Akşener: Sayın Erdoğan biz bu dost kazığını niye yiyoruz?

0

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu. Ankara’nın başkent oluşunun yıl dönümü olduğunu hatırlatan Akşener, Ankara Tren Garı önündeki terör saldırısının da 6. yılı olduğunu belirterek saldırıda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine başsağlığı diledi.

Adıyaman ziyaretine değinen Meral Akşener, çiftçi, esnaf, öğrenci, emeklilere kadar her kesimden vatandaşın geçim sıkıntısı çektiğini ifade etti, bir tütün çiftçisinin verdiği tütün demetini göstererek tütün üreticilerinin sorunlarına değindi.

Akşener, Türkiye’de en iyi işleyen yapılardan birinin Organize Sanayi Bölgeleri olduğunu ancak iktidarın “ekolojik rekabetçiliği yüksek bölgeleri nasıl inşa ederim?” diye düşüneceğine OSB’leri kamulaştırmaya çalıştığını savundu.

Sanayi sektörüne ilişki projelerini anlatan Akşener, “İYİ Parti olarak İYİ bir sanayi politikası uygulayacağız. İYİ, tam olarak bizim yaklaşımımızı temsil ediyor. İlk İ iş birliğini, Y yatay politikaları, ikinci İ ise inovasyonu ve ilericiliği temsil ediyor.” diye konuştu.

İYİ Parti’nin artık Türkiye’nin, “de facto” iktidar partisi olduğunu ileri süren Akşener, “Çünkü onlar milletin içine çıkamazken biz milletimizle omuz omuzayız.” ifadelerini kullandı. Akşener’in konuşması şöyle:

“Sayın Erdoğan, geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki; ‘Muhalefet, Türkiye’nin bu salgın sürecini, çok daha başarılı bir şekilde yönetmesini sağlayacak, tek bir teklif dahi getirmedi.’ Aynen böyle dedi. Gerçekten şaka gibi… Sayın Erdoğan; belli ki, artık sürmenaj olmuş durumdasın. Belli ki, aynı partin gibi, artık sen de tükenmişlik yaşıyorsun. Belli ki, bu ucube sistemin sırtına bindirdiği yükten, artık yorulmuşsun. O nedenle, konuşmamın başında, sorumlu muhalefet anlayışımız gereği, hafızanı tazelemek adına, sana bazı şeyleri, hatırlatmak istiyorum.

Mesela; 11 Şubat 2020’de, yani, ülkemizde henüz ilk vaka görülmeden önce; ‘Olası bir salgında, gereken önlemleri aldınız mı? Maske, serum ve ilaç stoku yapılıyor mu? Aşı konusunda, herhangi bir kurum çalışma yapıyor mu?’, sorularını sana kim sordu? Mesela; pandeminin ilk günlerinde; ‘En az 2 hafta karantina ilan edin, bu iş kontrolden çıkıyor’ diyerek, seni kim uyardı? Mesela; Mecliste küçük ortağınla birlikte reddettiğiniz, ‘Pandemi nedeniyle, iş yerini kapatmak zorunda kalan işletmelere, 2021 yılı bütçesinde, ödenek konsun. Esnafımıza 6 ay süreyle, aylık 2 bin lira destek ödemesi yapılsın’, önerilerini sana kim getirdi? Mesela; aşı planlamasının, ilk zamanlarında; ‘Bulaş zincirini kırabilmenin, en önemli hamlelerinden biri; işe toplu taşımayla gidip gelmek zorunda olan, 19-50 yaş arasındaki, dar gelirli vatandaşlarımızın, öncelikli olarak aşılanmasıdır’ teklifini, sana kim yaptı?

Liste, daha uzayıp gidiyor… Her seferinde, ‘Bizim çözüm önerilerimiz, mirî maldır. Alın, uygulayın. Yeter ki, milletimizin çilesi bitsin, memleket düze çıksın’ dedik. Ama maalesef Sayın Erdoğan, şimdi bunları hatırlamakta güçlük çekiyor. Bu vesileyle kendisine; B vitaminini ihmal etmemesini ve basketbol oynamaya çalışmak yerine, Sudoku çözmesini tavsiye ediyorum. Çünkü; basketteki düşük sayı ortalamasının aksine, bir cumhurbaşkanının yaşadığı hafıza problemi, milli bir meseledir.

Küresel bir enerji krizi, tüm dünyada, hızlı bir şekilde büyüyor. Doğalgaz, kömür ve elektrik fiyatları, rekor üstüne rekor kırarken; uzmanlar, krizin Aralık, Ocak ve Şubat aylarında, daha da büyüyerek, devam edeceğini söylüyor…Peki, dünya kapıdaki enerji krizini konuşurken, büyük ekonomist ve dış politika duayeni, Sayın Erdoğan ve arkadaşları ne yapıyor? Gelin beraber bakalım. Sayın Erdoğan’ın, artık alameti farikası haline gelen, kaybetme garantili oyun kurma dehasının sonuçlarını, enerji fiyatlarında da görüyoruz.

Geçtiğimiz günlerde BOTAŞ; 20 kargo sıvılaştırılmış doğal gaz alımının, bir kısmını, 1000 metreküpünün, 1300 dolardan daha pahalı olacağı biçimde yaptı. Biz de doğal olarak, başkaları ne durumda diye, bir baktık. Çok ilginç, mesela; Almanya ve Bulgaristan, aynı gazı, aynı yerden, yani Rusya’dan alıyor. Ama nedense, bizim aldığımızdan, yüzde 40, yüzde 50 civarında, daha ucuza alıyor. Peki, bizim aldığımız gaz, daha mı kaliteli? Hayır… Peki, biz bu ülkelerden, daha mı zenginiz? Maalesef istatistikler ortada… Almanya ve Bulgaristan’ın, kişi başına düşen millî geliri, bizden daha yüksek.

Nükleer enerji programını Rusya’ya bağlayan da, S400’lere talip olan da, ‘Gel, sınırlarımızdan boru hattı geçir’ diyen de biziz…Bu işte, sizce de bir gariplik yok mu? Olmaz mı, var tabii… Ben de doğal olarak, buradan sormak istiyorum: Hayırdır Sayın Erdoğan? Biz bu doğalgazı, Putin’le kurduğun kankalığa rağmen, neden bu kadar fahiş bir fiyata alıyoruz? Almanya ve Bulgaristan, bu gazı yarı yarıya ucuza alırken, biz, göz göre göre, niye soyuluyoruz? Söylesene Sayın Erdoğan; biz bu dost kazığını, niye yiyoruz?

Şimdi de çıkmışsın, daha tehlikeli bir işe kalkışıp; ülkemizin çok önemli iki kurumu olan, Türkiye Petrolleri’ni ve BOTAŞ’ı, yandaşlarına ve sözüm ona savaş açtığın, küresel sermayeye, göz göre göre, peşkeş çekmeye kalkıyorsun. Aklınca bunu da, şahsi şirketin bellediğin, Varlık Fonu üzerinden yapacaksın. Ama sen her ne kadar, kapalı kapılar arkasında iş çevirip, bu iki şirketimizin pazarlığını, milletimizden gizlemek istesen de, olan, biten her şey ortada. Yazıklar olsun.

Sayın Erdoğan, BOTAŞ’ı, Ticari, International ve Altyapı olarak, üç ayrı şirkete bölüp; Ticari AŞ ve International AŞ’nin hisselerini, aynı Türk Telekom özelleştirmesinde olduğu gibi, yaranmak istediği yabancı sermayeye, satmak istiyor. Altyapı AŞ’yi de; BOTAŞ’ın tüm borçlarını üstlenen, bir kamu kuruluşu hâline getirip, bunun maliyetini de, milletimize yıkmak istiyor. Tezgaha bakar mısınız? Buna benzer bir başka tezgah da, Türkiye Petrolleri’nde yaşanıyor. Türkiye’nin petrol ihtiyacının, yaklaşık onda birini sağlayan, bu milli şirketimiz de Sayın Erdoğan’ın özel ilgi alanına girmiş gözüküyor. BOTAŞ’taki durum, Türkiye Petrolleri için de geçerli. Sayın Erdoğan ve arkadaşları, onu da aynı BOTAŞ gibi, sessizce Varlık Fonu’na katıp, satacaklar. Rant sevdasına bakar mısınız? Vizyonsuzluğa bakar mısınız? Kafkaslar’dan gelecek, potansiyel yeni boru hattı projelerini zaten geçtim, ama Doğu Akdeniz’deki İsrail gazının, taşınması tartışılırken, iktidar, BOTAŞ’ı parçalayıp satmanın peşinde… Dünya, enerji krizini tartışırken, iktidar, Karadeniz’de doğalgaz bulan, Türkiye Petrolleri’ni satmanın peşinde. Allah sonumuzu hayreylesin…

Sayın Erdoğan; Petrol ve doğalgaz üretiminin, devlet kontrolünden çıkması, milletimizin çıkarlarına aykırıdır. Enerji kaynaklarının, ülkeler için, en değerli varlıklara dönüştüğü günümüzde, yabancı sermayeye yaranmak, yandaşlarına da rant sağlamak için attığın bu adımlar, Türkiye için, bir güvenlik sorunudur. Böyle sorumsuzluk olmaz. Böyle iş bilmezlik, böyle ciddiyetsizlik olmaz. Böyle devlet yönetilmez. Milli çıkarlarımızı, bu şekilde tehlikeye atamazsın. Bitmek bilmeyen rant sevdan uğruna, sadece bizlerin değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın da geleceğine, ipotek koyamazsın.

Buradan seni uyarıyorum: Gel, giderayak böyle bir stratejik hatayı yapma. Bu şuursuz planlarından, acilen vazgeç. Bil ki; aklı ve sağduyuyu dinlemezsen ve her zamanki gibi inat edersen, er ya da geç, o sandık geldiğinde, millete kafa tutmanın hesabını, gider milletimize verirsin. Sonra söylemedi deme.

Nihayet geçen hafta, Sayın Erdoğan’ın, 6 yıl gecikmeli kararıyla, Paris İklim Anlaşması, meclisimizde onaylandı. Hatırlayın; Biz, ‘Paris İklim Anlaşması’nı acilen onaylayın’ dediğimizde, ‘Paris Anlaşması’nı temel alıp, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimizi, hedef alacaklar. Türkiye, daha zor durumda kalacak’ demişlerdi. Peki, ne değişti de Sayın Erdoğan, bir anda, 180 derece, dönmeye karar verdi? Aslında, Paris İklim Anlaşması’nın ne bizim Doğu Akdeniz’deki hedeflerimizle ne de Türkiye üzerinde oynanan, o büyük oyunlarla ilgisi, zaten yoktu. Birleşmiş Milletler Zirvesi’nde, Sayın Erdoğan’ın, etrafa şirin gözükmesi gerekiyordu, o da ata ata, böyle bir adım attı. Bu kadar basit. Ve tüm bu yalpalamanın sonucunda, Sayın Erdoğan’ın kişisel kaprisleri yüzünden, memleketimizin çok önemli 6 yılı, heba oldu. Ne diyelim, geç olsun, güç olmasın…Ama madem anlaşma onaylandı, o zaman buradan kendisine bazı sorular sormak istiyorum: Sayın Erdoğan; bu anlaşmanın gerekliliklerinin, farkındasın değil mi? İklim krizi, şakaya gelmez. ‘Mış’ gibi yapmaya, hiç gelmez. Öyle, hemen her işte yaptığın gibi, dostlar alışverişte görsün mantığıyla, bakanlık ismi değiştirmekle iş bitmez, biliyorsun değil mi?

Her zaman olduğu gibi, bu hafta da; iktidar, kürsülerden atıp tutmayı tercih ederken; biz, milletimizin dertlerini dinlemeyi tercih ettik. Onlar, salon toplantılarında, kendileri çalıp, kendileri oynarken; biz, Adıyaman sokaklarında, kadınların, esnafın, üreticilerin, gençlerin misafiri olduk. Kahta’da, girdiğim 10 dükkândan 6’sı, daha siftahını bile yapmamıştı. Üstelik, kalan dükkânlardan 2’sinin siftahı da, sadece 20 liraydı. Gerçi, Sayın Erdoğan için, son dönemlerde 20 lira, büyük bir para hâline geldi. Biliyorsunuz, kendisi her fırsatta, günlük 20 lira eden, 650 liralık öğrenci kredisini, gençlerimizin başına kakıp duruyor. Bir yanda, 5-10 maaşlı danışmanlar, diğer yanda, günde 20 lirayla geçinmeye çalışan, esnafımız, gençlerimiz… Gerçekten ibretlik. Ayıptır, günahtır. Yazıklar olsun…1.500 lira maaş alan emeklimiz; ‘Burada sadece kira parası 1.500 lira, geçinemiyorum. Kimisi 1.500 lira maaş alıyor, kimisi 2.500 alıyor, kafalar karışık. Ben bütün primleri yatırmışım, o zaman ne hata yapmışım?’ diye soruyor.

Bu elimdeki tütünü bana uzatan, üretici kardeşim diyor ki; ‘Tütünü yasakladılar. Biz şimdi nasıl yaşayacağız? Biz şimdi neyle geçineceğiz? Biraz fazla eken için hapis cezaları veriliyor. Siz geleceksiniz, iktidar olacaksınız bu cezaları kaldıracak mısın? Ben de elbette dedim hepiniz adına. Sayın Erdoğan ben tütüncülük yapan bir çiftçi ailesinin kızıyım. Tütün ekmek için önce sabahın köründe kalkarsın aksi takdirde fidenin zifti akar. Yani en geç dört buçukta o tarlada olursun sonra çapalarsın hem de iki kere çapalarsın. Sonra dibinde çıkan büyük yaprakları ayrıca kırarsın kenara koyarsın. Devamlı gider gelirsin. Sonra büyür tütün onu kırmaya başlarsın. O da aşağıdan yukarı doğru çıkmaya başlar. Her biri ayrı sistemdir. Sonra kırdığın yeşil yaprakları iğnelerle dizersin. O iğneler o kadar deler ki elleriniz hem zift hem de yara olur. Sonra asarsınız. Sonra toplarsınız. Evinizin bahçesinde kuyular açarsınız. Bunu ‘pastal’ deriz adına, bunu tam böyle çatır çatır kurumaması için o pastal yapacağınız tütünü o kuyulara sarkıtırsınız. Yumuşatırsınız. Gece 01:00’e kadar aile fertlerinin tümü o kupa başına oturur. Ve tek tek üst üste getirir çile yaparsınız. Adı da çiledir aynı yapılan iş gibi. Denk yaparsınız ondan sonra da satarsınız. O tütün paralarıyla köylü tarla alır, tarlasını genişletir. Çocuğunu evlendirir. Evi tek katlıysa üstüne kat çıkar. Yahu Sayın Erdoğan sen ne istiyorsun bu üreticiden bu köylüden ne istiyorsun kardeşim. Seni desteklemekten hiç geri durmayan bu insanlardan ne istiyorsun? Onları niye açlığa mahkum ediyorsun.

Ama bu soruların muhatabı sensin, sen. Sayın Erdoğan kürsüden eseceğine, önce çık, bu sorulara cevap ver. Anlattığın masallar, Adıyamanlı kardeşlerimin sorularına, cevap olmuyor. Bol bütçeli, lüks etkinliklerde caka satacağına, önce git milletin derdini çöz. Bak, benden sana söylemesi; kısa zamanda çözdün çözdün çözemedin, koltuk gidiyor, haberin olsun. Çünkü İYİ Parti, gümbür gümbür geliyor. Gittiğimiz her yerde, Millet bizi çağırıyor. Sandıkları patlatmaya, milletimizin iradesini, yeniden iktidar yapmaya geliyoruz. Ortaklarınla sürdüğünüz sefaya son verip, hizmet nasıl yapılırmış, ülke nasıl yönetilirmiş, cümle aleme göstermeye geliyoruz. Bu ucube sistemin devri artık bitti. Sıkı dur Sayın Erdoğan, Başbakan geliyor…

Öyle ucube bir sistemle karşı karşıyayız ki; bugün Sayın Erdoğan, sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmiyor. Aslında onu da yönetemiyor da hadi neyse…Kendisi aynı zamanda; Varlık Fonu’nun başı olarak Ziraat Bankasını, HalkBank’ı, Vakıfbank’ı da yönetiyor. Borsa İstanbul’u da yönetiyor. Botaş’ı, Etimaden’i de yönetiyor. Türk Hava Yolları’nı, Turkcell’i ve Türk Telekom’u da yönetiyor. Kendisi kumara karşı ama, Şans Oyunlarını da At Yarışlarını da o yönetiyor. Şeker fabrikalarına gıcığı var, Çay üreticilerine de düşman ama; Türk Şeker’i de Çay-Kur’u da o yönetiyor. Hatta ekonomiden gram anlamıyor ama; İstanbul Finans Merkezi’ni de yine o yönetiyor. Evet maalesef, tüm bu kurumların imza yetkilisi, Sayın Erdoğan. Şimdi de tüm bunlar yetmemiş olacak ki, özel sektöre el attı. Organize Sanayi Bölgelerini de kendine bağlamak istiyor. Çünkü, ülkemizde işleyen ve çalışabilen, bir tek OSB’ler kalmıştı; onları da kendine bağlayıp, kurutursa, rahat edecek.

Biliyorsunuz, Organize Sanayi Bölgelerine yönelik, bir yasa tasarısı var. Bu yasa tasarısında, OSB yönetiminin, kamuya bırakılması gibi, bir durum söz konusu. Bugün, Sayın Erdoğan’ın çelişkilerle dolu zihin dünyasında, adeta bir yolculuk yapıyoruz… Çünkü kendisi, bir yandan, devletin stratejik kurumlarını, özelleştirme adı altında, satıp savarken; diğer yandan da tüm zorluklara rağmen, azimle ve inatla üreten sanayicimize, çökmeye çalışıyor.  Bu arkadaş başarıya düşman… Nerede bir başarı varsa, gidip çöküyor. Başarılı olan, devletin kurumuysa, satıyor. Başarılı olan, özel sektörse, gidip tepesine çöküyor. Gerçekten çok enteresan…Biz, İYİ Parti olarak; ülkemizde üreten, istihdam sağlayan, geleceğimizi inşa eden sanayicimizi, başımızın üstünde taşımaya hazırız.

Ülkemizde, belki de en iyi işleyen yapılardan biri, Organize Sanayi Bölgeleri’dir. Peki iktidardakiler ne yapıyor? ‘OSB’lerin eksiklerini nasıl tamamlarım? Ekolojik rekabetçiliği yüksek bölgeleri, nasıl inşa ederim’ diye düşüneceklerine, OSB’leri kamulaştırmaya çalışıyorlar. İbretlik gerçekten…Sayın Erdoğan; O Organize Sanayi Bölgeleri; senin, ekonomideki tüm beceriksizliklerine rağmen büyüdüler. Senin, pandemi dönemindeki acizliğine rağmen, 150 binin üzerinde, istihdam sağladılar. Sen elektriğe, doğal gaza zam üstüne zam yaparken, onlar, üretmeye devam ettiler. Senin yandaşların, ihale paralarını yurt dışına kaçırırken, onlar, bu ülkeye döviz soktular.

Yani ez cümle; OSB’ler şimdiye kadar, sen ve yandaşların, işin içinde olmadığınız için başarılı oldular. İşte o nedenle; namusuyla, azmiyle, fedakârca, üretim yapan sanayicilerimizin üzerinden, elini çek.  Organize Sanayi Bölgeleri’ni de rahat bırak. Bırak da büyümeye ve ülkemizin yüz akı olmaya, devam etsinler.

İktidar olmak, bir anlayış meselesidir. İktidar olmak, bir iddia meselesidir. İktidar olmak, bir çalışkanlık meselesidir. Ve Rabbim’e şükürler olsun ki; İYİ Parti artık, Türkiye’nin, ‘de facto’ iktidar partisidir. Çünkü onlar, milletin içine çıkamazken, biz milletimizle omuz omuzayız. Çünkü onlar, hamasetle, gıybetle, iftirayla, vakit öldürürken,  biz çözümlerimizle, projelerimizle geliyoruz. Çünkü onlar yan gelip yatarken, biz canla başla milletimiz için çalışıyoruz. İşte o nedenle; biz, artık ufukta görünen seçimlere, aynı iktidardaymışız gibi çalışarak girecek ve Allah’ın izni, milletimizin de teveccühüyle, iktidar olarak çıkacağız! Çünkü bizim ülkümüz, milletimiz için adalet, bereket ve huzur ülküsüdür. Bizim davamız, cennet vatanımız, cennet kalsın davasıdır. Bizim yolumuz, hak yoludur, hakikat yoludur, millet yoludur. Bizim yolumuz, Ömer’in yoludur!”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here