Albert Caraco: ‚Ben çağın son peygamberiyim‘

0

Ben güç istemiyorum, kıskanılacak veya istenecek herhangi bir şeyin sahibi olmak istemiyorum çünkü en yakınları tarafından ihanete uğramış olmayı görmek istemiyorum.

Albert Caraco “Ben çağın son peygamberiyim” der. Ben de son peygamberim, ama gezegenin sahip olduğu nüfusun sondan ilk peygamberiyim ve sıramı her zaman benden sonraki nesillere vermeye de hazırım, çünkü o iddiayı taşıyacak, altını dolduracak kadar bir hırstan yosunum. 

Belki ahmağım, hatta kesinlikle öyleyim, ancak ahmaklığım bile öyle bir iddiayı taşıyacak kadar pervasız değildir, onun için bu hakkımı siz benden daha hırslı olanlara devrediyorum.

Ama bu arada sizin için iyi bir şeyler söyleyeceğimi sanmayın, kötümserim, en az Albert Caraco kadar kötümserim; tek farkımız, o karanlığa inanırken, ben ışığın bizzat karanlığın içinde olduğuna inanıyorum.

Fakat peygamberlik asla, çünkü ben peygamber olmak istemiyorum.

Hz. İsa peygamber olduğunu söylediğinde en yakın dostlarından biri olan ve aynı zamanda havarisi Yehuda (eğer doğruysa) tarafından ihanete uğramıştı, sonra dönemin geleneksel bir infaz şekli olan çarmıha diri diri çekilmiş, ölünceye kadar o şekilde bekletilmişti.

Hz. Muhammed öldüğünde yol arkadaşları iktidar kavgasına tutuşmuş, cesedin Mekke’nin çöl sıcağında çürüyebileceğini bile unutmuştu. Naaşı ancak kadınların da el attığı bir defin işleminden sonra kaldırılabilmişti. 

Tanrının sevgili kulları bile bu haksızlığa uğrarken ben neyim ki?

Düşünsenize en yakın arkadaşları bile durumundan kendilerine pay çıkarmış, oradan kendilerine bir iktidar devşirmeye çalışıyordu.

Takdir edersiniz ki kimin gözü kimin iktidarında ise bilin ki o kişi ondan nefrette ediyordur.

Bu iktidar hırsı onlara tanrının peygamberlerini öldürttü ve muhtemelen güçleri yetseydi onlar tanrıyı da öldüreceklerdi, çünkü o daha mutlak bir güçtü.

Peygamberler ise Tanrı’nın yeryüzü iktidarlarının bir güç tecessüsü… 

Peygamberlerin güçlerine göz dikenler onların güçlerini kıskandıkları gibi, tanrılarının gücünü de kıskandılar ve peygamberleri sevmedikleri gibi, onların tanrılarını da sevmediler.

Ama bunu peygamberlere hiçbir zaman göstermediler, hatta göze batmamak için en yakınlarında durdular, en yakın dostları ve inananları olarak göründüler, ta ki işler ters gittiğine, sonra sırtlarından ilk hançerleri onlar indirdiler.

Ben o yüzden güç istemiyorum, kıskanılacak veya istenecek herhangi bir kuvvet istemiyorum; çünkü en yakınları tarafından ne ihanete uğramak istiyorum ne de o ihanete uğrayı görmek istiyorum.

Winston Churchill, Hitlerle savaşmaya karar vererek İngilizleri Hitlerin köleleri olmaktan kurtarmıştı; ama İngilizlerin Churchill’e yaptığı savaş sonrası ilk seçimde onu sandıkta Clement Attlee satmak olmuştu. J. Stalin iyi kötü koca Sovyeti ayakta tutmayı başardı, Stalin düştüğünde onu baş şakşakçısı Kruçev göbek atarak kutlamıştı.

Uzatmaya gerek yoktur ve doğrusu insanların da öyle kolay elden düzelecekleri de yoktur; o yüzden bundan böyle gelecek bir peygamber olsa olsa Albert Caraco gibi olabilir, hatta olmalıdır ve insanlara kötülük dileyerek, onlardan sonlarını hızlandırmalarını istemelidir.

A Caraco; “Ölüm için yaşıyor, ölüm için seviyoruz, ölüm için doğurup çalışıyoruz, işlerimiz ve günlerimiz artık ölümün gölgesinde birbirini izliyor, uyduğumuz disiplin, koruduğumuz değerler ve yaptığımız projeler, hepsi tek bir sona karşılık veriyor: Ölüm.

Ölüm bizi olgunlaşınca toplayacak, biz ölüm için olgunlaşıyoruz ve küle dönmüş bu ökümen üzerinde olsa olsa bir avuç olacak torunlarımız bizim taptığımız her şeyi yakarak bize lanet okumaya devam edecekler. Biz yapmacık figürler kisvesi altındaki ölüme tapıyoruz ama onun ölüm olduğunu bilmiyoruz, bizim savaşlarımız övdüğümüz şeye kurban verme savaşı, ölümün şerefine kendimizi feda ediyoruz, bizim ahlakımız bir ölüm okulu, değer verdiğimiz erdemler ise ölümün erdemleri yalnızca. Bunun dışına çıkamayız, dünyanın düzenini değiştiremeyiz, bizi parçalayıp dağıtan şeye dayanmaya, bizi ezen şeyi sırtımızda taşımaya mahkûmuz, bize kalan tek şey, -kendimiz de ölmeden önce ve sonuncu ölüler biz olmadan- ya yok olup gitmek ya da öldürmek; yüksek sesle söylüyorum, üçüncü bir yol imkansızdır.”

İster sevin ister sevmeyin çağın son peygamberi (!) Albert Caraca aynen böyle söylüyor ve Albert Caraca hiçbir nasihati para etmese de, hatta çoğumuz onu tanımazdan gelsek de “Ölüme doğru gidiyoruz” (..) “tıpkı okun hedefe doğru gitmesi gibi, asla ıskalamayacağımız da kesin, ölüm bizim tek kesinliğimiz, tek gerçeğimiz, öleceğimizi daima biliyoruz, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde, biçiminin bir önemi yok.

Çünkü ebedi yaşam bir anlamsızlıktır, ebediyet hayat değildir, ölüm özlem duyduğumuz istirahattir, hayat ve ölüm birbirine bağlıdır, başka şey talep edenler imkânsızı isterler ve tek elde edecekleri, ödülleri ise duman olup gitmek olacaktır.

Bizler, sözcüklerle yetinemeyenler, yok olmaya razıyız ve rıza göstermekte de haklıyız, doğmayı biz seçmedik ve bize verilmekten çok dayatılmış olan bu yaşama, kaygı ve acı dolu, neşesi sorunsalı ya da kötü bu yaşama hiçbir yerde katlanamadığımız için kendimizi mutlu addediyoruz. Bir insanın mutlu olması neyi kanıtlar?

Mutluluk türe özgü bir durumdur, bizse cinsin yasalarına bakıyoruz yalnızca, bu yasalardan yola çıkarak düşünüyoruz, bu yasalar üzerine kafa yoruyor ve bu yasaları derinleştiriyoruz, mucize arayanları küçümsüyoruz, sonsuz mutluluğuna düşkün değiliz, bizim gerçekliğimiz bize yeter, türümüzün üstünlüğü başka yeri kapsamaz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here