ABD’nin yeni Orta Doğu paylaşımı, Suriye defterinin kapanması ve benim yanaklarımdaki gözyaşları

16

Yazılarımı takip edenlerin bildiği gibi, ben “Türk ve Kürtlerin müşterek geleceğinden yana bir gazeteciyim”.

Ayrıca, Kürt meselesine “Bölgesel Kürt meselesi ölçeğinde bakılması” gerektiğini savunuyorum.

Bu tavsiyem; hem “aklıselim olanlar”, hem de “ben merkezli milliyetçiliği düşünce merkezlerine yerleştirmiş olanlar” için geçerli.

Bu şekilde bakılamazsa bu problemin çözümü neredeyse imkansız.

Son Suriye operasyonu, operasyon süreci ve sonrası meydana gelen anlaşmalar çerçevesinde de gördük. Bu yol ve yöntem; hem Türklere, hem Kürtlere, hem de bölgeye hayır getiresi değil.

İki taraf da, kaybediyor ve bu bakış açısıyla kaybetmeye devam edecek.

Hep dışarıdan gelenler kazanacak. Nifak tohumlarının fay hatlarında açtığı yarıklar içinde oluşturdukları depremlerle.

Bu duruşumu anlatmaya ve vicdan sahibi okurlara bir şeyler söylemeye gayret ettim, yazılarımla. “Ülkücüler” için de yazdım, “Kürtçüler” için de.

Reklam

Meseleye “Türk penceresinden bakanlar” bana daha çok ve keskin tepkiler verdi. Kürtlerden de tepki aldım ama daha çok fikirlerime katılanlar olduğunu gördüm. Kalbi kırılmış olanlar da vardı elbette. “Hem kardeş diyorsunuz, hem bize saygı göstermiyorsunuz” en çok söylenendi.

Bir iletişim problemi olduğu gerçek. İletişimde temel problem, meselenin sakin ve sabırlı bir şekilde, açık-aşikar konuşulamaması. Birbirleri hakkında birçok ön yargıya ve yanlış verilere sahipler. Kafaları bulanık olanlar-karıştırılmış olanlar da ortalığı karıştırmıyor değil.

İki tarafın içinde elbette “aşırılar” da var. Ama çoğunluk, kendi mahallelerinin “diğerine yakın kesiminde”. Yani “diğerine doğru” birer adım atsalar, el sıkışabilecek mesafedeler.

Hiç arzu etmediğim ve sosyolojik açıdan, “derin toplumsal yaralar açacağına inandığım”, “operasyon-harekat” da oldu ve bütün bu tartışma ortamına “bomba gibi” düştü.

Düşünün, bu kardeş olması gereken iki toplumun arasını bulmak, “coniye” düştü.

Kim ne elde etti, hangi kahramanlıkları gösterdi, kim yendi-kim yenildi, ne alındı ne verildi, hiç umurumda değil. Kardeşlerin kavgasından “fayda ummak” ahmaklık değil mi ki?

Benim hatıralarımda; “bu milletin tarihindeki kardeş kavgalarından birisi” olarak kalacak.

İnsanlar hiç düşünmedi; “ya biz bu noktaya nasıl geldik?” ve “bu bir çıkış yolu mu?”

Reklam

“El-Alem”, bizim kavgamıza “hakem oldu”, “el ovuşturdu”, “bayram etti”, “stratejik avantaja dönüştürdü”, “bölgesel menfaatlerine meze yaptı”, “pazarlıklarında bizi masaya sürdü”, “bizim üzerimizden prim yaptı”, “bize hakem oldu”.

Ama çok tehlikeli olan bir şey oldu. Halk bir birinden daha da koptu. Kürt ve Türk düşmanları bu fırsatı elbette “mükemmel” değerlendirdi.

Sınırın bu yanındaki çocuklar “Mehmetlerinin kahramanlıkları ile coşarken”, sınırın öbür tarafındaki çocuklar “mahallesini savunan keleşli delikanlıyı kahramanlaştırıyordu”.

İki tarafın hikayeleri “ayrılık-düşmanlık üzerineydi” vesselam.

Çok üzgündüm, yazı yazmak hiç istemedim., elim kaleme gitmedi günlerce.

Kosova’da tanıştığım “Malatyalı Ülkücü Kürt Abdullah ağabey” geldi aklıma, Somali’de “Turkish Restoran tabelasının yanına Türk bayrağı dikmiş, Kürt Salih kardeş” geldi aklıma.

Sonra, “Avrupa ülkelerinde birbirlerini boğazlayan Türkler ve Kürtlerin görüntüleri” geçti yabancı haber kanallarından.

Temel Karamollaoğlu’nun “Türk-Kürt asırlık kardeşliği” sözüne, sosyal medyada “biz kardeş değiliz artık diyen binlerce Kürt’ün tepkilerini” iletmek geçti zihnimden.

Müslümanca yola çıkanların “ırkçılığa savrulması” tokat gibi yapıştı suratıma.

Macaristan Budin kalesinin son komutanı, kahramanca çarpışan ve bu millet için Macaristan’da, Budin kalesinde, şehit olan Arnavut Abdurrahman paşa geldi gözlerimin önüne. 

Yuh dedim, yuh. Sırp’a kucak açana yuh. Yarın bize de aynı muamele yapılır mı diye düşündüm, korktum kendi düşüncemden. Türk Arnavut ilişkileri de yönetilemez noktaya getirilir mi?

Osmanlı, sadece ve sadece, adalet ve halka gösterdiği saygı ile Arnavutların ve Boşnakların Müslüman olmasını sağladı, Balkanlarda. Kılıçla değil. Kılıçla olsaydı, Edirne’den sonra üç defa kılıçtan geçirdiği Sırplar Müslüman olmalıydı. Hayır, Sırplardan ve Bulgarlardan zulüm gören Arnavutlar ve Boşnaklar, Türklerin İslam’ı tebliğine “evet” demişti. Adalet idi, saygı idi, hoş görmek idi, bu evetin arkasındaki psikoloji.

Akıldı, Türklere yol gösteren Balkanlarda. Yunuslar, Saru Saltuklar, dervişlerdi. Gönül ehli idi.

Demokrasi idi, Türklere Balkanlarda yol gösteren. Toplumların hak ve hukuklarına saygı idi. Yerel yönetim tarzlarına ardına kadar kapı aralamak idi.

Bu Türkler nerede şimdi?

Yürekleri küçülmüş, akılları dumura uğramış, adalet anlayışları rafa kaldırılmış bu Türkler o Türkler değil, kesinlikle değil.

Milliyetçilik gereği yapıldığı söyleniyor, bu operasyonların.

Milletini küçülten milliyetçilik olur mu? “Onlar”, niye millete dahil değil ki? Kabahat kimde?

Orhun yazıtlarını da mı okumuyor, bu günün Ülkücüleri. “Az milleti çok kıldım”. Ne demek? Kabileciliği kaldırdım demek değil mi?

Peki, yaptıklarımızla nasıl bir neticeye vardık?

Rus ve Amerikalı vermişler kafa kafaya, anlaşmışlar. Paylaşımlarını yapmışlar.

Savaşı çoktan bitirmişler.

Başka coğrafyalardaki “kanlı tezgahları” çoktan kurmuşlar.

Rusya Suriye’yi kapmış, bölgenin “kahyası” olmuş. Amerika Çin’e kilitlenmiş, İran’ın “destabilitesi”, İsrail’in “güvenliği” garantisini almış. Kürtler Amerikalıların olmuş.

Biz de “milliyetçilik adına” kardeş kavgasını büyütmüş de büyütmüşüz.

Biz bu oyunu bozmak için “akıl oyunlarına” değil, “akılsızlık oyunlarına” dalmışız. Akılla çözülmesi gereken meseleleri, pazu ile çözmeyi akıllılık sanmışız. Aklı eksik olan pazuya müracaat edermiş.

Elimizde ne kaldı? Bir miktar arazi. Güvenli bölge. Ya Kürtler? Nasıl tamir edilecek kırılan kalpler?

Başarı mı, değdi mi sizce?

Putin’den gelecek tafralar da cabası.

“Düşman Suriye devleti, düşman Suriye Kürtleri”, büyük başarı doğrusu.

Beni sormayın, üzüntüm dağlardan büyük.

Çanakkale’ye gitmeyeceğim artık.

16 YORUMLAR

  1. Her meseleyi 300 yıllık millyetcilikle algılayanlara 1000 yıllık değerlerin hatırlatılması lazım . Bunun da reçetesi dinde. Fakat inançları kalbinde hissetmeyenlere bunu anlatamazsiniz. Ortak payda sadece din. Bugünlerde zaferlerinden bahsedenlere Selahattin Eyyubiyi anlanlatmak lazım. Her şeyden öte inandım denilen ahirette nasıl hesap vereceğimiz. Orada da artık Fransız ihtilalinden alıntılar kendini kurtaracak bilecekmisin. Gerisi hep lakirti. İnanç dünyaya şekil vermek içindir.

    • Merhaba Ömers, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Bahsettiğiniz mesele çok önemli. Bu ortak parametre Türkiye’nin Balkan politikasına dahi olumlu etki etmiş ve Arnavutlarla ilgilenilmeye başlanmıştı. Ama 2011’den sonra ne olduysa oldu, AKP bu parametrenin dışına çıkmaya başladı ve sonunda nasyonalist benzeri bir politika izler oldu. Benim korkum, bu birleştirici noktayı da aşındırmış olmak. Samimiyetten uzaklaşmış olmak. Kolay gelsin.

  2. Adaline hanım! Sizi bayaği merak ettimiştım, demeki savaşı iliklerinize kadar hissetmeniz sizi çok fazla etkilemişki, sevdiğiniz mesleginize dahi ara verdirecek kadar sarsmiş.
    Bir insanda vicdan olunca akan sular durur.
    Birde, savaşların çocuk kurbanlarını gördükce,insan insanliğindan utaniyor ve iğreniyor.
    Heleki bu şavaşlar sadece birilerinin koltuklarıni koruya bilmek için yapılinca, ve yapanların savunlmasıde başka bir kaniyan yara.
    Sizde zamanında çocuktunuz ve savaşı bütün benliğinizde yaşayan birisi olarak,
    Sizi dahada fazla etkilemiş.

    Anlami hayli kaliteli bir yazı, ellerinize sağlık.

    • Nurdan hanım merhaba. Değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Şahıslara yapılan fenalık bir nebze katlanılabilir, ancak artık bütün millete fenalık yapılması noktasına gelindi. Kötülüğün gelecek üzerinde bırakacağı derin negatif izler o kadar aşikar ki, bunu ancak “ihanet” kelimesi tanımlar. Bu da millet adına tahammül edilebilecek ölçüde bir şey değil. Neyse ki, Benim korktuğum olmadı ve iş toplumsal çatışmaya dönüşmedi. Millet bunu da sabrıyla savuşturdu. Yaralar zamanla iyileşir. Kolay gelsin.

  3. Adelina Hanım,
    Öncesi de var ama, yaklaşık kırk yıldır çok fark bir atmosfer ve psikoloji yaşanıyor o bölgelerde. Siz de yaşadığınız için daha kolay anlamlandırabiliyorsunuz. İlk doğanlar neredeyse kırk yaşında. O yüzden bu dönemde doğan kürtlere kardeşlik türküsü söylemek masaldan ibaret. Yaşı kırkın üzerinde olanlar biraz daha ılımlı.
    Aynı şartlar altında bizler doğup büyüseydik, muhtemelen benzer şeyleri hissedecektik.
    Çözümünü daha önce siz yazdınız. Demokrasi, eşit hak ve hürriyetler. İnsanı, insan olarak görmek. Bir türlü yapamadığımız şeyler. Mesleğim gereği (inş. müh.) uzun yıllar bölgede kaldım ve onlarla iç içe yaşadım ve çalıştım. Çok tanıdığım kürt var, kardeşten ileri.
    Böyle olmamalıydı. Yazık oldu.
    Ama yüzyılların hatırına benim hala umudum var.

    • Alper bey merhaba, çok değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Benim de ümidim var. Benim korkum toplumsal çatışma ve kavgaların olabileceği idi. Çok şükür Kürtler sakin davrandı. Şimdi rahmetli olan bir büyüğüm anlatmıştı, Türkiyeli asker kökenli “meseleyi yönetemeyen biziz, sorun Kürtlerde değil, sorun bizim bakış açımızın sığlığında” diye kendi düşüncesini belirtmişti. Ben genç Kürtlerle konuşuyorum zaman zaman Türkiye’ye gittiğimde, ayrı devlet kurma fikirleri yok, ancak çok çok kırgınlar. Son İstanbul seçimlerinde hayli dindar olan bir Kürt aile CHP’ye oy verdi, yaşlısı genci, ama dikkat çeken yaşlıları genç Kürtler ikna etmişti. Kolay gelsin.

  4. Helal olsun vallahi. Burnumuzun dibinde olup biteni ne güzel görmüşsünüz. Bunu bu halk yıllar sonra öğrenecek belki. Yazılarınızı heyecanla takip ediyorum.

  5. ne kadar anlamlı,değerli ve güzel bir yazı. elinize sağlık.Akıl nimetinin hakkını vermişsiniz. Zafer naraları atanlar bu yazıyı keşke okusalar ve anlasalar.

    • Merhaba Ergun bey, umarım okurlar. İltifatınız için teşekkür ederim. Hepimiz elimizden geleni sabırla yapmaya çalışmalıyız, bu meseleye bakış açımız doğru değil, değiştirmeliyiz. Kolay gelsin.

  6. HAKİKATLER HEP ACI DOĞURUR.GERÇEKLERİ SÖYLEMEK DAHİ BİR BEDEL GEREKTİRİR.BİZ DAHİ ÖZ YURDUNDA GARİPSİN ÖZ VATANINDA PARYA MUAMELESİNE TABİ TUTULUYORUZ.ELİNE DİLİNE KALEMİNE SAĞLIK.TEŞEKKÜRLER.

  7. Bölgesel mesele dediğiniz, terör meselesidir. Türk Milliyetçiliği hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığınızı görüyoruz ve Milliyetçilik üzerinden eleştiriler getirmeniz çok mantıklı değil. Bölgede iki devlet var, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Suriye Arap Cumhuriyeti, bu ülkelerde yaşayan bahsettiğiniz farklı etnik gruplar. Türkiye ve Suriye’de yaşanan mesele, terör meselesi, İsrail Devleti kurmak meselesidir.

    • Mustafa bey merhaba, yorumunuza geç cevap verdiğim için kusura bakmayın. Bir aydır yazı yazmıyordum, meşguliyet fazlaydı. Milliyetçilik konusunda yeterli bilgim olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki milliyetçi akımların,Orhun yazıtlarında olduğu noktadan çok uzaklaştığını düşünüyorum.Az milleti çok yapmak düstur olmalı. Kürtleri,Arnavutları,Boşnakları,Romanları,Arapları,Çerkezleri velhasıl müşterek geçmişimizi, kültürümüzü paylaştığımız, şehitliklerde dedelerimizin yan yana yattığı toplumları neden müşterek bir haznede düşünmeyelim de neden “Türk olmalısınız” dar kalıbı ile değerlendirelim? Buradaki tuzakları bir milliyetçi olarak ilk önce siz görmelisiniz. Milliyetçilik milleti büyütmek demektir. Kürtleri kaybetmek kolay ama kazanmak gerekli, bu da milliyetçilik parametrelerinizde gizli. Düşünün bence. Amerikalı mı Kürtlerle olmalı Türkiye mi? 1985’den bu yana belki de çok daha eski yıllardan bu yana bu mesele doğru zeminde yönetilemiyor. Geldiğimiz yer de netice de doğru yolda olmadığımızı gösteriyor. Size bir örnek vereyim, Macaristan’ın Buda Peşte şehrinin Budin kalesinde bir mezar vardır, o mezar Budin’i son müdafa eden komutan Abdurrahman beye aittir. Macarlar üzerine “burada kahraman bir düşman yatıyor” yazmıştır. Bu komutan bir Arnavut’tur. Ve devletini-ülkesini son nefesine kadar savunmuş ve onun için canını vermiştir. Bunu sağlayan da bir milliyetçilik anlayışıdır ama bu gün ki milliyetçilik anlayışı değildir. Kürtleri kaybetmek üzeresiniz. Korkum şu bu kafayla yarın Arnavutlara ve Boşnaklara da Türk olun diye tutturup onları da küstürecek, etnik bir yola savrulmalarına neden olacaksınız. Ve bundan en çok ben keder duyucam. Bu günki milliyetçiler ise bizlere de düşman demeye devam edecek. Tavsiyem okuyun ve düşünün. Kolay gelsin.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here