Ali Babacan Bize Ne Anlatmak İstiyor?

0

AKP’nin Merkezi Kimdir, Nedir..?
Nasrettin Hoca’ya sormuşlar; “dünyanın merkezi neresi?” diye. Cevabı hazır…
Elindeki sopayla toprağın üstüne bir daire çizer, ortasına bir nokta koyar, “işte burası. İnanmazsanız ölçün” der.

Dünyanın merkezini eğer Nasrettin Hoca’ya sorarsanız alacağınız cevaba şaşırmayın. Peki doğru bu mu? Gerçekten merkez orası mı? Soruyu soranın kastına bağlı olarak cevap değişecektir. Gerçekten bu sorunun cevabını merak eden biri ‘hadi canım sen de’ diyecek ve omuz silkip gidecektir.

“AKP’nin merkezi neresidir?” diye sorulduğunda buna “Sn. Erdoğan” diye cevap vermeyecek çok az kişi vardır.
Peki sorunun cevabı gerçekten bu mudur?
AKP dediğimiz partiyi 25 yıl aralıksız ayakta tutan güç Erdoğan mıdır?
İstanbul seçimleri gösterdi ki öyle değil…

Sadece İstanbul da değil…
Türkiye’nin kalburüstü tüm yerleri AKP’den kaçarken, Erdoğan AKP’nin içinde etrafında tüm varlığı ile kendini göstermekteydi.

O zaman AKP’nin Erdoğan merkezinde bir parti olarak sağladığı başarılar ile, bu son dönem arasında ciddi bir farktan söz etmek zorunlu olacaktır.

AKP nasıl oldu da, Erdoğan’a rağmen seçim kaybetti?

Bütün seçimler düzenli aralıkla yapılır ve Erdoğan seçimleri kazanırdı.
Bu kuraldı.
Kural fena halde bozuldu.
Ezberin dışına çıkıldı.

Bunu son olarak 7 Haziran 2015’te görmüştük. O zaman da AKP’nin elinden kaçan bir iktidardan söz edilmekteydi. MHP’nin müthiş dönüşü olmasa o seçim de AKP için önemli bir kaybı işaret edecekti.

Reklam

2015’te siyasi bir fatura ile yüzleşmişti AKP.
O zamana kadar PKK’nın dibinde ot bitmez gölgesinde; bağımsız adaylarla sembolik takılan Kürt siyasal hareketi, popüler lider Demirtaş’ın peşinde vicdansız bir seçim barajını parçalayarak, iktidara önemli bir yenilgiyi tattırmıştı.

AKP’nin siyasal alanda MHP ile kurduğu iş birliğiyle cezalandırılan bu başarı, 2019’a doğru bu defa siyasal alandaki mevzilik yenilgiyi, mumla aratır bir kalıcı yenilgiye evrildi.
Bu defa alan siyaset değil, ekonomi idi.

Kelebeğin kanat çırpmasının tsunamiye yol açacağına inananlar için seçilmiş siyasileri hapse tıkmanın da bambaşka alanları tetikleyeceğini öngörmek müneccimlik olmasa gerek. 

Gerçekten de AKP siyasi alanda karşılaştığı güçlüğün faturasını iktisadiyatta ödeyeceğini tahmin etmedi ama işler tam da öyle oldu.

Eski Türk filmlerinde Fransa’ya “ekonomipolitik” okumaya boşuna gidilmezdi.
“İktisatsız politika” domates, salatalık ve biber olmadan çoban salata yapmaya benzer.
Politikayı daraltan iktidar, bu yaptığının neticesini iktisadi alanda aldığında suçu başka yerlerde aramaktan yine de vazgeçmedi.

Ali Babacan ilk defa kendi düşüncelerini cisimleştirirken tam da şu cümleyi kurdu :
“Hepimizin amacı ülkemizin itibarını yükseltmek, halkımızın refah ve mutluluğunu artırmak, Türkiye’yi hak ettiği güzel bir geleceğe ulaştırmaktır. İnsan hakları, özgürlükler, ileri demokrasi ve hukukun üstünlüğü vazgeçilmez ilkelerimizdir.” 

Cümlenin başında ekonomiden, sonunda siyasetten söz edilmesi tesadüf değildir. Evet ekonomi önde gelir ama siyaset de onu tamamlar.

AKP 2015’te de seçim kaybetti ama karizmasını, prestijini kaybetmesi 2019’da oldu.

Reklam

2015’te siyaset alanında gol yemişti. 
2019 ise ekonomi maçında açık farklı yenilgiyle anılmalı.

‘Ali Babacan’ deyince akla ekonomi gelir. Ya da bugün onunla adı beraber anılan ‘Mehmet Şimşek’ de aynı sayfada kaydedilmelidir. O zaman yazının başında sorduğumuz sorunun yanıtını artık verebiliriz.

AKP’nin merkezi gerçekte nedir, nerededir?

Cevap son derece açık.
AKP ekonomi merkezli bir partidir.
Eğer dolarize olmaktan kurtulmuş, enflasyondan arınmış, uzun vadeli finans kanalları açık ekonomik yapıdan söz etmeye devam etseydik, AKP bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm seçimleri kazanırdı.

Ancak HDP’nin PKK gölgesinden çıkıp güneşli alanda serpilip barajın üstüne çıkarak uzun yıllardır süren meclis konforunu zorlaması ile başlayan sürecin ekonomiye mal olacağını kim tahmin edebilirdi?

Görülen o ki, Ali Babacan en azından ‘ben ekonomiyi en iyi hale sokmuştum, gelip tamir edeceğim’ demiyor. Türkiye’nin ekonomik yapısının değil siyasi yapısının asli erezyonunu önlemenin çıkış olduğunu tespit ve teşhis ediyor.

Bugüne kadar teknotrat ve teknik bir görünümle anımsanan Babacan’ın hukuk, demokrasi ve insan hakkı vurgusu rastgele hamaset değildir.
Ekonominin hele ki serbest piyasa ekonomisinin liberalizm ideallerini hiçe sayarak mümkün olmayacağı bir kez daha ifade edilmektedir.

AKP’nin asıl merkezinin ekonomideki başarı olduğu ve bunu feda ederek iktidarına hormon tedavisi uygulayan yönetimin yol açtığı sıkıntıların kendi içinde çözümü mümkün görülmemektedir.

Ali Babacan, AKP’nin feda ettiği iktisadi başarının manasını ve değerini en iyi bilenlerin başındadır. Bunun yok edilmesinin sebeplerini de bildiğine kuşku duymamalıyız.

AKP içinde bu gidişi tersine çevirmenin olanaksız olduğunu fark etmese mutlaka partide kalırdı. Ama çağlayana karşı yüzemezsiniz. AKP’nin bir çağlayan gibi önünde ne var ne yok süpüren siyaset tarzı ile artık içinde hareket etme şansı kalmamıştır.

O zaman akılcı olan kıyıya yüzmek ve bu çağlayan daha bir şeyleri yıkmasın diye kıyıdan koşturup uygun yere barajı, türbini, kanalı inşa etmektir.

AKP merkezindeki ekonomik başarı kredisini tüketmiş, ekstra canlarını bitirmiştir.
Bundan sonra maharetli bir oyuncunun ipleri alıp oyunu tekrar baştan başlatması gerekmektedir.
Şu anda olan tam da budur.
İzlemeye devam edeceğiz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here