Ak Partililerin düşünce şeklini açıklıyorum

1

Bazen sizler de benim gibi şaşkınlığa uğruyor musunuz? 

Bilsem de, tanısam da şaşkınlığa düşüyorum. Şaşkınlığa düşmemin sebebi de Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın Meclis’te söyledikleri. 

Geçiş garantili köprülerle ilgili düşüncelerini ifade eden Turan ilginç şeyler söyledi: ‘Malatya’daki köprüden de ben geçmiyorum ama parasının ödüyorum. Geçmeden verilmesi ekstra bir imkandır. Olmasa başka usulde yapılsa gene kamu bütçesi kullanılacaktı. İnsanların işini, firmasını mezhebine, dinine, siyasetine göre sınıflandırmayı ahlaki bulmuyorum. Beşli çeteden denir mi, çok ayıp bir şey bu. İnsanlara bu denir mi ya…’

Bu cümlelerdeki mantıksızlıkları ve tutarsızlıkları ve üst perdeden bakmayı bizler görüp anlıyoruz da kendileri fark etmiyorlar mı? 
Cevap: Hayır, fark etmiyorlar. 

Açıklayacağım. 

Önce Turan’ın açıklamasını tahlil edelim. 

‘Malatya’daki köprüden ben geçmiyorum ama ödüyorum’. İktidar partisi olduğun için bunu demen çok normal. Sen de muhalefetten olsaydın bu cümleyi kullanmayacaktın. Yani konunun doğruluğu-yanlışlığı senin siyasi görüşüne bağlı. 

‘Geçmeden verilmesi ekstra bir imkan’. Siz halka bir imkan sunuyoruz ve geçmediğiniz köprüye ödeme yapıyorsunuz. Siz bunu eleştireceğinize bu imkanı sunduğumuz için şükredin. 

İnsanların işini, firmasını…… Beşli çete denir mi ya’. Kimse bu insanları dinlerine ya da mezheplerine göre karalamıyor. İnsanlar bu kan emicileri ‘çete’ gibi çalıştıkları ve iktidarın projelerine çöreklendikleri için beşli çete diyorlar. Çarpıtmayla toplum önünde haklı duruma çıkmaya çalışma. 

Ve ahlak dersi verme gayreti. ‘Beşli çete denir mi ya’ şükredin insanlar başka şeyler demiyorlar. 

Yoksa daha neler neler denir. 

Gelelim bu psikolojiye. 

Ak Partililer yani milletvekilinden destekleyicilerine kadar hepsi kendilerine kocaman bir  fanusun içinde yaşıyorlar. 

Bu yüzden anormallikleri ve tutarsızlıkları fark etmiyorlar. 

Sadece kendi aralarında kalıyorlar, kendi içlerinde konuşuyorlar, farklı fikirleri eşit düzlemde göremiyorlar. Farklı fikirleri sadece ve sadece yenmeye endeksli taarruz çalışmalarında görüyorlar o zamanda da anlamak için değil farklı fikirleri alt etmek için uğraşıyorlar. 

Ak partililerin bu psikolojilerini Almanya’daki Milli Görüşçülerde de görmüştüm. Camilerine gelenler var ve sanki onlara göre gelmek zorundalar. Zorundalar çünkü gelmezlerse dinsizleşecekler. İnsanların dinsizleşmemesi için kutsal bir görev yaptıklarını zannediyorlar. Böyle hissettikleri için de kendilerini bulunmaz Hint kumaşı gibi kutsal sanıyorlar. İlk aşama halk mutlaka gelecek. İkincisi de sürekli kendi içlerindeler. Kendi içlerinde kaldıkları için de saçmalıkları, tutarsızlıkları, yalanları ve aptallıkları fark edilmiyor çünkü hepsi de aynı. Aynı oldukları için de saçmalıkların farkına varamıyorlar. 

Kendileri haricindeki insanlarla olduklarında da sürekli savaş halindeler. Çünkü en doğrusunu bilenler onlar ve onlar diğer insanlara bu doğruyu öğretmeyi kutsal bir şey sanıyorlar. Böyle olunca da öğrenmeye kapalı oluyorlar. Öğrenmeye kapalı olmak da düşünmeyi kapatmak ve kendi içinde muhafazakarlaşmak oluyor. 
Peki ne zaman bu insanlara bir şeyler dank ediyor? 
Çocukları ya da cami toplumunun çocukları esrar eroine başlayınca. Ya da 16-17 yaşındaki erkekler başka kızlarla olup onları hamile bıraktıklarında ya da baskıyla evlendirdikleri çocukları ‘artık yeter’ dediklerinde. Ya da, ya da, ya da ya dalar o kadar çok ki. 

İşte Ak partililer de böyleler. 

Genç bir kızcağızın tutarsızlık ve mantıksızlık dolu röportajı da böyle. 

Bülent Turan’ın açıklamaları da. 

Çevrenizde size çemkiren Ak partililerin cümleleri de.  

Milletvekillerinin de. 

Bakanların da . 

Bu tutarsızlık ve mantıksızlık hali ne zaman kesintiye uğruyor? 
Euro 16 olunca ya da 20. 

Dindar nesil için açılan İmam Hatip liselerinde DEİST gençlerin sayısı artıp bu durum laps diye yüzlerine vurulduğunda. 

Sloganlarla geçiştirilen konular bir bir sorun olup ortaya çıkınca. 

Akpli Mahir Ünal’ın demeci de aynı şekilde… ‘Şimdi başlıyoruz. Hazırlıkları tamamlamamız 19 yıl sürdü’ 

Dikkat buyurun bu cümlede sadece mantıksızlık yok aynı zamanda bir tehdit ve risk var. Nedir o? 
Bütün hazırlıklar tamam bundan sonra olacak baskıya hazır olun. Ne baskısı? Din adı altında yapılacak özgürlüklerin kısıtlanması ve dincilik yönetimi… 

Bu ve benzer kişilerle beraber yaşama için büyük sabır lazım. 

Rabbim o sabrı bize verir umarım… 

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikŞiddet ve tacizde iyi hâl indirimi kalkmalı
Sonraki İçerikBazı gerçekler romanlardan öğrenilirdi.. Şimdi ise her şey meydanda.. Yazımda anlatıyorum…
Sinan Eskicioğlu
Sinan Eskicioğlu kimdir? (Deutsche Version, Unten) 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun......... Wer ist Sinan Eskicioğlu? Er wurde 1974 in Izmir geboren. Seine schulische Laufbahn begann er an der Agah Efendi Grundschule. Nach seinem Abschluss an der Izmir İmam Hatip High School bestand er die ÖSYM-Prüfungen und wurde an der Theologischen Fakultät der Dokuz Eylül Universität zugelassen. Mit seiner Abschlussarbeit im Fachbereich Theologie mit dem Titel „Allahs Wille und das Problem der Kausalität” schloss er sein Studium im Jahr 2000 mit einiger Verspätung ab. Aufgrund der Auswirkungen des 28. Februar-Prozesses, durch den Absolventen der Theologischen Fakultät keine Lehrstellen erhielten, beschäftigte er sich bis 2002 mit Handel. Im Jahr 2002 begann er ein Masterstudium im Fach Religionsphilosophie an der Theologischen Fakultät der D.E.Ü. Im selben Jahr brach er sein Masterstudium ab und ging nach Deutschland. In Deutschland war er als Ausbilder und Lehrer in verschiedenen Moscheen tätig, die der Diyanet unterstehen. Er studierte Sozialarbeit und Management an der Universität Duisburg-Essen. Von 2007 bis 2011 war er als Direktor des Bildungszentrums der IGMG (Europäische Nationale Sichtweise) in Düsseldorf und als Regionalausbilder tätig. Von 2011 bis 2013 setzte er seine Ausbildung an der Universität Osnabrück im Fachbereich Protestantische Theologie fort. Seit 2016 ist er Kolumnist bei der Zeitung Ocak Medya. Seit 2020 ist er Chefredakteur der Zeitung. Der Autor spricht Deutsch und Englisch. Bislang hat er sieben Bücher veröffentlicht. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam (Beende die Versklavung des Menschen durch den Menschen – Personalisierter Islam), Zeytin Ağacı (Roman) (Der Olivenbaum), Katar istanbul (Katar Istanbul), Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık (Von den Muslimbrüdern zur AKP – Islamismus), Tarihteki Dindar Zalimler (Religiöse Tyrannen in der Geschichte). İbn Sina, İbn Haldun