Afganistan seçimleri yapıldı. Barış henüz yok. Seçim ne getirecek?

0

ABD, Afganistan hükümeti ve Afganistan Taliban’ı; Afganistan’da kalıcı barışın ve “Taliban’ın yönetime katılmasının sağlanması” için, uzun süre Katar’da barış toplantıları gerçekleştirdiler.

Çok genel olarak söylersek, ABD; Afganistan’da terörün bitmesini ve terörle mücadelede Taliban’ın da etkin rol oynamasını, Taliban ise; merkezi hükümette güçlü temsili, Amerikan kuvvetlerinin Afganistan’dan çıkmasını istiyor.

Taraflar anlaştılar ve “taslak anlaşma” da imzaladılar. Ancak Trump; “Taliban saldırılarının kesilmediği” ve “Taliban bunu başaramıyorsa anlaşmayı da uygulayacak gücü olamayabileceği” anlamındaki gerekçelerle, beklenmedik şekilde, anlaşmadan çekildi. Hatta Trump güvenlik danışmanı Bolton’u da görevden aldı.

Taliban’ın arkasındaki gücün Pakistan olduğunu önceki yazımda belirtmiştim. Afganistan’da neler oluyor daha iyi anlamak için, “Afganistan, barış mümkün mü?” yazımı okuyabilirsiniz.

ABD ile Taliban arasındaki barış görüşmelerinin kesilmesini müteakip, üç önemli gelişme oldu:

• Birincisi, Hindistan’ın ırkçı başbakanı Modi, Jamnu Keşmir’i işgal edip, Hindistan’a doğrudan bağladı. Ciddi bir tepki verilmedi. Gerekçesi “cihadist terörle mücadele”.

• İkincisi, Pakistan başbakanı İmran Khan (Han) ABD’ye gitti, Trump’la görüştü, Trump “sizi Hindistan’la barıştırayım” dedi. Almak istediği, “Taliban’a Pakistan’ın desteğinin kesilmesi” idi. İmran Khan yanaşmadı. İmran Khan Trump’la anlaşamayınca, “Rusya ile işbirliği yapsaydık, daha doğru olurmuş” diyerek Rusya’ya göz kırptı, pazarlık gücünü artırmaya gayret etti.

• Üçüncüsü, Taliban heyeti Pakistan’a gitti ve devlet yetkilileri ile görüştü.

Reklam

Bu üç önemli gelişme, Pakistan’ın Taliban üzerindeki etkisini, yeniden ve çok açık gösteriyor. Pakistan; ABD desteği ile kurduğu Taliban’ı şimdi başka amaçla, “Peştun’lar vasıtasıyla Afganistan’ı kontrol etmek” için destekliyor. Pakistan’a istikrarsız Afganistan gerekiyor.

Seçimlere geçmeden evvel dikkatinizi bir hususa daha çekmeliyim.

Suriye’de IŞİD’in “savaşı kaybetmesine paralel” olarak, Afganistan’da önemli bir “yığınaklanma” meydana geldi. Daha önce, 400 civarı olan, Afganistan IŞİD militanı sayısı, Suriye’den aktarılan militanlarla birlikte, bu günlerde 4000’i geçti. “Kalıcı barış görüşmeleri sürecinde”, bir türlü kesilmeyen saldırıları değerlendirirken bu gelişmeyi dikkate almalıyız.

Afganistan IŞİD’inin çok hızlı bir şekilde büyümesinde, elbette Afganistan El Kaidesi’nin güçlü olduğu dönemlerden kalan, “Kaide-Taliban birlikteliğinin” de etkili olduğu ve birçok Taliban grubunun IŞİD tarafına geçtiği de dikkatte tutulmalı.

Şüphesiz İslam Dünyası; “emperyalizmin en şiddetli saldırısına maruz kaldığı bir zaman dilimi yaşıyor”. 1700’lerden bu yana İslam Dünyası, onu bir şekilde koruyabilen, “çadırının merkez direğini kaybetmiş”. “Çadır”; şekilsiz, insicamsız, koruyamayan, parçalı, yer yer işgal edilmiş, yırtılmış, ayrı ayrı küçük egemenlik alanlarına bölünmüş, parçaları birbirine düşman edilmiş bir hale gelmiş. Müslümanların buna karşı olması kadar “normal” bir şey olamaz. Müslümanların bu haksızlığa karşı “bir mücadele biçimi benimsemeleri” kadar haklı olabilecekleri bir konu olamaz. Problem bu protest duruşta değil. Problem içerisine düştükleri durumu “değiştirme arzularında” değil. Problem; “içinde bulundukları şartları iyi analiz edememelerinde”, “nasıl mücadele etmeleri gerektiğini belirleyememelerinde” ve “hangi enstrümanlarla mücadele etmeleri gerektiğini fark edememelerinde”.

Müslümanlar; “vatanlarını kaybetmeden önce”, “ilimi-irfanı-ahlakı” kaybettiler. Mücadeleye buradan başlamaları, “yitik mallarını” yeniden elde etmeleri gerekirken, “başkalarının silahlarını kullandıkları, sıcak çatışma yöntemlerini, terörü tercih ederek” yanlış bir yola sürüklendiler. Tuzaklarla dolu bir ortamda, “kaybedecekleri kesin olan” sıcak çatışma stratejisine “cihat diyerek”, Müslümanları bunun içine attılar. Müslüman toplumun, trilyonlarca dolar servetini-zenginliğini, şahsi servet haline getirmek ve şahsi iktidarlarını muhafaza etmek için, “iktidarlarına İslami kılıf geçirmek”, bunun için de “garip Müslüman halkı” o savaştan bu savaşa sürüklemek, en büyük yanlışı oldu.

Afganistan da bu kısır döngünün içerisinde kıvranan bir Müslüman ülkesi. Barış bir türlü gelmiyor. Bilgisayarı yasaklayabilecek kadar “ilim irfan sahibi” Taliban’ın insafına kalmış barış.

Seçimler yapıldı ve Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Ghani ve İcra Kurulu Başkanı Abdullah Abdullah ile birlikte toplam 14 aday yarıştı. Taliban’ın otoritesinin kırıldığı 2001 yılından bu tarafa 4‘üncü cumhurbaşkanlığı seçimi. Taliban’ın, seçimleri “protesto ettiği”, Taliban ve IŞİD’in seçimlere katılanların “cezalandırılacağını” ilan ettiği bir seçim yaşadık. 

Reklam

Katılım elbette çok düşük oldu. 2004 yılında % 70 olan katılım, 2018’e gelindiğinde % 32’ye düşmüş, bu seçimlerde de % 25’e kadar gerilemişti.

Seçim; 5,373 oy kullanma merkezinde planlandı, ancak 901 merkezde yapılamadı. 

Ülke nüfusu 34 milyon, kayıtlı seçmen sayısı yaklaşık 9,6 milyon. Seçimlerde Amerikan ordusunun desteklediği 100.000 Afgan askeri görev aldı.

Anlayacağınız, Afgan halkı; demokratik ve gelişmiş bir ülke olmanın yolunu açabilmek için, “oy kullanmak” veya “oy kullanmaya gittiğinde öldürülmek” tercihi ile karşı karşıyaydı.

Eşref Ghani, iyi eğitimli, tecrübeli bir isim. Yolsuzlukla mücadele etmeye ve Taliban barışa yanaşmazsa savaşmaya söz verdi. Ekonomist. Peştun çoğunluğa mensup.

Abdullah Abdullah ise, 1996- 2001 yılları arasında Taliban rejimiyle mücadele eden ünlü Tacik lider Ahmed Şah Mesud’un sağ kolu idi. Savaşçı ve iyi eğitimli. Mevcut hükümette Ghani’nin yardımcısı. Tacik ve Peştun, karışık etnik aidiyeti var.

Seçimin ilk neticeleri 17 Ekim 2019 tarihinde, kesin neticeleri ise 07 Kasım 2019 tarihinde alınabilecek. Eğer herhangi bir aday % 51’e ulaşamazsa, en yüksek oy alan iki aday arasında ikinci tur seçim gerçekleştirilecek. Eşref Ghani ve Abdullah Abdullah’ın seçim ofislerinden yapılan açıklamalar, % 60’a yakın oranda oy alarak kazandıkları yönünde. İki kazanan olması imkansız elbette. Bu durum kesin neticelerin alınmasından sonra kopacak kıyameti gösteriyor.

Katılımın düşük olması, elbette Afgan halkının gelecekten ümidini hayli kestiğinin işareti. Bu Taliban’ın ve Pakistan’ın en çok isteyebileceği tablo.

Kesin neticeler için hayli zaman var, bizim şimdilik söyleyebileceklerimiz şunlar:

• Taliban’ın ülke genelinde etkisini daha da arttırdığı, inisiyatifin Taliban’a geçtiği,

• Trump’ın Afganistan’dan çekilme kararını erken deklare etmesinin, Afgan halkının Amerika’ya güvenini iyice sarstığı, demokrasiye olan inancını zayıflattığı,

• Taliban’la kötü olmak istemeyen ahalinin seçime katılmamayı tercih ettiği,

• Afgan Hükümet ordusunun, ülke genelinde seçim güvenliğini tam sağlayamadığı,devlet kurumlarının henüz inşa edilemediği,

• Seçim sonrası kurulacak hükümetin zayıf olacağı, Taliban’la kalıcı barış gerçekleştirme şansının iyice azalacağı, çatışma riskinin daha da artacağı,

• Barış görüşmeleri yeniden başlarsa, bu seçim sonuçlarının, Taliban’ın elini daha da yükselteceği ve yönetimden pay taleplerini artıracağı,

• Afganistan’ı yönetemeyecek halk desteği az olan bir hükümetin, daha çok yolsuzluklara bulaşacağı ve bu durumun Taliban’ın elini güçlendireceği,

• Pakistan’ın, bu durumu hayli istismar edeceği ve “Keşmir bölgesinde de cihadist mücadelenin genişleyeceği”, Hindistan-Pakistan geriliminin uzun dönemli, düşük yoğunluklu silahlı bir “Proxy war” çatışmalarına sahne olacağı,

• Trump, Amerika’yı bölgeden çekerse, Afganistan mücadele alanına, Çin-Rusya-İran’ın müdahil olacağı, yeni kanlı zamanlara yelken açılacağı,

• Uluslararası rekabetin artması halinde, kuzey-güney Afganistan olarak ikiye bölünmenin kaçınılmaz olacağı,

• Amerika’nın “küresel terörle mücadelede” çok ciddi zemin kaybedeceği söylenebilir.

Anlayacağınız, “medeniyet vizyonu olmayan Trump”, Afganistan’da işleri daha karmaşık hale getirmiş, gelecek iktidarda Taliban güçlü olacak korkusunun Halkta yerleşmesine, dolayısı ile Taliban’ın otoritesinin, en kritik zamanda, seçim zamanında, artmasına neden olan, dehşet bir strateji hatası yapmıştır.

Afganistan’ın üzerinde sadece Amerika’nın “merkez Asya menfaatleri” olduğunu düşünmek de elbette doğru değil. Rusya’nın; güneye açılma ve kendi Müslüman toplumunu ileriden perdeleme ihtiyacını, İran’ın; “Farsi hinterlandını” doğuya doğru genişletme ve “asimetrik savaş alanı” oluşturma çabalarını, Pakistan’ın; “Peştun etnisitesini kendi hesabına kullanma”, “Pakistan’ın bölünmesi yerine Afganistan’ın bölünmesini sağlama” ve “Hindistan’a karşı mücadele için cihadist unsurları kullanma” stratejilerini de dikkate almak gerekir.

Anlayacağınız, Mevlana’nın memleketi Afganistan’a barış daha uğramayacak gibi gözüküyor.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here