7 Nokta 8’den Daha Kötü

1

7 Nokta 8, 1999 Marmara depreminin büyüklük derecesi. Bu depremde ekonomik ve sosyal yıkım yaşadık, çok insanımızı kaybettik. Etkisi yıllarca sürdü, hala sürüyor. 

Mehmet Bey’le sohbet ediyoruz. Konu, memleket meselesi. Bana iltica eden insan sayısından, beyin göçünden söz etti; her yıl artış gösteren, yüz binlerle ifade edilen sayılar verdi. Sayının bu kadar yüksek olduğunu bilmiyordum. “Çok kötü, 7 nokta 8’den daha kötü.” cümlesiyle üzüntümü dillendirdim.  

Bir insan, kendi ülkesinden niçin ayrılmak ister? Hayatımı göz önüne getirdim, göç veya iltica edenleri anlamaya çalıştım. 

İnsanoğlu, yaratılış olarak ideolojik, ekonomik, biyolojik ve özgürlükçü varlıktır. Her insan, “Su akar, yatağını bulur” misali, bu dinamiklerin yönlendirmesiyle bir mekânda mukim olmak ister. 

Yurt dışında yaşamayı hayatımın iki farklı döneminde ciddi olarak arzuladım. İlk dönemdeki neden ekonomikti, biraz da uçarı hevesti. İkincisi, özgürlük nefesi alamadığımız yıllardı. İnancımızı yaşayamıyor, her kanal ve ortamda aşağılanıyorduk. Ne aşımızdan ne işimizden bir tat alabiliyorduk. Gündüzler kâbus, geceler sırdaş olmuştu aile fertlerimize. Çok kişinin iltica ettiği bu dönemin adı, lanetli “28 Şubat Süreci”ydi. 

Türkiye, coğrafya ve tarih olarak en güzel, stratejik ve politik olarak dünyanın en zor bölgesinde bulunuyor. Burada vatandaş olmak hem şans hem zor. Her insanımız, tarihin ve coğrafyanın verdiği bu yükü taşımak, avantajı yaşamak zorunda. Bu güzellikler, zaman zaman bizde istikrarsızlığa yol açıyor, bizi iç ve dış düşmansız bırakmıyor. 

Bu topraklarda iç ve dış nüfus hareketi bitmez. Ancak güzel ülkemizin suyunu içmiş güneşinden ve toprağından gıdalanmış, birikimiyle hayata tutunmuş bu insanlar, yurt dışına niçin göç ederler? Bu bir emek, kaynak, değer kaybı değil midir? Bu göçü, bu ülke hak etmiş midir? Bu, tahribattır, bir yıkımdır; 7 nokta 8’den daha beterdir.

Bir yazımda “Bu ülkenin haini bitmez” demiştim. Dış güçlerin uşağı olarak bölücülük yaptığı, yine aklı, midesi ile birilerine bağımlı hale gelerek hainlik dürtüsüyle darbecilik yaptığı için cezalandırılmak korkusundan dolayı iltica edenleri bir tarafa bırakıyor, sayıları önemli miktarda da olsa, onların kaçışlarını bir kayıp olarak görmüyorum. Ancak hukukun yanlış yorumlanması, adaletsiz uygulamalar ve intikama kurban olunma korkusuyla ülkemizi terk eden insanların kaçışlarını ciddi buluyorum. Bu sebeple iltica eden varsa bunun suçlusu kaçan değil, “Adalet, mülkün temelidir” sözünü temsil noktasında ve sorumluluğunda olanlardır. “Ululemire itaat”ten maksat, “adalet”e itaattir. Adaletten sapmış her uygulayıcı, ülkemizin değerlerini, birikimini öldüren suikastçı gibidir. 

Reklam

Ülkemizdeki yükseköğrenim seviyesini yetersiz bularak yurt dışına gidenlerin dönmeyip gittikleri ülkelerde kalmalarını, kişilerin daha konforlu ve yüksek kazançlı bir hayat için yabancı ülkelere yerleşmelerini hiçbir şekilde anlamıyor ve onaylamıyorum. Beyni gelişmiş, bedeni sağlam, ruhu zengin insanlar, bir ülkenin gerçek servetidir. Bu servetin yurt dışına kaçmaması gerekir. Bu durumu engelleyen, iltica özentisini yok eden, Türkiye’de kalmayı ve ülkemize değer katmayı özendiren, maddi ve hukuki tedbirler almak zorundayız.  Her sonucu, bir sebep hazırlar. İltica bir sonuçsa, sebep olan eğitim sisteminin, hukukun, ekonominin arızaları gözden geçirilmeli, ilgili alanda derhal tedbirler alınmalıdır. Ürün bozuksa, yapılacak akıllıca iş, ürünün yetiştiği toprağı, ürünü çıkaran makineyi veya makine ayarlarını gözden geçirmektir, değiştirmektir. 

Erozyon, toprağın aşınmasıdır. Şiddetli rüzgar, düzensiz akarsular, kontrolsüz şehirleşme, ormanların talan edilmesi birer erozyon nedenidir. Erozyon; çölleşme, çığ, verim azalması gibi sonuçlar doğurur. Nüfus göçü de bir sosyal erozyondur. Her göç, küskün insanlar, fakirleşen millet, güvensiz ve yarını olmayan bir toplum demektir. 

Amacımız, birilerini veya kurumları suçlamak değil. Ülke dışına göç ciddi bir kaynak kaybıdır. Bu, ciddiye alınması gereken milli yaradır. Bunun tedbiri; meydanlarda nutuk atmak, makamında terfi etmek, birilerinin ayağını kaydırmak, maaşları yükseltmek ve aile fertlerini ömür boyu garanti altına alacak yasalar çıkarmak, hizmet aşkına sahip insanların önünü kapatmak, acı gerçekleri dillendirenleri değersizleştirmek, sahip olduğu yetkileri bir kazanç aracı olarak kullanmak, adalet terazisine müdahale etmek, hak ve hukuktan söz edenlere sağır sultan olmak, vatanseverlik aşkıyla hizmet etmek isteyenleri küstürmek değildir. 

Altının kıymetini sarraf bilir. Ülkemiz Türkiye altından da kıymetlidir. Ya sarraf olunmalı ya sarraflara imkân verilmeli. Yarın, geç olabilir.

Doğrudan iletişim için: kadir@kadirdurgun.com

1 YORUM

  1. sn.durgun yazdıklarınıza katılıyorum.
    ancak liyakatın bilginin tecrübenin parti rozeti karşısında bir hiç olduğu bir ülkede gençler nasıl ileriyi düşünecekler.
    batmış denilen iskandinav ülkeleri bugün göçmen alacaklarını duyursalar konsolosluklarının önündeki kuyrukların kaç kilometre olduğunu görürüz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here