Akşener: Sabah söylediğini akşam yalanlayan, Allah’ın tek bir günü bile ‘hata yaptık’ diyemeyen garip bir ruh hali

0

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. “Sabah söylediğini akşam yalanlayan, 5-6-11 maaşlı kifayetsiz danışmanlarının elinde adeta oyuncak olan, Allah’ın tek bir günü bile ‘hata yaptık’ diyemeyen garip bir ruh haliyle karşı karşıyayız.” diyen Akşener, şunları söyledi:

“Tüm icraatlarını ‘dünya bizi kıskanıyor’ alışkanlığıyla dile getiren Sayın Erdoğan, batılı ülkelerde covid aşılarının ‘ücretli yapılıyor’ dedi. Bunun üzerine Avrupa’dan kahkaha sesleri yükseldi biz utandık ama Sayın Erdoğan hiç utanmadı. Dünyanın bütün ülkeleri aşıyı ücretsiz yaptırıyor, aşı yaptırmaları için gençlerine ödül veriyor, esnafına, memuruna, çiftçisine nakit destekler sağlıyor. Sayın Erdoğan’ın İngiltere bu süreçte işyerlerine 15’er bin pound hibe destek verdi. Devlet herkesin maaşının yüzde 85’ini 1,5 yıl boyunca ödedi. Bütün işyerlerine 0’a yakın faizle 50 bin pound kredi verdi.

Bu gerçekler öyle hızlı gün yüzüne çıktı ki, Sayın Erdoğan çıktı ‘Biz de diğer ülkeler gibi ücretsiz yapıyoruz’ dedi. Aşıyı sen ücretli satıyorsun. Çaktırmadan yapıyorsun. Önce elektriğe yüzde 15, doğalgaza yüzde 12 zam yaptın. 4 kişilik bir aile bir sene boyunca yeni zam yapılmazsa fazladan 600 lira ödeyecek. 1 doz BionTech aşısının maliyeti 100 lira. Böyle bir tezgah olabilir mi, böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Senden başka temel ihtiyaçlara zam yapan devlet başkanı var mı?”

Akşener’in konuşması şöyle: “Konutlardaki elektriğe yapılan zamdan daha yükseği, iş yerlerinin elektriğine yapıldı. Esnafına, üreticisine, istihdam sağlayan firmalara destek vermeyi geçtim, onların elektriğine de yüzde 20 zam yapıldı. Peki bu ne demek biliyor musunuz? Pandemi boyunca, iktidarın; destek olmak yerine, daha da borçlandırdığı işletmelere, yeni maliyetler getirmek demek. Artan enflasyon demek. İşsizlik demek. Yoksulluk demek. İşte size, Ak Parti iktidarının millet sevgisi. İşte size, Erdoğan’ın işletmelerimize verdiği değer. İşte size, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde ekonomi yönetimi.

Son üç yılda, elektriğe, 8 kere zam yapıldı. Ve yapılan toplam zam, yüzde 98.6 oldu. Doğalgaza da aynı dönemde 13 kez zam yapıldı. Ve doğalgaz fiyatı, son üç yılda, yüzde 110 arttı. Temmuz 2018’de, 350 lira olan bir fatura, bugün artık 735 lira. İşte o nedenle, şimdi biri gelip bana, ‘Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi nedir?’ diye sorsa; zamdır, zulümdür, milletini yokluğa mahkum etmektir derim. Bu ucube sistemin özeti, işte tam olarak budur. İktidarın büyüklü küçüklü ortaklarına, her fırsatta, ‘Vatandaş zorda, nakit desteği verin’ diyoruz, doğalgaza zam yapıyorlar. ‘Esnaf perişan, borçlarını erteleyin, faizsiz kredi verin’ diyoruz, elektriğe zam yapıyorlar. ‘Kısa çalışma ödeneğini, işten çıkarma yasağını uzatın’ diyoruz; duymazlıktan geliyorlar. Bu dar zamanda, vatandaşlarımıza destek vermeye gelince, cebinde akrep olanlar, milletimizi yolmaya gelince, sınır tanımıyorlar. 

İTİBAR, TASARRUF GENELGESİNDEN MUAF TUTULMUŞ

Bize, ‘itibardan tasarruf olmaz’ nutukları atan Erdoğan, son olarak çıktı, tasarruf genelgesi yayınladı. Yayınladı yayınlamasına ama; itibar, her zamanki gibi, bu genelgeden de muaf tutulmuş. Tasarruf, sarayın yanından bile geçmiyor.  Memlekette herkes tasarruf etmek zorunda. Milletimiz ‘porsiyonları küçültmek’ zorunda. Ama bu arkadaş, mesela, birkaç uçak daha alabilir. İnşaatı yeni biten yazlık sarayında sefa sürebilir. Sarayı için her gün, bakın her ay demiyorum, her gün, 3700 asgari ücret aylığına denk gelen, 8.6 milyon lirayı doyasıya harcayabilir. Zihniyete bakar mısınız?

Onlar saraylarında, israfa tam gaz devam ederken, biz, memleketimizi karış karış dolaşıyoruz. Vatandaşımızın derdini dinliyoruz. Geçtiğimiz perşembe Kocaeli’nde, iki gün önce de Malatya’daydım. İktidar bize ısrarla, her şeyin ne kadar da harika olduğunu anlatadursun, Kocaeli’nde kahvehane sahibi bir vatandaşımız, ‘60 yaşındayım. Oyumu, inandım, Tayyip Erdoğan’a verdim. Aç-kapa aç-kapa yaptılar. Şimdi 200 bin lira borcum var. Gelsin, bu borcu ödesin de göreyim’ diyor. Dul ve yetim maaşı alan bir vatandaşımız, Erdoğan’a sesleniyor. Diyor ki, ‘Bin lirayla nasıl geçineyim. Evime et girmiyor, et. Baştakilere kızgınım. Ben Cumhurbaşkanı’nın üvey evladı değilim. Onun eline bakıyoruz. Kuş gibi maaşlarımıza zam istiyoruz’ diyor. Malatya Doğanşehir’de, çocuklarına iş bulamayan bir baba, ‘Hem din iman diyeceksin, hem de 7-8 maaş alacaksın’ diyor. Böyle vicdansızlık olmaz!

Erdoğan, bunlar, Andersen’den masallar değil; bunlar, Türkiye’nin gerçekleri. Gerçeklerin farkına var artık. O duvar var ya o duvar, o duvar, işte senin sarayının duvarı. Milletimizin feryadı, saray duvarlarından geri dönüyor. Böyle duyarsızlık olmaz. Böyle beceriksizlik olmaz. Böyle devlet yönetilmez. Bu gittiğin yol, yol değil. Ya bu yoldan döneceksin ya da ilk seçimde tıpış tıpış gideceksin. Ya işini yapacaksın ya da sandık gelince, yıkılan o duvarın altında kalacaksın. Sonra söylemedi deme.

ESNAF KENDİ DERDİNDEN ÇOK TÜTÜNCÜNÜN DERDİNE YANIYOR

Malatya’da ilginç bir şey yaşadım. Girdiğim dükkanlarda, esnaf, kendi derdinden çok, tütün üreticisinin derdine yanıyor. Komşusu açken, tok yatamayacağına iman etmiş bir millet, komşusunu dert ediyor. Malatya, Adıyaman, günlerdir ayakta, ama iktidardakiler oralı bile değil. Malatya’daki esnaf kardeşim biliyor ki, üretici kazanamazsa, esnaf da kazanamaz. Çarklar dönmez, hayat durur. Milletin bildiği bu gerçeği, Erdoğan bilmiyor mu? Elbette biliyor, ama işine gelmiyor. O 5 müteahhidin, milyarlık vergi borcunu tek kalemde silebilen, tek kalemde, eşe dosta, milyarlarca lira teşvik dağıtabilen Erdoğan, istese çiftçinin, esnafın derdine derman olamaz mı? Türkiye’nin imkanları var, kaynakları var, istese elbette olur. Ama ibretle görüyoruz ki; bu iktidar, Türkiye’nin zenginliğini eşe, dosta, yandaşa dağıtmaya yemin etmiş. Bu iktidar, milletine sırtını dönmüş. Bu iktidarın, milletimize verebileceği hiçbir şeyi kalmamış. Ben, tütüncü bir ailenin kızıyım. Köyde büyüdüm, çocukluğumda tütün kırdım. Çilesini de bilirim, kıymetini de. Tütün ithal ederek, üreticimizi perişan eden bu iktidarın, abuk sabuk icraatlarıyla, artık bıçak kemiğe dayandı. Gelin, tütün üreticimizi cezaevine değil, tarlalarına gönderelim. Bu konudaki tarihi erteleyip, tütün kıran çiftçimize zaman tanıyın. Milletin malına çöreklenenleri korumakta, pek bir mahirsiniz. Gelin bir kez olsun, bu maharetinizi, çiftçimiz için kullanın, milletimiz için kullanın. Yazıktır, günahtır.

AKP iktidarı, milletimizin hazinesini boşalttığı yetmemiş gibi, bir yandan da milletin olan ne varsa, haraç mezat satmanın peşinde. Makine Kimya Endüstrisi’nden (MKE) sonra sırada, bir diğer stratejik kurumumuz TEİAŞ, yani, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi var. Kamunun, yani milletin olan bu şirket, 2020 yılında, 14.9 milyar lira ciro yapıp, 2 buçuk milyar liraya yakın da kâr etti. Ama buna rağmen, bir Cumhurbaşkanı Kararı’yla, özelleştirilmesi için düğmeye basıldı. Daha iki hafta önce, yine bu kürsüden gündeme getirdiğim, elektrik dağıtım şirketleri üzerinden yapılan yağma yetmedi, şimdi de toptan satışa niyetlendiler. Her seferinde, ‘Biliyorsunuz ben ekonomistim’ diyen Erdoğan, belli ki, piyasa yapılarının anlatıldığı derslerde, uyumayı tercih etmiş. Kendisine buradan, ekonomi ile ilgili, ufak bir hatırlatma yapmak istiyorum. Erdoğan; ekonomide, ‘doğal tekel’ dediğimiz bir kavram vardır. Belli sektörlerde, tüketiciye en az maliyetle, topluma en fazla faydayı sağlayabilmek için, sadece tek bir firmanın olması gerekir. Bunu, ekonomist olduğunu iddia eden herkes bilir. Elektrik iletimi sektörü de işte böyle bir doğal tekeldir. Yani, bu sektörde, hizmetin tek bir firmayla verilmesi, toplumun yararınadır. Çünkü şayet elektrik iletimi, özel bir şirkete geçerse, elektrik fiyatları, o şirketin yararına, toplumun ise zararına olacak şekilde artabilir.  Sonuçta da sanayicimiz, çiftçimiz, vatandaşımız, daha da artan elektrik faturalarıyla karşılaşabilir. Tam da bu nedenle; özelleştirme fikrinin anası ve neo-liberalizmin yılmaz savunucusu olan, Margaret Thatcher bile, iktidarında elektrik iletimini özelleştirmemiştir. Yeter artık. Türk devleti ve Türk milletinin varlıkları, senin ve iş bilmez kadrolarının oyuncağı değildir.

TÜM TÜRKİYE ‘ARTAGAN’I’ BEKLİYOR

Milletimiz, güçlü, zengin ve mutlu bir ülkede yaşamak istiyor. Biz bu çağrıyı duyduk ve geçtiğimiz hafta, Artagan’ı açıkladık. Büyük bir mutlulukla görüyoruz ki, sadece biz değil, artık tüm Türkiye, Artagan’ı bekliyor. Teknolojiyi kullanarak, dünyanın en baskıcı düzenini kurmak da mümkün, dünyanın en demokratik düzenini kurmak da mümkün. Artagan, teknolojinin demokrasi tarafındadır.

2019 yılı verilerine göre, nüfusumuzun yalnızca yüzde 74’ü internet kullanıyor. Bu oran, Rusya’da yüzde 82, Macaristan’da yüzde 80, Güney Kore’de ise yüzde 96. Fas’ta bile, Irak’ta bile, nüfusun yüzde 75’i internet kullanıyor. Maalesef Türkiye, nüfusunun internete erişimi konusunda, 2007’nin Almanya’sını, daha yeni yakalamış durumda. Yeni ekonomide gençler, internet üzerinden yeni bir dünya kuruyor. Bugün artık hayatımızda yepyeni kavramlar var. Artık Gig Ekonomisi’nden bahsediyoruz. Dijital Göçebelik’ten bahsediyoruz. Yeni Medya’dan bahsediyoruz. Yeni nesil eğlence platformlarından, e-spordan bahsediyoruz. Peki bu kısıtlı erişim ve düşük hız ile, küresel trendleri yakalayabilir miyiz? Maalesef yakalayamayız. Araştırmalara göre, yalnızca ABD ve AB-15 bölgelerinde, 160 milyon Gig işçisinden bahsediliyor. Pandeminin, uzaktan çalışmanın mümkün olduğunu kanıtlaması ile, bu sayının çok daha artacağı tahmin ediliyor. Peki bu 160 milyonluk yeni çalışan grubunun, bir kısmını Türkiye’ye çekmek ve ülkemize ekonomik katkı sağlamak mümkün mü? Mevcut dijital altyapımız ile, maalesef bu şimdilik imkansız. Çünkü Türkiye, dijital göçebelik endekslerinde, en yaşanabilir ülkeler arasında 106. sırada. Bugünkü anlamıyla e-spor, çok değil, son 7-8 senedir hayatımızda olan bir kavram. E-spor, artık yalnızca bilgisayar oynamaktan ibaret değil. Dünya çapında 500 milyon izleyiciye ulaşan ve milyarlarca dolarlık bir endüstrinin parçası olan, devasa bir spor organizasyonu. Bu alandaki gelişmişlik, doğal olarak, 100 milyar dolarlık bilgisayar oyun pazarından, alacağınız payı da belirliyor. Ama, e-sporda başarılı olmak için bazı şartlar var. Profesyonel anlamda e-sporcu yetiştirebilmemiz için, düzgün bir altyapıya ve mevzuata ihtiyacımız var. Ama maalesef, özellikle gençlerimizin ciddi talepleri olmasına rağmen, STK, dernek ve kulüplerin özverili çabaları haricinde, bu konuyla ilgili, devlet politikası olarak yürütülen, ciddi bir çalışma yok.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here