Abdullah Gül muhalefetten daha cesur

1

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunca yıl siyaset yaptım. Tek hayıflandığım konu şöyle dişime göre bir muhalefet bulamayışım.” diyerek her daim dert yanar.

Bu yakınmasında da haksız sayılmaz.

Ülkemizin gerçekten ciddi anlamda bir muhalefet sorunu var ve AK Parti iktidarı da bunun 18 yıldır keyfini sürüyor. Muhalefetin son yıllarda yaptığı üç büyük hata, siyaseti mevcut koşullarından kurtaramadı.

7 Haziran 2015 Pazar günü yapılan seçimlerde, AK Parti tek başına iktidar olma gücünü kaybetmişti.

Daha seçim gecesi MHP lideri Devlet Bahçeli, kürsüden bütün gücüyle yeniden seçime gidilmesi gerektiğini haykırıyordu.

Üstelik şimdinin Gelecek Partisi Genel Başkanı, o dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun ifadesiyle istikşafi görüşmeleri de başlamamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dahi ağzından yeni bir seçim beyanatı çıkmamıştı.

Başlarken bitmiş olan AK Parti-CHP koalisyonu kurulması için yapılan istikşafi görüşmeleri sonuçsuz kalmıştı.

CHP, koalisyon için Bahçeli’ye “gel başbakan sen ol” teklifini dahi yapmıştı. Ancak aldığı cevap tarihe geçmişti:

“Bu Çin’den gelen yeni oyuncak türü mü? Küçük hevesler peşinde koşmuyoruz.”

Küçük hevesler peşinde koşulup koşulmadığını zaman biz ders verircesine çok iyi gösterecekti.

Yarını bugünden siyaset gibi hesaplayamayan bizler, elbette bu davranışlara bir anlam verememiştik.

Gün gelecek, siyasi hesapların amaçlarını acı tecrübelerle öğrenecektik.

Erdoğan’ın CHP’ye hükümet kurma görevini vermemesi üzerine 1 Kasım 2015’te tekrarlanan seçimle AK Parti yüzde 49,5 oyla yeniden tek başına iktidar olmayı başarmıştı.

Seçim başarısını üzerine da alan Erdoğan, Davutoğlu’na da 2016 yılında yol verecekti.

Böylece 7 Haziran’da MHP’nin takındığı tavırla muhalefet birinci büyük hatasını yapmış ve AK Parti’yi kendi elleriyle yeniden tek başına iktidara taşımıştı.

Üstelik, bu yetmiyormuş gibi MHP’yi de AK Parti’ye kanka yapmıştı.

Erdoğan, 16 Mart 2016’da HDP’lileri işaret ederek şu çağrıyı yaptı: “Benim Kürt kardeşlerimi sokağa dökerek 52 kişinin ölümüne yol açan kişiler yargılanmayacak da parlamentoda boy gösterecek. Arkasında PKK’nın, PYD’nin, YPG’nin olduğunu söyleyenler temiz olacak öyle mi? Parlamento gereğini yapmazsa, bu millet tarih, bu parlamentodan hesabını sorar. Dokunulmazlıkları kaldır, gönder yargıya.”

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “Gelin dokunulmazlıkları hep beraber kaldıralım. Şu anda Meclis’te dosya olarak bekleyen 506 dokunulmazlık fezlekesi var, hepsini birden kaldıralım, hodri meydan.” dedi.

Selahattin Demirtaş’ın cevabı “550 milletvekilinin tamamının dokunulmazlığını kaldıralım.” oldu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da dokunulmazlıkların kaldırılmasından yana tavır takındı:

“Bazı çevrelerde endişe var. Deniyor ki ‘yargı bağımsız değil.’ Dolayısıyla bunlar hemen alıp sizi hapse atacaklar. Biz de diyoruz ki, eğer birisi hapse girecekse önce siyasetçi girsin. Eğer bedel ödenecekse önce bedeli biz ödeyelim.”

Bedeli ödeyen ise HDP oldu.

Haklarında fezleke bulunan ya da dosyası başbakanlıkta bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından 15 Temmuz darbe girişimi yaşandı. 4 Kasım 2016’dan itibaren dönemin HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ dahil çok sayıda HDP milletvekili tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Bu kez CHP’nin öncülük ettiği dokunulmazlıkların kaldırılması süreciyle muhalefet ikinci büyük hatasını yapmış oldu.

2018 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde bu defa sahneye yeni kurulan İYİ Parti çıktı.

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün muhalefet partileri tarafından ortak aday gösterilmesi amacıyla Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yürüttüğü görüşme trafiği bir engelle karşılaştı.

CHP lideri bu teklife sıcak baktı. Gül’ün adaylığı ciddiyet kazanınca da evinin önüne helikopter indirme hadisesi yaşandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, ısrarla kendisinin de cumhurbaşkanı adayı olacağını ve kazanacağını iddia etti. Bu sebeple Gül’ün ortak adaylığına karşı çıktı.

Netice de Akşener’in seçim öncesi başarısıyla Gül aday gösterilemedi. Kameraların karşısına geçen Gül, şunları söyledi:

“Seçimlerin aniden erken yapılacağının anlaşılması üzerine SP Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu’nun ismimi zikretmesi ile başlayan hareketlilik tamamen benim dışımda gelişmiştir. Benim organizem, talebim veya organize ettiğim bir süreç değildir. Benim bilgime ve tecrübeme, siyaset ve devlet yönetim anlayışıma güvenen kişilerin bir talebi ile ortaya çıkmıştır. Bunun içerisinde benim camiamdan insanlar olduğu gibi toplumun geniş tabakalarından da birçok kişiler böyle bir talep içerisinde olmuşlardır. Ben de çok geniş bir mutabakat söz konusu olursa o zaman üstümüze düşeni arkadaşlarımla birlikte yapmaktan kaçınmayacağımı da söylemişimdir. Temel beyin yaptığı temaslar sonrasında böyle bir geniş bir mutabakatın ve arzunun olmadığı gözükmüştür. Dolayısıyla adaylığım ile ilgili bir süreç artık söz konusu değildir, vicdanen müsterihim.”

Seçimde Erdoğan yüzde 52,59, Muharrem İnce yüzde 30,64, Selahattin Demirtaş yüzde 8,4, Meral Akşener yüzde 7,29, Temel Karamollaoğlu yüzde 0,89, Doğu Perinçek yüzde 0,20 oy aldı.

Akşener’in oynadığı rolle muhalefet, böylece üçüncü büyük hatasını yapmış oldu.

Akıllarda şimdi yeni bir soru var:

Muhalefet dördüncü büyük hatasını da yapacak mı?

Sayın Gül, muhalefetten neden daha cesur?

Bir düşünün!..

18 yıldır iktidar olan bir partinin kurucusu, ilk başbakanı, dışişleri bakanı, cumhurbaşkanı olan biri, tüm riskleri, eleştirileri, ‘hainliği’, Erdoğan gibi birinin karşısına çıkmayı ve seçimi kaybetmesi halinde yaşayacağı prestij kaybını göze alarak aday olmayı kabul ediyor.

Siz olsanız böyle bir riski alır mıydınız?

Buna cesaret denmez de ne denir?

“Bana ne; ne haliniz varsa görün” diyebilirdi.

Sayın Gül’ü cesaretsizlikle suçlayanlar, acaba hangi büyük cesur adımları atıyor?

Peki muhalefet ne yapıyor?

Böylesine cesur bir adım karşısında suya sabuna dokunmayan, kendi makam ve siyasi ikballeri, hırsları uğruna olumsuz tavır sergiliyorlar.

Siz söyleyin; kim daha cesur?

Şu sıralar yine 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün adaylığı konuşuluyor. Kendisi her zamanki gibi sessizliğini, vakarlığını koruyor.

‘Özgür Basın’ ekranlarında her akşam kuruldukları koltuklarında her işten anlayanlar, meseleyi enine boyuna biçip doğrayıp parçalamak istiyorlar.

İçten içe de ‘sakın ha’ parmakları sallanmıyor değil.

Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın adayının Erdoğan olduğunu zamanında yapılırsa 3 yıl önceden açıkladı.

Şimdi asıl merak edilen Millet İttifakı’nın adayının kim olacağı.

Şu bir gerçek ki CHP, HDP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi veya Gelecek Partisi’nin kendi içlerinden göstereceği adayın Erdoğan karşısında kazanma şansı, büyük iddia olacak ama yüzde sıfır.

Öte yandan HDP’nin destek vermeyeceği bir adayın kazanmasına da imkân yok.

İnanın cumhurbaşkanlığı adaylığı için ismi geçenlere bakıyorum ve muhalefetin dördüncü hatayı yapmaya yakın olduğunu düşünüyorum.

Mansur Yavaş, Ekrem İmamoğlu, Muharrem İnce, Meral Akşener…

Acı bir gerçek ama muhalefetin elinde Erdoğan ile başbaşa mücadele edecek tek bir isim var:

Eğer kabul ederse Abdullah Gül.

Sanmayın ki bunları da Gül sevdam yazdırıyor. Yaptığım şey varolan tabloyu size aktarmak.

İster sevin ister sevmeyin ister geçmişiyle yargılayın ancak Gül, Türk siyasetinde bir realitedir.

Erdoğan mı Gül mü?

Gül’ün hataları mı yoksa Erdoğan’ın hataları mı?

Seçim sizin.

Erdoğan’ın dişine göre bir aday göstermek istiyorsanız Sayın Gül’ü adaylık için ikna etmeye şimdiden başlayın derim.

1 YORUM

  1. Emrullah bey; acizane, Sn. Koru’nun 4 Eylül 2020 tarihli “Erken seçimin önündeki engel ortadan kalktı: Abdullah Gül’ün adaylığına CHP’den kırmızı kart…” başlıklı yazısına yaptığım yorumu buraya alıyorum. İzninizle…

    Fakat sormak istediğim bir sorum var; bugünkü yazınızda muhalefetin yaptığı 1. hatayı pek anlayamadım. Burada MHP’yi muhalefet olarak mı görüyorsunuz. Bahçeli’nin yapmış olduğu erken seçim çağrısından dolayı?..

    Hasan Günay 4 Eylül 2020 At 12:02

    Muhalefet partileri (güçlendirilmiş) Parlamenter Sisteme dönme niyetinde samimiler mi?

    Samimi iseler aklın ve aritmetiğin verdiği cevabı görüyor olmalılar: Parlamenter sisteme geri dönüşün yolu, bu konjonktürde, muhalefetin güç birliği yapmasında ve partilerin her birinin kendi adayını göstermek yerine, halkın ekserisinin oylarını bu yapıya kanalize edeceği ortak bir aday üzerinde uzlaşmaları gerektiğidir. Bu, bir önceki seçimde de böyle idi, şimdi de böyle.

    Hazır iktidardan memnuniyetsizliğini izhar eden yeni bir kitle oluşmuş iken ve yeni sistemin yürümeyeceği kanaati belirmişken, bununla beraber Millet ittifakına zemin teşkil etmiş yüzde 50’ye yakın bir çoğunluk varken, bunlar ile beraber, yeni CB sistemini ekarte edilebilecek ve ancak “Yeni Parlamenter Sisteme” geçiş sağlanabilecektir. Mantık, akıl ve aritmetikte bunu söylüyor.

    Peki bu hesabı muhalefet bloku yapamıyor mu?
    Yapıyor yapmasına da hesaplar başka: Halktan kaçırılan bir şeyler olmalı!

    (Acizane) ben bunu, “muhafazakarlık” teriminin hem “sol” hem de “sağ” cenah açısından yeniden tanımlandırmak gerektiği üzerine bina ederek anlaşılabileceğini sanıyorum.

    CHP’nin (sol cenah) muhafazakarlığı, Cumhuriyet inkılaplarının ve Devletçiliğin muhafaza edilmesi kadardır. Başka bir şey gerekmez: Ne adalet, ne hukuk; ne ekonomi ne adil bir gelir dağılımı; ne sosyal demokrasi ne de düşünce özgürlü…

    Sağ cenah (Geçmişteki diğer sağ partiler ile AK Parti, MHP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, v.d.) için muhafazakarlık ise; içinde din (İslam) ve ona ait değerlere ait söylemlerin! eksik olmadığı, Türk=Müslüman anlayışının hakim olduğu “milliyetçilik” yoğun değerlerin muhafazası; Siyasal İslamcılar için ise; İslam, dünya ve “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” gerçekliğinden uzak (sanki) şeri bir düzen kuracakları hülyasının hakim olduğu bir anlayıştır.

    AK Parti eliyle sağ cenahın ve Siyasal İslamcılığın muhafazakarlık anlayışı/hedefi tamamen CHPlileşti, şimdi AK Parti daha bir Devletçi ve daha da bir Cumhuriyetçi…
    Bunu seçmen nitelemesi açısından oy kullanan kesimin hala yüzde 70’ne tekabül eden muhafazakar bloğun üzerinde oturmasına rağmen gerçekleştiriyor AK Parti.

    Kabaca böyle bir muhafazakarlık tanımlamasından sonra artık Devletin siyasete müdahalesi konuşulabilir. ‘Halktan (siyasilerce) bir şeyler kaçırılıyor olmalı’ dediğim yer burası işte: Devletin siyasete müdahalesi…

    Devlet, hem yeni siyasi oluşumlara, hem hükümet(ler)in oluşumuna, hem de iş başındaki hükumete müdahale eder. Bunun örneklerine çoğumuz şahittir.

    Uzunca iktidar döneminde AK Partiye, hem iktidara gelmesi yönünden hem de iktidarda değişip-dönüşmesine, ilke! ve söylemlerinden vaz geçmesi noktasına müdahale etmiştir devlet ve bunda da başarılı olmuştur. Bunu, AK Partiyi iktidarda tutması uğruna, seçim sonuçlarına müdahale ederek te gerçekleştirmiştir.
    Devlet bunu hep yapar.

    Peki siyasetçiler bu gerçeği bile bile, seçildikleri ve devleti yönetecekleri zaman diliminde bu (devletlu) müdahaleye maruz kalacakları halde, seçmene iktidar/muktedir olma sözü vererek ve aslında hiç gerçekleşmeyecek bu gerçeği seçmenden kaçırırlar?

    Bu hem halk yığınlarının eğitimli ve bilinçli olmamasından kaynaklı olduğu gibi hemde devletin siyasi alanı sınırlamasından kaynaklıdır.

    Bu sınırlamayı en bariz örneğiyle 2018’de Sn. Gül’ün ablukaya alınmasıyla yaşadık. Hem de muhalefet liderlerinin eliyle.

    Şimdiki tablo daha yayvanlaştı ve M. İnce ilk elden gediği açtı.

    Özgür Özel her ne kadar “Gül CHP’nin adayı değildir” dese de bu bana şahsi görüşü gibi geliyor ve o, Gül’ün CHP’nin adayı olmadığını söyledi, muhalefetin (ortak adayı) olmadığını değil…Ve CHP dışında onlarca siyasi parti var.

    İleriki seçimde CHP kendi cumhurbaşkanı adayı ile sahne alırsa, bu onun müesses nizamın ve onun yeni aktörü, AK Partinin Vatan Partisinden sonraki örtülü ortağı olduğunu tescil eden bir done olur. MHP ve BBP zaten açıkta olan ortaklar.

    Bu aşamada ben Sn. Gül’ün inisiyatif almasını bekliyorum. Yürüsün ki, arkasından yürüyecekler çıkacaktır.

    Parlamenter sisteme geri dönüşün en belirgin aktörü Gül’dür. Olmayacaksa mevcut düzen çok daha uzun zaman devam edeceğe benziyor. Öyle ki, veliahtların adı bile zikredilmeye başlandı.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here