Ahlaksız Dindarlık

0
gündogdu

İslami değerlerde bir hiyerarşi vardır.

Önce Vasıta/sebeb değerler; namaz, oruç, zekat, hac vb. İbadetlerdir.

Sonra da Gaye/hedef değerler; hak-hukuk, haram-helal, doğruluk-dürüstlük, ahde vefa; yalan, iftira ve zulüm vb. ahlaki değerlerdir. Bunlara güzel ahlak denir.

Nitekim ibadetlerin hedefi ve gayesi güzel ahlak olduğu Kur’an da ifade edilmektedir.

Kitap’tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan (ahlaksızlıktan) alıkor; Allah’ı anmak en büyük şeydir! Allah yaptıklarınızı bilir” (Ankebut,29/45).

Peygamber efendimiz de (s.a.v); “ Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (İbn Hanbel, Müsned, II, 381) buyuruyor.

Bu ayet ve hadis de  (Kitap/Sünnet), İslami değerlerin,  nihai hedefi ve gayesinin güzel ahlak olduğu bir gerçektir.

Bu son döneme zamanın ruhu açısından bakıldığında; haram-helal, haklı-haksız demeden daha çok kazanmak, daha çok mal, daha çok servet ve menfaat, makam, mevki elde etmek isteyen kimi müslümanlar;

İslami değerleri sadece, vasıta değerler; Namaz, Oruç, zekat, hac kurban vb. ibadetler olarak algılayıp, gaye değerleri/ahlaki değerleri görmemezlikten gelmektedirler.

İslamı, sadece ibadetler dini olarak algılayarak, İslam ahlakını gündeme getirmekten imtina etmektedirler. Hatta ahlaki konuları konuşmaktan yazmaktan rahatsız olmaktadırlar. Dolayısı ile ahlaksız bir dindarlık anlayışı geliştiği görülmektedir.

Zina, içki, kumar, günahlarıyla, haram-helal demeden para, mal, mülk, iktisabı, hırsızlık, yolsuzluk yapan; hiç utanmadan, vicdanı sızlamadan, yalan-dolan, iftira atan, hak hukuk tanımayan bir anlayış ile insanlara, zulüm, işkence yapan veya ses çıkarmayan;

Ancak ibadetlerini de ihmal etmeyen, arada bir hac ve umre yapıp günahlarından temizlendiğini farzederek, yaşanılan bir dindarlık;  Ahlaksız Dindarlıktır.

Bu konuyu Allah Resul’ü şöyle anlatıyor.

Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) (bir gün) şöyle hitap ettiler:

“ Ey insanlar! ALLAH Teâla Hazretleri tayyibtir (kusursuz / tertemizdir),  tayyibten başka bir şey kabul etmez. ALLAH’ın mü’minlere emrettiği şeyler, peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır.

Nitekim ALLAH Teâla Hazretleri Peygaberlere:

“ Ey peygamberler, temiz olanlardan yiyin ve salih amel işleyin.” (Mü’minun, 23/51) diye emretmiş;

Mü’minlere de:

“ Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizden temizlerinden yiyin.” (Bakara, 2/172) diye emirde bulunmuştur.”

Sonra, seferi uzatıp, saçı başı dağınık, toz-toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: “Ey Rabbim, ey Rabbim” diye dua eden bir yolcuyu zikredip, dedi ki:

Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve (netice itibariyle) haramla beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına/ibadetine nasıl icabet edilir?” (Müslim, Zekât 65)buydurdular.

Bu dönemin Müslümanlarının acınası hallerini şöyle tarif ediyor Eski Diyanet İşleri Başkanı, Prof. Dr. Mehmet Görmez:

 “Gece kalkacaksın teheccüt kılacaksın, ertesi günde, bundan cesaret alarak daha büyük kötülükler yapacaksın!

Yahut kötülük yapacaksın zulmedeceksin, kalp kıracaksın, haksızlık yapacaksın, yalan söyleyeceksin, iftira edeceksin sonra da gidip Kabe’de bir Umre’de bütün günahları sıfırlayacaksın!

Bu aldatıcı dindarlık, sahte dindarlık, ahlaksız dindarlıktır.

Vesselam

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here