Ali Babacan, “nasıl bir parti” kuracak?

3

Siyaset çevreleri hararetli bir şekilde Ali Babacan’ın kuracağı partiyi tartışıyor. 

Piyasa kızıştı.

Derin dehlizlerdeki kulisler ve siyaset labirentlerindeki atraksiyonlar, takip edilemeyecek kadar hızlı.

“Eskinin” bütün bakış açıları da “tavsiyelerle” yeniden ortaya çıktı, elbette.

“Merkezde, merkez sağda, muhafazakar kanatta, bütün görüşleri kapsayan, sola da hitap eden, Kürtleri de unutmayan, biraz da milliyetçi” bir parti olmalı, yorumları çok yaygın.

Ayrıca, siyasi çöplükten esinlenenler de az değil. “Dört eğilimli ANAP olsun”, yok yok “AK P kuruluş ayarlarına dönsün” tavsiyeleri ortalarda dolaşıyor.

İnsanın “yok mu arttıran” diyesi geliyor.

“Duyguları yaşlı nesil” farkında değil, bütün bunlar eskinin jargonları. “Genç yaşlılar”-okumaya, araştırmaya devam etmişler-, elbette istisna. 

Toplum değişti, insanlar değişti, Türkiye değişti, uluslararası toplum değişti, uluslararası çatışma gerekçeleri-çatışma enstrümanları değişti.

Toplumlar, gelişmiş iletişim teknolojilerinin içerisinde, yoğun etkileme ve etkileşim yaşıyorlar. Dünyada ne olursa (ilgili ülkede özgür medya yasaklansa bile), bir-iki saat içinde, toplumunun yönetimlere etkili kesimlerine ulaşıyor. Birçok otokrat rejimlerde “sosyal medya ile seçim kazanılıyor”, birçok meslek profesyoneli diğer etnik ve dini aidiyeti farklı olanlarla iç içe çalışıyor. Umursayan yok, alınganlık gösteren yok, kompleks duyan yok.

Bir “merkez” modasıdır gidiyor, ama böyle bir toplumda, abartarak söyleyelim, “merkez” iki saatte bir yer değiştiriyor. Algı yönetimi ile, merkeze “takla attırılıyor”. İstanbul seçimlerinde iki ayda “merkezin kayışını” hep beraber gördük. 807.000 oy başka bir bloka kısa sürede yöneldi. Bunların aralarında ideolojik bir beraberlik de yoktu.

Eskide kalmış “dinazorlar” dışında, kimse kimsenin kişilik özellikleri ile meşgul değil. Kim dindar, kim değil, kim ateist, kim Kürt, kim Türk, kim Alevi, kim Sünni, hayata ideolojik bakan küçük gruplar dışında, kimsenin ilgilendiği meseleler değil bunlar. Gelecekte de, hiç ama hiç olmayacak. Önemseyenler olacak elbette ama onlar kendi gettolarıyla sınırlı etkisiz eleman.

Dünyada ve elbette Türkiye’de bu tür ırkçı-otoriter “tendensiyaların” varlığı çok açık, hatta belirli bir yükseliş de görüyoruz. Ama unutmayın bütün bunlar tarihte de oldu, hatta içlerinden “Hitlerler de-Stalinler de-Maolar da” çıkarttılar. Ama özgür dünya onların “ele geçiremeyeceği kadar” entegre ve farkındalık giderek artıyor. Korkularımız, ümitlerimizi hapsetmemeli.

“Sosyolojik parçalardan birinin üzerine oturmuş siyaset”; doğal olarak toplumunun tamamını kavrayamamakta, parçaların birbirleriyle kavgasını tetiklemekte, “güdük” partilerin doğmasına ve “güdük alanlarda güdük mutluluklar” oluşmasına neden olmakta. Bunun başarı şansı sıfır.

Değişen toplum, partinin ve onun liderinin, ideolojik eğilimleri ile çok yakından ilgili değil, daha ziyade yapabildiklerine ve yapabilecekleri konusunda verdiği güvene odaklanmış durumda. Toplum “makulü” ölçü olarak kullanıyor. Makulü bulduğunda, ikinci ölçüsü “başarabilir mi?” oluyor, bu ümidi alırsa, kadroya bakıyor, kadroyu da “yeterli-güvenilir” bulursa, tamam diyor.

Erdoğan’ın, bir türlü “bitmek bilmeyen karizmasının” arkasında da bu var, dikkatle bakarsanız. Batı siyaset analistleri “Erdoğan hala önemli siyasi figür” diyorsa, yeni siyasi organizasyon yapacaklar, “bu ülkeyi bu adam ve bu kadro düzeltebilir, ona güveniyorum” demelerini sağlayacak “lider ve kadro gerekli” konusunu, yapılacaklar listesinin tepesine koymalılar.

Ali Babacan, bu bakış açıları dikkate alınırsa, oldukça önemli avantajlara sahip. Toplum;- Başarılı bir “ekonomist” diyor. Ekonomik açıdan bunalmış kitleler için pozitif algı.- Yıpranmamış bir isim. Hala AKP’deki “Utangaç muhafazakarlara” sığınma limanı.- Israrla AKP’nin AK P olmasını isteyen muhafazakarlara ümit kapısı.- Yüzer seçmen için bir alternatif.- Genç ve iyi eğitimli, batılı bir dindar. Gençlerin bir kısmı için olumlu.- Uluslararası finans çevreleri güven duyuyor. Ekonomik kalkınma için avantaj.

Peki, Ali Babacan ne yapmalı, nasıl bir siyaset ve parti organize etmeli?

Ali Babacan, siyasi hareketinin “ağırlık merkezini” dört ana aksa yerleştirmeli.- Katılımcı demokrasi ve yeni toplumsal mutabakat,- Türkiye’nin kalkınması ve yüksek teknoloji üretimi,- Türkiye’nin yüzünün yeniden batıya döndürülmesi,- Savaş-kriz politikalarından, barış ve uluslararası işbirliğine geçilmesi Babacan’ın ana istikameti olmalı.

Ali Babacan’ın kuracağı parti; ne ANAP olmalı, ne AK P. , ne muhafazakar, ne de başka bir şey. Hareket “özgün” olmalı. Bu özgünlüğü, Türkiye toplumuna ve Türkiye’nin yakın çevresinin sosyolojisine dayanmalı.

Parti, ideolojik bir yapılanmaya dayanmamalı. Demokrat, özgürlükçü olmalı, “bireyin özgürlüğünü” esas almalı. Bütün toplumu kavrayacak, sınırlı sayıda “değer” benimsenmeli, “Uniform toplum tasarımı” düşünülmemeli. Hareket, Türkiye’nin “yeni toplumsal hayali” üzerine oturmalı. Babacan siyasi hareketini, Türkiye’yi, yakın çevresini ve demokratik dünyayı kavrayan sade bir “manifesto” ile çerçevelemeli, daha sonra bu manifestoyu “yeni anayasa” olarak hayata geçirmeli.

Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, özgür medya, kuvvetler ayrılığı gibi, kontrol ve balans mekanizmaları, demokrat ülkelere güven veren kurumsal yapılar, vakit geçirilmeden kurulmalı.

Ekonomik kalkınma ve yüksek teknoloji üretimi, Babacan siyasi hareketinin en önemli hedefi olmalı. Kurulacak siyasi hareketin, bu alandaki başarısı, “kalıcılık” için en önemli şart olacak. 

Dış politikada, AB ekseni keskin hatlarla derhal benimsenmeli. Bütün ülkelerle medeni ilişkiler elbette çok önemli. İlişkiler işbirliği ile artırılmalı. Fetihçi anlayış, yönetim belirleme vb. dış politik enstrümanlar arasından çıkarılmalı. Türkiye, kesin ve uzun vadeli barış dönemine sokulmalı. Türkiye, çevresindeki ülkelerle sınırların açılmasını-kaldırılmasını hedef almalı.

Savaş gündemden çıkarılmalı, barış güçleri dışında, bütün askeri unsurlar geri çekilmeli, ordu derhal profesyonel hale getirilmeli-zorunlu askerlik kaldırılmalı, dış politikada “soft-power” unsurlar (eğitim-sanat-sinema-dizi-mutfak vb.) yeniden devreye sokulmalı.

Ali Babacan; ideolojik bir siyasi hareketten ziyade, yakın geleceğin gözdesi olacak “profesyonel siyaset hareketini” kurgulamalı. Bu anlayış gereği, bireylerin değerleri kendilerinin şahsi alanları olarak bir kenarda tutulurken, Babacan siyasi hareketine dahil olacakların, Türkiye’ye ne verebilecekleri, bu konuda neler üretebilecekleri gibi “değerleri” dikkate alınmalı ve bu değerlere göre oluşuma davet edilmeli.

Eminim, sizler daha birçok şey ilave edebilirsiniz. 

Ali Babacan yola çıktı. Erdoğan dahil, herkese hayırlı olsun demek düşer. Tecrübe sahipleri tavsiyeleri ile ona katkı verebilir. Yapılması gereken de budur.

Hayırlı olsun diyorum Ali Babacan’a, Balkanlar’dan başarı dileklerimi iletiyorum.

3 YORUMLAR

  1. Adelina, hanım merhaba! aydınlatici ve güzel bir yazı,ellerinize sağlik.
    Ayrıca mantıkli ve önemli önrileriniz içinde sizi tebrik ediyorum.
    Maşallah kendinizi dört dörtkük yetiştirmişsiniz ve mesleğinizin hakkınıde laiki ile veriyorsunuz.
    Esenlikle kalın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here