Akrabalık Bağı Koparmalı İnsan

0

Yapılması gereken ne kadar çok iş ve bir o denli de tembelliğimiz var. Ömür kısa. Yapılacak/yazılacak çok şey var. Bismillah!

İnsan en yakınlarının getirdiği sıkıntıları gördükçe, sil baştan konuşmak ve defaten konuşmak gerekir. Ama nafile…

İnsanın kendine verdiği sıkıntıdan başka bir şey olmuyor. Çünkü sıkıntı vereni ile konuşmak, artık aptallığa dönüşüyor. Deveyi hendekten atlatırsın ama ona… Anlamaz ki!

Konuşsan dert, konuşmazsan başka dert! Farkında olmadan değil, farkındalıkla ukalalığa sürükleniyor insan. Tecrübeli olmak daha fazla sabırlı olmayı gerektirir belki. Belki de ukalalık ile sabır arasında ince bir denge vardır. Söz anlamayana sınırı nasıl anlatacaksın ki?

Sonra; kırmadan, üzmeden, incitmeden konuşmanın, söylemenin yollarını aramalı insan. Anlayan olmayınca dert, yanlış anlama olunca yine dert! Onun için ya gerçekten susmalı insan ya da tamamen akrabalık bağını koparmalı.

Ne güzel demiş geçmiş; taşı sulasan da çiçek vermez. Tıpkı üzerine binlerce bereketli yağmurlar yağdığı halde kavak ağacının meyve vermediği gibi!

Derdinle dertlenmiyorsa; güldüğüne gülmüyorsa, ağladığında ağlamıyorsa… Hiçbir noktada ortaklık yoksa neye yarar o zaman akrabalık denilen o bağı.

Olsa neye yarar, olmazsa neye? En iyisi mi, olmaması… Zira umut bile değil…

Olmayacak şeyler vardır, zorlamanın da gereği yoktur. Bu durum, her zaman değilse de insani ilişkilerimiz içinde geçerlidir. Nokta koymak en güzelidir. Zira kalaycı ne anlar zümrütten, elmastan…

Bazen olmaz. Ağzınla kuş tutsan da olmaz. Israrı marifet saymadan kabullenmek gerekir. Ya da olacak olan olur demenin tevekkülüne sığınmak gerekir.

Riyakarlık yapmaya hiç gerek yok. Kan bağı dost bağına dönmüyorsa, kesilmeli hatta koparılmalı kökten!

Akrabalık bağı dediğin zarureti mertçe olmalı. Sorumluluk görevi yiğitçe yapılmalı. Kan bağının bilinci, şuuru ve onuru taşımalı şereflice. Bu taşıma, söz taşımaya benzemez. Gafiller anlamaz ki!

Kan bağının hiçbir bahanesi olmamalı sevmek için. Ama bu da mecburiyette ve istismara yol açmamalı.

En iyisi ya olduğu gibi görünmeli insan ya da göründüğü gibi olmalı.

Çile ve dertlerle yoğrulmuş bir hayat yolculuğunda bir de riyakarlık libaslı kan bağı ilişkileri eklenince sorunlar kaçınılmaz oluyor.

Evet, bu ağır zamanda insanca yaşamak zordur. Oysa yakın ilişkide olduğun insanların riyakarlıklarıyla mücadele etmek daha da zordur.

Ölüm var, umurlarında değil. Ölüme önlem almak mümkün değil, bunun içindir ki güzel şeyleri hızlı ancak sessizce yapmak lazım. Ama şuursuza, akılsıza ve basiretsize anlatmak, onu ikna etmek zor mu zordur!

Çünkü her biri Hz. Nuh’un hanımı kıvamında…!

Kuş yuvasına benzeyen kalpleri dağıtanlar, kıranlar zerre vicdana sahip olmayan nasipsizlerden başkası olamazlar. Kalpleri körelmiş, vicdanları dumura uğramış talihsizlerdir bu zavallılar. Zira böylesi insanlar, ölmekten ve hesap gününden korkmazlar.

Çünkü akıldan, irfandan ve ahlaktan yoksunlar.

Anlamıyorum, hesap günü karşımızda dururken neden hala riyakarlıkta ısrar edişler?

İnsanca yaşamak varken neden riyakârca hareket etmeler?

Bu tür insanların ruhları boş, beyinleri boş, kalp bomboş; zihinleri ve dilleri çöplükten beter çöplüktür.

Hal böyle olunca davuldan öte ses dökülmez dillerinden…

Rabbim dûr eylesin…

Oysa akrabalık dediğin, kalbin merhamet kapısıdır. Sevginin ve saygının başlangıç noktasıdır. Beklentisiz ve karşılıksız dostluktur. Akrabalık dediğin, sıla-i rahimdir.

Peki, o kapıyı açılmamak üzere kapatanlara, o kapıya kilit vuranlara ne demeli?

Ne demeli, merhameti hakarete, sevgiyi dedikoduya, sevabı günaha, hoşgörüyü ukalalığa çevirenlere?

Ne hazindir ki toplumda sayıları oldukça fazla…

Umudum, onların tükenişleri…

Pınarın kenarında oturup susuzluktan bahsetmiyorum ben… Sevmişsem eğer, gönülden, gönlümce bir dağ gibi taşırım her birini…

İçimde biriktiriyorum sevdiklerimi. Sevdiklerimi kalbime emanet ediyorum. Hasretle, muhabbetle, şükürle ve dua ile…

Dedikodunun ve cahilliğin kurbanı olmuş kan bağı taşıyan kandaşlarıma bakınca acıyorum. Bir sızı kaplıyor kalbimi. Soğuk bir ter gezinir alnımda… Varsın olsun ziyanı yok!

Yine de cehaletleri karşısında bazen, öylece, elime, koluma, cümlelerime beton dökülmüş gibi kalakalırım. Bu nasıl bir mantıksızlık örgüsü, bu nasıl bir şuursuzluk girdabı?

İnsanlık nasıl olur da dibe vurur anlamış değilim!

Ne kendime ne de kendim dışındaki hiçbirine zerre kırgınlığım yok benim.

Çünkü alabildiğine basit ve açık bir kalbe sahibim. Onun içindir ki, her şeyden mutluluk devşirebilirim:)

Mutluluğumun sırrı, karanlıktan aydınlığa elimi uzatmamdır. Karşılıksız, beklentisiz ve safça herkesi sevmemdir. Ve en çok da sevdiklerimi gönlümde saklamamdır.

Ah anlaşılmazlık, ah bilgisizlik ve ah egosuna esir düşmüş nefis, sen ne zor şeymişsin öyle? Nasıl bir hastalıksın ki zayıf karakterlere hemen nüfuz ediyorsun!

Bu zihni ve kalbi hastalığın ağına düşmüş sefilleri görünce ben; ‘içimden, küçük bir anı alıp karşılığında bütün hayatımı veresim geliyor’. Bazen şehrin en yüksek yerine çıkıp hakkı haykırasım geliyor.

Boşlukta değilim, boşluk içimde… 

O kadar çok söylemek istediklerim var ki, susuyorum. O kadar çok özlerken, az söylüyorum. O kadar çok şaşırıyorum ki… Anlayamadığım o kadar çok şey var ki…

Çoklardan kaçıp kendi boşluğuma düşüyorum.

Türküler yetmiyor, şiirlerden ağıtlar yakmalıyım şaşkınlığıma, anlaşılmazlığıma ve toplumun girdiği çıkmaza. Demek ki böyle yazıldı yazgım, ben hepsini unuturdum eğer kalbim olsaydı razı…

Biliyorum, hasretimiz kelimelerimizden fazladır.

Sükûnet orucundayım, susayım. Çok konuşmak da sevmek olmuyor zaten. Sustum. Zaten suskunluğumun içini doludur benim.

Dedim ya şu gereksiz ve külfetli akrabalık bağı kopardıkça ben, ruhumda büyük bir hafiflik duyuyorum. Sahici ve kuvvetli bir sevgi sarıyor içimi. İçim içime sığmıyor. Ve duygularım ve düşüncelerim ve kelimelerim duru, saf ve temiz oluyor.

Varsın O (c.c.) olsun yar ve dost… Hatta razı… Başka hiçbir kimseye gerek yoktur.

Cehalet varsa yoktum ben. Zira ben, düşüncede varım. Okumak yoksa, yoktum; varlığım ‘oku’madadır.

Bağım; kanda değil, duyguda, düşüncede, yürekte. Yani akıl ve kalpte. Gerisi mi geri dönüşümü olmayan çöp kutusuna…

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here