Ali Babacan “ufkun ötesini” görebiliyor mu?

10

Ali Babacan, birkaç gün önce önemli bir açıklama yaptı ve hareketinin taşıyacağı temel fikirlere dair önemli ipuçları verdi.

Bu açıklamadaki temel fikirlere kısaca bakalım. Ne diyor Ali Babacan:

– Katılımcı, çoğulcu, ortak akılla işleyen, diyaloga açık, ileri demokrasi,

– İnsan hakları, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü standartlarını en yüksek seviyeye çıkarma,

– Güçlü ekonomi politikası ve itibarlı ekonomik kurumlar oluşturma,

– Çevreyi koruma.

Bu fikirler, gördüğünüz gibi yeni fikirler değil. Öyle aman çok şaşırdım, bu ne müthiş fikirler denilecek cinsten de değil. Ali Babacan’ın söylediği gibi Türkiye’de “yeniden ihtiyaç haline gelen” konular. “Game over”dan sonra, aynı şartlarda yeniden “oyun hakkı almak”, yeniden oynamak istemek gibi. Oyun aynı, oyun şartları aynı, oynayacak da aynı kalırsa!

Aynı oyunu, aynı şartlarda, “yeniden oynama hakkını” kimin vereceğini düşünüyor Ali Babacan? Şartlar bu kadar naif mi? Türkiye lale devrinde mi? Erdoğan, hepinizin adına, bu oyunu oynadı ve bütün oyun haklarını kaybetti. Aynı oyunu yeniden oynama şansı yok.

Reklam

20 yılda o kadar şey değişti ki Türkiye’de. Sizin sadece aynı şeyleri söyleyerek, yeni bir oyun başlatmanız, sizden bekleneni gerçekleştirme şansı da vermez. Aynı oyunu oynama şansını bulabileceğinizi ve böyle bir talebe de “halkın evet” diyeceğini zannetmem.

2001 yılında kurulan AK P; dini özgürlüklerin bastırıldığı, ekonominin çöktüğü, siyasetin parçalandığı, siyasette merkez olarak tanımlanan konumun değiştiği bir süreçte, aşağı-yukarı Ali Babacan’ın mesajında belirtilen “taahhütlerle”, toplumun karşısına çıktı. Toplumun huzuruna getirdiği kadroda, esas gövde de muhafazakarlar idi. Hatta sonraki yıllarda bu muhafazakar renk daha da belirginleşti. AKP ve Erdoğan geride, “son sahnesi başarısızlık” olan bir muhafazakar hareketin izlerini bıraktı, toplumun hafızasında.

Ayrıca, toplum 20 yıl önceki toplum da değil. 2000 yılında 5 yaşında olanlar 25 yaşına geldi, o gün AK P’yi tercih eden, bastırılmış ve ümit arayan kitle 60 yaşlarında. Türkiye nüfusunun 10-39 yaş arası % 55. İnternet ve akıllı telefon kullanımı, sosyal medya kullanımı bu yaş diliminde % 95. Bu kesimde “özgürlük-hak/adalet kavramı, kendi kararlarını verme eğilimi, bilgiye ulaşabilme yeteneği, karşılıklı etkileşim ve iletişim % 80’lerde. Bu nüfus kesiminin ırka göre hareket etme eğilimi % 20’lerde. Dini değerleri, karar parametresi alma eğilimi ise % 10’larda. Toplumun % 92.5’i şehir ve kasabalarda yaşıyor. 50 milyon kişi akıllı telefon ve mobil internet kullanıyor. Youtube’den bilgiye erişim, klasik yayın vasıtalarının kullanımının çok önüne geçti. Bireyin ve onun kararlarının öne çıktığı; “yaygın iletişim teknolojileri, bilgiye kolay ulaşım ve bireyler arası yoğun etkileşim” çağı yaşanıyor.

Ayrıca, Türkiye’nin ve Türkiye toplumunun önünde duran “devasa problemleri” AKP çözemedi.

Şüphesiz en ciddi konu “Kürt meselesi”. AKP ve Erdoğan, bu meseleyi çözme noktasından, “askerle çözeriz” noktasına savruldu. Sorun, ACİL ve ertelenemez. Türkiye nüfusunun 15-20 milyonunu meydana getiren Kürtlerin talepleri ve Irak-Suriye Kürtleri ile ilgili gelişmeler, İran Kürtleri ile olabilecek muhtemel gelişmeler, tanımlanmış değil. Irak müdahalesinin ortaya çıkarttığı tablo meydanda. Irak’taki “feodal yapıdan medet ummak” nereye kadar idare edebilir? Suriye’de ne kadar adım atılabiliyor? 5 km mi, 30 km mi tartışması, Türkiye gibi bir devletin Kürt siyaseti olmamalı. Türkiye’nin dış politikasını da kilitleyen “Kürt meselesi” için, henüz “kalıcı siyaset” üretilebilmiş değil. AKP’nin Suriye ve Irak politikaları, Kürt meselesinde çözüm üretilmemesi nedeniyle, bir türlü anlamlı-sağlıklı bir mecraya oturamıyor. Velhasıl, “Kürtlere ne gel deniyor, ne de git”. Ancak şartlar 100 yıl öncesi gibi değil, konu “bölgesel dengeler içine hapsedilebilecek” boyutu çoktan aştı.

AB ile ilişkiler rafa kaldırılmış vaziyette. AKP “stratejik hedefimiz” dediği süreci terk etmiş.Türkiye sanayi üretiminin % 66’sı Avrupa’ya satılıyor. Bu rakama ulaşılmış olması, sanayi konusunda karşılıklı varılmış “stratejik güvenle” ilişkili. Bu güven ortamı, onların birçok sanayi dalındaki yatırımlarını Türkiye’de yapmalarına neden olmuş, Türkiye de, yan sanayi ve montaj sanayi geliştirmiş, bir kısmını da yerli sanayiye dönüştürmeyi başarmış. İhraç edebilme potansiyeli olan bu rekabetçi ürünler, Türkiye’nin ihracat kapasitesini de geliştirmiş. Yani AB üyeliği, Türkiye için, sadece uluslararası ilişkiler ve ileri demokrasi düzlemi değil, aynı zamanda bilim ve sanayisini geliştirebilme, pazarlarda rekabet eden ürün üretebilme anlamı taşıyor. Türkiye’yi ve Türkiye toplumunu yönetemeyen, problemlere çözüm üretemeyen AKP, gücü elinde tutabilmek için, Türkiye’yi  “demokrasiden uzaklaştırmayı” ve“AB Stratejik işbirliğinden vazgeçmeyi” topluma kabullendirmeyi çare olarak görmüş. Bu kabul edilebilir çözüm mü?

AKP’nin “demokrasiden kaçma planları”nın “batıyı şeytanlaştırma” ve yerine “Avrasyacılığı ikame etme” olarak şekillendiği de aşikar. Avrasyacılık; büyükleri Çin ve Rusya’dan, küçükleri Azerbaycan, Ermenistan, Türkmenistan vb. kadar; demokratik olmayan, özgürlük bulunmayan ülkeler. Toplumsal yapıları hastalıklı. Günde 1 dolara insan çalıştıran ekonomi ne kadar yürür? Türkiye’nin demokrasi ve özgürlükler ile varlığını genişletebileceği, sağır sultana malum. Mesele iktidarın muhafazası olunca, demokrasi ve özgürlükler, hukuk ve güçler ayrılığı at çöpe! 

Türkiye, bölgesel tehditlerin nasıl şekilleneceği belli olmayan bir bölgede. Ekonomisi ve silah sanayisi, tek başına güçlü ordu kurmaya yeterli değil. Güçlü ordu demek, asker sayısı demek değil. Güçlü ordu; tankı, uçağı, helikopteri, füzeyi kendisinin üretebildiği, harp sanayisine sahip olan ordu demek. Unutmayın Saddam’ın da asker sayısı çoktu, ama 2-3 saatte cephe çöktü, ordusu yenildi. Osmanlı ordularının başarısı “lojistik” idi, unutmayın. Türkiye’nin NATO üyeliği hayati önemde. NATO üyeliği, Türkiye’nin “stratejik güvenlik şemsiyesi”. AKP NATO üyeliğini tartışılır vaziyete getirdi, düşünsenize. Karşılığı yokmuşçasına, Rusya ile giderek derinleşen politik-askeri müttefikliğe angaje olması, Türkiye’yi bölünmeye ve çok cepheli savaşlara sürükler. Rusya ile olabileceğimiz, Esat’ın gücünden biraz fazla güçlü olmak demektir.

Reklam

İslam Dünyası ile ilişkiler tam bir “Arapsaçı”. İslam Dünyası’nın iki “deve dişi” ülkesi; Mısır ve Suudi Arabistan’la, nereye varacağı kestirilemeyen bir rekabetin içerisine girdi AKP. Sudan-Suriye-Libya-Mısır, Türkiye bu ülkelerde, Mısır ve Suudi Arabistan bloku ile kıran kırana çatıştı, çatışıyor. İran meselesi nereye evrilecek belli değil. Üstelik bütün bu ülkeler hastalıklı sosyal bünyelere sahip, halklarını zorla, anti demokratik yollarla ayakta tutabiliyorlar. Başlarındaki diktatörler Amerika’ya, ya da Rusya’ya teslim olmuş vaziyette. İslam dünyasında Türkiye’nin yeri nerede? Taraf mı olmalıyız, demokrasi adası mı?Müslümanlara nasıl yardım edebiliriz?

AKP’nin giriştiği “Proxy War- Vekalet Savaşlarına” ne demeli. Yapılan anlaşılmaz değil, ancak, “Türkiye’nin gücü ne kadar, hangi kombinasyonlar içinde, tercih doğru mu, karışılmasa daha iyi netice alınabilinir mi, başka yol yöntem yok mu?” gibi yığınla sorunun cevabı verilmeli. İyi bir çalışma yapılmadığı, salla-pati bir kadro ile salla-pati bir iş yapıldığı aşikar. Sudan, Mısır, Suriye, Irak ve Libya’da “Proxy War- Vekalet Savaşlarına” kafadan girilmiş. Söz konusu “Vekalet Savaşlarının”, silah-lojistik ve personel giderlerinin çok ciddi boyutlarda bir maliyet getireceği açık. Türkiye ekonomisinin bu maliyeti kaldıramayacağı da belli. Zaten bu 5 ülkede de yarım yamalak destek, kaybetmenin de nedeni olmuş. Üstelik kazanan taraf, ülkenin iktidarı olacağından, politik olarak bu ülkeler de kaybedilmiş. Bütün bu kayıplara ilaveten, bu ülkelere yapılan BM kararlarına aykırı silah nakliyatı ve savaşçı kotarılması da uluslararası alanda, Türkiye aleyhine kullanılabilecek “suç” konusu haline gelmiş. BM’lere bu konuda müracaatlar var. Ben şaşırıyorum gerçekten, Erdoğan bu ekibi oluştururken çok mu aradı?

Türkiye açısından çok ciddi olan bu meseleler ile ilgili bir şey söylemeden olur mu? Bu meselelere nasıl bakıyor Ali Babacan ve çözüm önerileri ne? Bilmek gerek.

Daha parti kurulmadı, adamlar çalışıyor, dediğinizi duyar gibiyim.

İki itirazım olur. Birincisi, toplum, hafızasına bir şeyi “ilk intiba” ile nakşeder. Ali Babacan, öyle ortadan konuşursa, ilk intiba da öyle, “ortadan” olur. İkincisi, araba devrildikten sonra söz söyleyen çok olur, ben önceden söylemek isterim, genç bir Balkanlı gazeteci olarak. Katılımcı bir anlayış diyor ya Ali Babacan, ben de “katılımcılık hakkımı” kullanıyorum.

Ali Babacan, hareketinin “makro çerçevesini” başlangıçta çizmeli ve toplum huzuruna öyle çıkmalı. Bu “makro çerçeve”, ilk intibaı oluşturacak ve öylece de hafızalarda kalacak. Ali Babacan denildiğinde bu “makro çerçeve” hatırlanacak her zaman. 

“Silik” veya iddialı”, “Güçlü veya zayıf”, “Korkak veya cesur”, “Müthiş bir hikaye veya işte “Güveniyorum veya acaba?”. Ortaya çıkacak ilk intiba, halkın, Ali Babacan’a yönelme yoğunluğunu belirleyecek.

Tercih Ali Babacan’ın.

10 YORUMLAR

  1. Adeline Hanım merhabalar…

    “yeniden ihtiyaç haline gelen konular.” oluşmasında kimlerin katkısı daha çok ya da bütün oyun hakklarının harcanması esnasında en çok konuşması, müdahale etmesi ve karşı gelmesi gerekirken üç değil 3 maymunu oynayanlar kimler, neredeler….

    Davutoğlu ve Babacan çıkışını aslında çok anlamlı bulamıyorum. Ak parti cephesinde yerel seçimlerden hareketle zayıflama olmasaydı da ortaya çıkacaklar mıydı.
    Yani ilkeleri için mi siyasi boşluk için mi yola çıkıldı.

    Kaldı ki %49 oy oranıyla tarihinde en yüksek oyunu alan ama bir gece ansızın görevden alınan ve dahi gıkını çıkaramayan Davutoğlu mu umut olacak…
    Bu durumu halka nasıl izah edecek ki…
    Yarın bırakıp gitmeyeceğinin garantisi ne…

    Babacan da tüm bu soruların muhatabı olmasına karşın daha bir yıpranmamış görünüyor. Peki ne yapmalı Adeline Hanım?!?!

    Demokratik dünyadan kopuyorsak madem, yeni bir yapılanma gerekmiyor mu?

    Aslında yazılacak, söylenecek laf çok ama malum bugün bayram, kurban telaşı var, bu vesileyle bayramınızı da kutlarım
    Yazılarınız minvalinde tanışmak ve yüz yüze görüşmek, tartışmak de isterdim.

    Kalın sağlıcakla…

    • Özgür bey merhaba, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Düşüncelerinize katılmamak mümkün değil. Memleket hakkında kaygısı olan herkes böyle üzüntülü, belirttiğiniz konularda. Ama yapılacak bir şey de yok. Olan oldu. Herkes ders almalıdır, belki onlar da almışlardır. Hicranı hafifletmez ama acıyı azaltabilir. Belki herkesin bu alemde rolü farklı. Neyse bu gün bayram. Ben de bayramınızı tebrik ederim. Allah kurbanınızı kabul etsin. Biz gayreti sürdürelim de bakalım Mevla neyler. Kolay gelsin.

  2. İyi bayramlar Adelina Hanım. Yine mükemnel bir analiz. Teşhis ve tedavi yöntemlerini belirtmişsiniz. Maalesef muhafazakar camia iyi bir sınav vermiyor. 40 yaşındayım. Muhafazakar milliyetçi biriydim. 40 yaşından sonra düşüncelerim 180 derece evrildi.Benim hiçbir siyasetçiden ümidim kalmadı.Yeni oluşumlara gelince ben bunlara inanmıyorum.Madem ülkede sıkıntı vardı şimdi mi akıllara geldi. Bazı partilerin oyu düşmeye başlayınca mı bu sıkıntılar dile getirilmeye başladı.Ben vatandaş olarak ümidimi yitirdim.Ama yinede ülkemiz için çalışmalıyız.Çocuklarımıza iyi bir miras bırakmak zorundayız…

    • Merhaba isg uzm. değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Fikirlerimizi söylememiz çok önemli. Demokrasiyi talep etmemiz çok önemli. Demokratik sivil topluma katılmamız ve görüşlerimizi belirtmemiz çok önemli. Buna katılımcı demokrasi deniyor ki bu çok önemli. Yani halk kendi talebine göre yönetimi isterse şekillendirebilir. Az çok, iyi kötü, düşüncelerimizi söyleyip, eleştirilerimizi yapmalıyız. İyi bayramlar. Kolay gelsin.

  3. Adelina hanım merhaba.
    Bayramınızı tebrik ederim.
    Demokrasinin güçlü olması için – ki demokrasiyi ortak akılla yönetim olarak anlıyorum-sivil toplumun ve özellikle de bireyin devlet otoritesine karşı güçlü olması gerekli olduğunu düşünüyorum.
    Bunun için de evrensel hukuk,ifâde özgürlüğü,yönetimde şeffaflık şarttır.
    Halk da yönetime seçtiği partiler vasıtasıyla katıldığına göre partilerin çokluğu ve rekabeti olmazsa olmazdır.
    Bu minvalde neredeyse tek parti iktidarının olduğu günümüzde yeni parti kurulma çalışmalarının hayırlı olabileceğini düşünüyorum.
    Bu aynı zamanda rekabeti artıracağından iktidarın kendine çeki düzen vermesi açısından fırsattır.
    Kısacası her şey iyi olur merak etmeyelim.
    Çalışmalarınızda başarılar dilerim.
    Kalın sağlıcakla..
    Selâmlar…

    • Alper bey merhaba, değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim. Görüşlerinize katılıyorum. Bireyin katılımcı davranması ve her zeminde fikirleri ile sisteme müdahil olması önemli. Örgütlü olması önemli. Daha çok yolumuz var gözüküyor ama ne yapalım, iyi olur inş. Kolay gelsin. İyi bayramlar.

  4. Ali Babacanın bakanlığı döneminde Türkiyenin yatırım yapılabilir notu vardı kendisi ABD de danışmanlık yapmış ve odtü yü birincilikle bitirmiş ve son dönemlerde ise rte yi sert eleştirdiği için kabine dışı kalmıştır neden şimdi siyasete giriyorsun derseniz şartlar olgun değildi Muharrem İnce örneğini verebilirim.

    • Oğuz bey merhaba, değerli katkılarınız için çok teşekkür ederim. Haklısınız, Ali Babacan’ın belirli bir kredisi var. Silahlı çevrelerin, AK P’nin Erdoğan Partisi olması kanaati de doğru. Bu yönde yapılan geç kaldılar eleştirisi de haklı. Ancak, unutulmamalı, ne olduğunun tanımlanmasının çok güç olduğu, bir süreçten geçiyoruz. Bu nedenle siyasete girmeleri Türkiye için çok doğru ve gerekli. Bakalım ekip, fikirler ne olacak? Kolay gelsin.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here