Ahtapotun kolları / Die Arme des Oktopus

0

(Deutsche Version s.u.)

Ocak Medya severek yazmaya başladığım ilk platform olmuştu. Çok değişik fikirlerin yeralması ise Genel Yayın Yönetmeni Sayın Sinan Eskicioğlu’nun bakış açısının standartların üstünde olmasından. Sonra yayınlarına ara verdi. Bu nedenle tekrar yayın hayatına katılan ve bir yazarı olarak gurur duyduğum Ocak Medya ve Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Sinan Eskicioğlu’na tebriklerimi  sunarım.

Sıcak yaz günlerini hatırlatan ahtapot yazımla Ocak Medya’ya başlamak istedim.  Kafadan bacaklılar grubunun en büyüğü olan ahtapodu bir İzmirli olarak ilk kez Güzelyalı sahilindeki balıkçılarda görmüştüm.O zamanlar deniz böyle doldurulmamıştı ve semt sakinleri sahile yanaşan balıkçı teknelerinden istakoz dahil her türlü deniz canlısını satın alırlardı. Bir keresinde yakaladığı büyük bir ahtapodu tekrar denize salan bir balıkçının ifadesi uzun yıllar zihnimden çıkmadı: Gözlerindeki acıklı bakışı gördüm onun da bir ailesi olmalı demişti balıkçı.Denize tekrar salınan ahtapot hızla derin sulara inmişti.

Şimdi ise balık restoranlarının en zor bulunan ve en pahalı olan yiyeceklerinden. Neden mi? Bu tür deniz canlıları Türkiye’de “kanı akmadığı” için yenilmezmiş. Bu konuda Diyanet’in bile fetvası var. Halbuki Kur’an-ı Kerim Kitabımızda ” Denizden çıkan canlıların yenmesi helal olarak kabul edilir diye bir Sure bile var (Maide Suresi 5/96)

Bu nedenle de Türk balıkçıların tuttukları deniz ürünlerini Yunan adalarındaki balık restoranlarına sattıkları söylenir. Bu adalardan birinde geçen yıl yediğim ızgara ahtapot ayağı yanında yeşil salata ile birlikte 9 Euro idi. Yani 432 TL.

Zamanla ahtapodu bir canlı olarak çok sevdim. Üç kalbi olduğunu, iki kalbin bacaklarına oksijen ve demir gibi bileşenleri pompaladığını, üçüncünün de beyni kuvvetlendirdiğini,sekiz bacağının üzerinde ise 2000 adet vantuz (emeç) olduğunu öğrendim. Çok akıllı olduklarını, sıcak deniz ve okyanuslarda yaşayan bu canlıların insanlara zarar vermediğini, vantuzları ile insana dokunmalarının tanımak arzusundan kaynaklandığı gibi bilgilere ulaştım. Ahtapot yiyecek değerleri bakımından da zengin; ahtapotta bulunan omega-3 yağ asitleri bağışıklık sistemini, kalsiyum, fosfor,bakır ve B-12 vitamini ile demire ait bileşenlerin ise kas sistemini kuvvetlendirdiği açık kaynaklarda yazılı.

İngiliz aktör Roger Moore’un İngiliz ajanı James Bond 007 olarak oynadığı 1983 yapımı Ahtapot filmindeki kötü adam mücevher hırsızı emekli bir Rus generali. Sevgilisinin adı da “Ahtapot” ve çalınan mücevherler hep bu güzel Bond kızına hediye edilmekte. Bu arada Bond’un sonundaki 007’nin ne anlama geldiğini bilmeyenler için belirtmeliyim.00 öldürme yetkisini haiz 7 ise MI 6 yani İngiliz dış istihbaratının en  elit sınıfına mensup demek.

Ahtapot, mücevher olarak  80’lerde bu filmle birlikte ticari bir metaya dönüşüyor.Rusların çok tanınan Faberge firması en sadesi 15.000 Dolara satılan ahtapot modelli yüzüklerden milyonlarca Dolar kazanıyor. Bond filminde çalınan bir parça Faberge’ye ait. Firma bunu reklam olarak kullanıyor.Ahtapot filmi ise yapımcı John Glen ve film ekibine büyük paralar kazandırıyor. 27.5 milyon Dolar bütçesi olan filmin gişe hasılatı 187 milyonu aşıyor. Filmin çekildiği mekanlardan Hindistan’ın Racistan eyaletindeki Udaipoor  şehrinin adeta simgesi olarak tanınan yüzen ada şeklindeki beş yıldızlı “Taj Lake Palace” oteli bu filmle birlikte ününe ün katıyor. Bu yüzen otel Pichola gölü üzerinde. Filmin diğer mekanları ise İngiltere, Almanya ve ABD’nin Utah eyaleti. Filmin bütçesinin neden bu kadar yüksek olduğu anlaşılıyor.

Ahtapodun yaşadığı yeri boş deniz kabukları ile süslediği bilinir. O nedenle İngiliz pop grubu The Beatles’ın “Abbey Road” albümünde Ringo Starr’ın okuduğu “Ahtapodun Bahçesi/ Octopussy’s Garden” belki de grubun en neşeli şarkısı sayılabilir. Onlar da bu bahçe işini bir balıkçıdan duymuşlar.Mutlaka dinlenmesi gerekir derim.

Son zamanlarda gördüğüm en güzel ahtapot ise mücevher ustası İstanbullu Sevan Bıçakcı’nın ahtapot bileziği veya yüzüğü diyebilirim. En büyük doğal inciden yaptığı bu bileziğin ahtapot kolları tüm bileği kavrıyor ve kollar üzerine irili ufaklı pırlantalar mıhlanmış. Bıçakcı’nın bu tür devasa incileri seçmek üzere Hong Kong’a gittiğini duymuştum. Ahtapotlu bileziği önce ABD’li sinema yıldızı ve komedyen Whoopi Goldberg’in elinde gördüm. Birkaç yıl önce yapılan Akademi Ödülleri töreninde takmıştı ve tüm yabancı gazeteler ödüllerden çok bu bileziği yazdılar. Artık fiyatını ben söylemeyeyim. 

Ahtapodun en önemli özelliği ise kendisini yenilemesi. Yani kollarından birini keserseniz bir süre sonra tekrar çıkıyor.

Nedir bu ahtapot konusu, nerden çıktı diyebilirsiniz. Sayın Cumhurbaşkanının geçtiğimiz aylarda yaptığı bir konuşmada ahtapoda atıfta bulunması gündeme oturunca çok iyi bildiğim bu canlının özelliklerini hatırlamama vesile oldu.Üç kalbi olan bu sevimli canlı az görme yeteneğine de sahip olsa da vantuz veya emeçli kolları sayesinde kimin ne olduğunu ve amacını anlayabiliyor.Uzun kolları ise kötülüklerden kaçıyor. Örneğin Endonezya’daki görevim sırasında Prenses Adalarında yüzerken rastladığım bu canlıya ilk tepkim hızla yüzerek kaçmak olacaktı ki etrafımdaki deneyimli Endonezyalı arkadaşlar hareket etmememi, ona çarpmamamı aksi halde kolları ile beni tutup kendini koruyacağını belirtmişler ben de onları dinleyip o geçene kadar sessiz ve hareketsiz kalmıştım.

Sayın Cumhurbaşkanının konuşmasını hazırlayan danışmanlarının ahtapot yerine başka bir canlıyı örnek vermeleri uygun olurdu diye düşündüm. Bu üç kalpli, kendi kendini yenileyen, adeta bir vitamin küpü olan, yaşadığı yeri deniz kabukları ile süsleyen canlıdan kötülük yapan bir elebaşı olamaz. Başı da istanbul olmaz zira suyun üstünde kalamıyor. Denizin derinliklerinde süslediği evinde yaşıyor. Boğaz ve İstanbul çevresindeki sularda artık musilaj ve diğer kimyasal atıklar nedeniyle ahtapot bulmak çok zor.

Özet olarak ifade etmem gerekirse ahtapotdan mecazi de olsa eşkiya, mafya veya kötü bir canlı çıkmıyor. O geleceği düşünen, ona göre planlar yapan çok akıllı bir canlı. Üstelik de kendisini yenileyen bir canlı. Bilgilerini, deneyimlerini bir sonraki nesile aktarabiliyor. Tıpkı insan belleği gibi. Kurtuluş Savaşı dönemini Devrim zamanlarını yaşamadık ama Atatürk ve kurduğu Cumhuriyet’le ilgili herşeyi biliyoruz.

Şu sıralarda ekonomik güçlükler hayatı etkilemekte.  Trump Yönetiminin son çıkardığı Ulusal Güvenlik Stratejileri Raporu ise Türkiye dahil tüm dünyayı etkileyecek gibi. ABD Avrupa’dan çekilecek mi sorusuna cevabı ise gelen tepkiler doğrultusunda yine  ABD verecek. Bu dönemde Türkiye’nin iç çekişmeler kadar dış politikaya da önem vermesi gerekiyor.  

_________________________________________________

Die Arme des Oktopus

Ocak Medya war die erste Plattform, auf der ich mit Freude zu schreiben begann. Die Vielfalt der dort vertretenen Ideen ist dem überdurchschnittlichen Blickwinkel des Chefredakteurs Sinan Eskicioğlu zu verdanken. Dann stellte die Plattform ihre Veröffentlichungen ein. Deshalb gratuliere ich Ocak Medya, die nun wieder ihre Veröffentlichungen aufgenommen hat, und unserem Chefredakteur Sinan Eskicioğlu, auf den ich als Autor sehr stolz bin.

Ich wollte mit meinem Artikel über Tintenfische, die an heiße Sommertage erinnern, bei Ocak Medya beginnen. Als Einwohner von Izmir habe ich den Tintenfisch, den größten Vertreter der Kopffüßer, zum ersten Mal bei den Fischern am Strand von Güzelyalı gesehen. Damals war das Meer noch nicht so überfüllt, und die Anwohner kauften von den Fischerbooten, die am Strand anlegten, alle Arten von Meeresfrüchten, darunter auch Hummer. Die Aussage eines Fischers, der einen großen Tintenfisch, den er gefangen hatte, wieder ins Meer zurückwarf, ging mir viele Jahre lang nicht aus dem Kopf: „Ich sah den traurigen Blick in seinen Augen und dachte, dass auch er eine Familie haben muss“, sagte der Fischer. Der wieder ins Meer zurückgeworfene Tintenfisch tauchte schnell in die Tiefe.

Heute gehört er zu den seltensten und teuersten Speisen in Fischrestaurants. Warum? Weil solche Meeresbewohner in der Türkei als „nicht blutig“ gelten und daher nicht gegessen werden dürfen. Dazu gibt es sogar eine Fatwa der Diyanet. Dabei gibt es im Koran sogar eine Sure, in der es heißt, dass es erlaubt ist, Lebewesen aus dem Meer zu essen (Sure Maide 5/96).

Aus diesem Grund sollen türkische Fischer ihre Fänge an Fischrestaurants auf den griechischen Inseln verkaufen. Auf einer dieser Inseln habe ich letztes Jahr gegrillte Tintenfischbeine mit grünem Salat für 9 Euro gegessen. Das sind umgerechnet 432 TL.

Mit der Zeit habe ich den Tintenfisch als Lebewesen sehr lieb gewonnen. Ich habe gelernt, dass er drei Herzen hat, dass zwei Herzen seine Beine mit Sauerstoff und Eisen versorgen, das dritte sein Gehirn stärkt und dass er auf seinen acht Beinen 2000 Saugnäpfe hat. Ich habe erfahren, dass sie sehr intelligent sind, dass diese in warmen Meeren und Ozeanen lebenden Lebewesen den Menschen keinen Schaden zufügen und dass sie mit ihren Saugnäpfen Menschen berühren, weil sie sie erkennen wollen. Tintenfische sind auch reich an Nährstoffen. In offenen Quellen steht geschrieben, dass die in Tintenfischen enthaltenen Omega-3-Fettsäuren das Immunsystem stärken und die Bestandteile Kalzium, Phosphor, Kupfer, Vitamin B12 und Eisen die Muskulatur stärken.

Der Bösewicht in dem 1983 gedrehten Film „Octopussy“, in dem der britische Schauspieler Roger Moore den britischen Agenten James Bond 007 spielt, ist ein pensionierter russischer General und Juwelendieb. Der Name seiner Geliebten lautet „Octopussy“, und die gestohlenen Juwelen werden immer dieser schönen Bond-Girl geschenkt. Übrigens muss ich für diejenigen, die nicht wissen, was die 007 am Ende von Bond bedeutet, erklären, dass 00 die Befugnis zum Töten bedeutet und 7 bedeutet, dass man zum MI 6 gehört, also zur Elite der britischen Auslandsgeheimdienste.

Der Oktopus wird in den 80er Jahren mit diesem Film zu einem kommerziellen Produkt. Die bekannte russische Firma Faberge verdient Millionen von Dollar mit Oktopus-Ringen, deren einfachste Ausführung 15.000 Dollar kostet. Ein in dem Bond-Film gestohlenes Stück gehört Faberge. Das Unternehmen nutzt dies als Werbung. Der Film „Octopussy“ bringt dem Produzenten John Glen und dem Filmteam viel Geld ein. Der Film mit einem Budget von 27,5 Millionen Dollar spielt an den Kinokassen über 187 Millionen Dollar ein. Einer der Drehorte des Films ist das schwimmende, fünf Sterne Hotel „Taj Lake Palace” in der Stadt Udaipur im indischen Bundesstaat Rajasthan, das als Wahrzeichen der Stadt gilt und durch den Film noch bekannter wird. Dieses schwimmende Hotel liegt auf dem Pichola-See. Weitere Drehorte des Films sind England, Deutschland und der US-Bundesstaat Utah. Damit wird klar, warum das Budget des Films so hoch ist.

Es ist bekannt, dass der Oktopus seinen Lebensraum mit leeren Muscheln schmückt. Aus diesem Grund kann der Song „Octopussy’s Garden” aus dem Album „Abbey Road” der englischen Popgruppe The Beatles, gesungen von Ringo Starr, vielleicht als der fröhlichste Song der Gruppe angesehen werden. Auch sie haben von einem Fischer von dieser Gartenangelegenheit gehört. Ich finde, man sollte sich das unbedingt anhören.

Der schönste Oktopus, den ich in letzter Zeit gesehen habe, ist der Oktopus-Armreif oder -Ring des Istanbuler Juweliers Sevan Bıçakcı. Dieser Armreif aus der größten natürlichen Perle umschließt das gesamte Handgelenk und ist mit großen und kleinen Diamanten besetzt. Ich habe gehört, dass Bıçakcı nach Hongkong gereist ist, um solche riesigen Perlen auszuwählen. Das Tintenfischarmband habe ich zuerst an der Hand der US-amerikanischen Filmstarin und Komikerin Whoopi Goldberg gesehen. Sie trug es vor einigen Jahren bei der Oscar-Verleihung, und alle ausländischen Zeitungen schrieben mehr über dieses Armband als über die Preise. Über den Preis möchte ich lieber nicht sprechen.

Die wichtigste Eigenschaft des Oktopus ist seine Regenerationsfähigkeit. Wenn man ihm einen Arm abschneidet, wächst dieser nach einer Weile wieder nach.

Was hat es mit diesem Oktopus auf sich, woher kommt das Thema, fragen Sie sich vielleicht. Als der Präsident in einer Rede in den letzten Monaten auf den Oktopus Bezug nahm, erinnerte ich mich an die Eigenschaften dieses Lebewesens, das ich sehr gut kenne. Dieses niedliche Lebewesen mit drei Herzen hat zwar nur ein geringes Sehvermögen, kann aber dank seiner Saugnäpfe oder Saugnäpfe erkennen, wer wer ist und was er will. Mit seinen langen Armen wehrt es das Böse ab. Als ich beispielsweise während meiner Tätigkeit in Indonesien auf den Prinzeninseln schwamm und diesem Lebewesen begegnete, war meine erste Reaktion, schnell wegzuschwimmen, aber meine erfahrenen indonesischen Freunde rieten mir, mich nicht zu bewegen und es nicht zu berühren, da es mich sonst mit seinen Armen festhalten und sich schützen würde. Ich hörte auf sie und blieb still und bewegungslos, bis es vorbeigeschwommen war.

Ich dachte, es wäre angemessener gewesen, wenn die Berater des Präsidenten, die seine Rede vorbereitet haben, ein anderes Lebewesen als Beispiel genommen hätten. Dieses Lebewesen mit drei Herzen, das sich selbst regeneriert, quasi ein Vitamin-Würfel ist und seinen Lebensraum mit Muscheln schmückt, kann kein bösartiger Anführer sein. Sein Hauptquartier kann auch nicht Istanbul sein, da es nicht über Wasser bleiben kann. Es lebt in seinem geschmückten Zuhause in den Tiefen des Meeres. In den Gewässern rund um den Bosporus und Istanbul ist es aufgrund von Musilaj und anderen chemischen Abfällen mittlerweile sehr schwierig, Tintenfische zu finden.

Zusammenfassend muss ich sagen, dass Tintenfische, auch wenn sie metaphorisch gesehen werden, keine Banditen, Mafiosi oder böse Lebewesen sind. Er ist ein sehr intelligentes Lebewesen, das an die Zukunft denkt und entsprechend plant. Außerdem ist er ein Lebewesen, das sich selbst erneuert. Er kann sein Wissen und seine Erfahrungen an die nächste Generation weitergeben. Genau wie das menschliche Gedächtnis. Wir haben die Zeit der Revolution und des Unabhängigkeitskrieges nicht erlebt, aber wir wissen alles über Atatürk und die von ihm gegründete Republik.

Derzeit beeinträchtigen wirtschaftliche Schwierigkeiten das Leben. Der jüngste Bericht der Trump-Regierung über nationale Sicherheitsstrategien dürfte sich auf die ganze Welt auswirken, auch auf die Türkei. Die Antwort auf die Frage, ob sich die USA aus Europa zurückziehen werden, wird wiederum die USA geben, entsprechend den Reaktionen, die darauf folgen. In dieser Zeit muss die Türkei ebenso viel Wert auf ihre Außenpolitik legen wie auf ihre inneren Konflikte.

Önceki İçerikBir kahkaha kaç acı taşır? / Wie viel Schmerz steckt…
Sonraki İçerikKant, Hannah Arendt ve Kötülüğün Sıradanlığı /Banalität des Bösen
Deniz Kılıçer
Ocak 2019'da emekli olmuştur. Dışişleri Bakanlığı Statejik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcılığı ve Başkan (2011- 2012). Vatikan Büyükelçiliği Birinci ve daha sonra Elçi Müsteşar (2006-2011). Protokol Daire Başkanı (2001-2005). İsveç Stokholm Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı (1998-2001). Slovenya Ljubljana Büyükelçiliği Müsteşarı (1996-1998). Boru Hatları ve Enerji Dairesi Başkanı (1994-1996). Kafkas İşleri Dairesi Şube Müdürü (1992-1994). Hollanda Deventer Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı (1988-1992). Enformasyon Dairesi Başkatip (1986-1988). Endonezya Cakarta Büyükelçiliği İkinci Katip (1984-1986). Londra Büyükelçiliği İkinci Katibi (1980-1983). Kıbrıs Siyasi İşler Dairesi İkinci Katip (1978-1980). Papalık Gregoryen Üniversitesi Temel Teoloji Lisansı Diploması(2007-2010). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü SBF Master Derecesi (1988). Basılı Tez: “İngiliz İmparatorluğundan Commonwealth'e:İki Dünya savaşı Arasında Çanakkale Krizi 1919-1939”. "London School of Economics"'de misafir öğrenci (1988). A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Lisans Diploması (1976). Ödüller İtalya Cumhurbaşkanı G. Ciampi tarafından Ankara'da tevdi edilen “Şövalye” ünvanı (Cavallieri Stella Stara per la Solidarita Italiani) Eylül 2005. İran Büyükelçisi Dowlatabadi tarafından tevdi edilen Humeyni Altın Nişanı Eylül 2005. Dinlerarası diyaloga katkılarından dolayı Papalık Tiberina Akademisi Şeref Üyeliği Kasım 2007. İngilizce, Maley dilleri (Bahasa Endonezya ve Maley) İtalyanca bilmektedir.