orada eğitim barınma sağlık bakımı yapılacaktır mı demeli?)
    kadın sığınma evi çözümü ile kısa süreli geçici tedbirler hemen alınırken kanunla düzenlemeler arkasından yapılmalı.
    camilere, kültür sitelerine, kütüphanelere, tiyatrolara vb dernek faaliyetlerine, mesleki faaliyetlere insanlar yönlendirilmeli.
    sen bunu devlet olarak yapamaz yapmaz san birileri gelir senin çoluğunu çocuğunu badem odalarına, ikna odalarına, konsmatris eğitimine, cadılar bayramı yada maskeli balolara hazırlar!
    okullarda ahlak dersi ve din kültürü, beşeri ilişkileri çocuğa önemli eğitim-bilgi olarak veremezsen çocuk otobüste hamile kadına yaşlıya neden yer verilmesi gerektiğini anlayamaz..
    zaten o coucugun park yerine bina dikmiş birileri,
    her okulda spor salonu yok, resim müzük odası yok yapılmamış hatta planlanmamış bile..
    domates ağacını! bilmiyor, hiç toplamamış, hamsiyi kavakta yetişirken görmemiş,
    bu çocuk nasıl atom parçacıklarını, nükleer enerjiyi, radyasyonu bilecek, kendini koruyacak!
    nasıl ilaç yapacak, yaralara hangi merhemi sürecek? muhterem yetmez ama evetçiler..

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here