AKP 3 Büyüklere Karşı

1

Erdoğan’ın uçak röportajlarının en tazesini Pakistan dönüşü idrak ettik.
12 Eylül döneminin kadim dostu “Cive” Pakistan’dı. Darbeci Evren’in en sıkı dostu Ziya Ül Hak olmuştu. Her ikisi de askerlikten siyasete dikey geçiş yapan Evren ve Ziya Ül Hak’ın arasından su sızmıyordu.

Daha sonra aynı su köprülerin altından aktı. Ülkelerinin muktedirleri hayırla yad edilmeyen anılara dönüştü.
Pakistan gezisinin bir neticesi de Hindistan’la arayı açmak oldu.
Sonuçta Hindistan’a yol uzak, arada bayağı ülke var. Buna rağmen uluslararası bir mevzuda gösterilen ve maruz kalınan tavır pek de diplomatik değil.

Uçakta Erdoğan’a eşlik eden gazetecilerden Hindistan’la ara bozmanın maliyetine dair bir geri bildirim zaten beklemiyoruz.
Bizim beklediğimiz bunca karmaşık gündemin arasından konuyu topa getirmekti. Bunda yanılmadık.

Türkiye’de herkesin bildiği konular vardır.
Mesela Din,
Mesela Ekonomi,
Mesela Futbol.

Ekonomi vs’de biliyorum dediğinizde sağlam bir güce de sahip olmanız gerekir. Futbol hakkında konuşmak içinse buna ihtiyaç yok. Sonuçta futbol 11’er kişiden iki takım arasında oynanan ama herkesin hakkında gayet malümatfuruş olduğu bir faaliyettir.

Erdoğan da deneyimli bir TC vatandaşı olarak kendisine futbol konusunda atılan pasları kaleye vurmaktan hiç çekinmiyor.
Kimsenin itiraz edemeyeceği tarafsızlık argümanı üzerinden federasyonu savunuyor.
Hem nalına hem mıhına diyerek, önce futbol konuşan bakanları eleştirenleri, sonra da aynı bakanları hedefe koyuyor.

Erdoğan’ın birbirini izale eden cümleleri tam olarak şu şekilde :
“Bir defa bu ülkeye hizmet veren bakan arkadaşlarımızı kalkıp da bu işin içine bulaştırmak çok ciddi bir yanlıştır.”
“Bir de şu var, onu da söyleyeyim. Kalkıp da benim arkadaşlarım ‘bu sene filanca kulüp şampiyon olacaktır, ya da olmalıdır veya temenni ediyorum’ diye asla söylememelidir.”

Türkiye’de yaşamasak ve Erdoğan’ı tanımasak ya da havuz gazetecisi olarak değil de, gerçek peşinde bir gazeteci olarak uçakta yer alsak, Erdoğan’a sorardık: ‘Birbirini yok eden bu cümlelerden hangisi doğru?’
Aynı mülakata sığan ve yekdiğerini imha eden iki cümleyi eş zamanlı eden ülkenin Cumhurbaşkanı olunca tabii ki hikmetini sual etmemek gerekir.

Reklam

Yine de uçak yere indiğine ve gazeteciler evlerine dağıldığına göre bu çelişkili lafların tefsiri için kafa yorabiliriz.
Ülkenin baştan sona kutuplaştığı, tarafgirliğin hayatın her alanına girdiği bir dönemde, futbolun bundan soyutlanmasını beklemek hayalcilik olurdu. 

15 Şubat akşamı itibariyle Türkiye Liginde puan durumunun ilk 4 sırasında İstanbul’un 3 büyüğü yer almıyor. Trabzon/Sivas/Başakşehir ve Alanya ilk 4’ü işgal ederken, İstanbul temsilcileri 5’ten 7’ye sıralanıyor.

Türkiye’de bir zamanlar futbolun siyasi boyutu tartışılır ve 3 büyük kulüp taraftarının sosyolojisi üzerinden teşhisler yapılırdı.
Galatasaray’ın aristokrasiyi, Fenerbahçe’nin burjuvaziyi ve Beşiktaş’ın proleteryayı temsil ettiği üzerinden analizler ortaya konmuştu.

AKP’nin giderek büyük şehirlerden çekildiği, ülkenin merkezine ve merkezlerin de çeperlerine yönelmesi ise, bir realite olarak kayda girdi. Özellikle son yerel seçimde ortaya çıkan neticeler bu durumu fazlasıyla teyit etti.
Ülkenin GSMH fakiri bölgeler, sosyal yardım politikalarının katkısıyla AKP’yi ayakta tutarken, vergi üreten bölgeleri AKP modeline tamamiyle sırtını döndü

AKP’nin Trabzonlu bakanlarının şehirlerinin takımını şampiyon görme konusundaki arzularını çekincesizce dile getirmeleri aslında bir tür rövanş alma kaygısı da taşıyor olmalı.
Erdoğan’ın şampiyonluk yarışında tuttuğu Fenerbahçe’nin yanına sadece Başakşehir ve Trabzon’u koyması da aslında benzer bir bilinçaltının yansıması gibi görünüyor.

18 yıldır ülke yönetip seçimleri bile tekrar ettiren bir iktidar olarak şu sözleri eden Erdoğan’ın zihin akışını teşhis etmek de güç değil : “Şampiyonluk kimsenin tekelinde değil. Bu sene sen olursun, bir sonraki sene başkası olur.”
Belli ki Türkiye’yi dizayn edip fabrika ayarları ile oynama konusunda gayet iddialı bir duruş gösteren AKP’nin dişini geçiremediği futbola dair de ciddi beklentileri var.

Türkiye’de ev kadınlarının oyuna sırtını dayayarak iktidarını garantilediği bir sır olmayan AKP için, futbolun kodlarını bozmak da, futbola en uzak olan evkadını oylarının artık iktidarı yeterince sağlama almadığı bir dönemde önem kazanmış görünüyor.

3 büyüklerin semtlerinde AKP’nin aldığı oy %15’i bile geçmiyor.
Kadıköy Çarşı, Beşiktaş Çarşı ve İstiklal Caddesi, AKP modelinin tam da karşısında olan ne varsa onu temsil ediyor.
AKP’nin normalleştirmeye çalıştığı rekabetin arka planında tam da bu temsil edilen dünyayı daraltma kaygısı var.
Bu ne kadar mümkün, göreceğiz.

Reklam

Türk insanı için bu zamana kadar her şey değişirdi, tutulan takım hariç… AKP tükettiği krediyi kazanmak için bu alana el attı. Bakalım sonuç nasıl olacak? İstanbul’un ve aslında Türkiye’nin üreten, çabalayan yüzü mü, yoksa AKP’nin giderek sırtını dayadığı bağımlı taşralılık mı galip gelecek?

1 YORUM

  1. Anadolu takımına çok açık şikeye rağmen yüz vermeyen Erdoğan’ın sonunda hakkın yanında laflar etmesi acaba sizİ siyasi mi yoksa sportif bir rahatsızlığa mı itti kestiremedim Erdoğan’a muhalif olduğunuzu bilirdim ama bari burada adaletin yanında yer alsaydınız. Sahi bu Trabzonspor düşmanlığı bulaşıp gitmeyen bişey mi yoksa nasıl anlaşılacağınızı mı bilmiyorsunuz ?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here