Ali Babacan’ın siyaset modeli “çoklu akıl”

18

Günümüzde, ülkelerin yönetimindeki siyasilere yapılan en önemli çağrılardan birisi de, “ortak akıl” tavsiyesidir.

“Ortak aklı” kullanan siyasilerin ve devlet adamlarının daha “isabetli” kararlar üretebileceği, kararlarını oluşturma sürecine daha çok aklın katılacağı ve alınacak kararlarının kalitesinin de yüksek olacağı düşünülür.

Ayrıca yönetim kalitesi açısından da iki şey amaçlanır bu çağrıyla: 

  • Karar sürecine etkili olacak veri ve analiz kapasitesi artırılarak, yönetimin daha “verimli” hale getirilmesi,
  • Yine, karar sürecine katılımı artırarak, yönetimin daha “geniş zemine” dayandırılması, arzu edilir.

Ancak yönetimler, “ortak akılla yönetim” hedefine bir türlü ulaşamaz ve yönetimden beklenen etkinlik kısa süre kaybolmaya yüz tutar.

“Ortak Akıl ile yönetim” çok makul ve bilimsel bir tarz olmakla beraber, “hızlı ilerlemek” isteyen ve “bürokratik devleti” yenmek isteyen liderlerin, Özal gibi, Erdoğan gibi, “devleti şirket gibi idare edeceksin” sığlığında, birden ortadan kaybolur.

“Ortak aklın yönetime dahil edilmesinde” sürekli sıkıntılar çıkar ve de kurulan sistem çalışmaz.

Görebildiğim nedenler şöyle; 

  • Çok temel nedenlerden birisi; “otoriter liderlerin ve menfaat gruplarından oluşan siyasal yapıların”, ortak aklı “kendi akılları ile ortaklık gösteren akıl” olarak algılamaları, “ortak olanların harmonik aklının” ortaya çıkması sonucunu doğurur. Aslında bir araya gelmiş ortakların tek bir “akıl türü” vardır. Farklı olanları yanlarına istememektedir. Otoriter siyasi veya devlet organizasyonlarında, “lider durumunda olanlar”, kendi aklına uyum gösterenleri yönetime dahil ederler ve diğerlerini uyumsuz addedip sistem dışına iterler.
  • Siyaset ve devlet organizasyonunda otoriter liderler, bir müddet sonra; ortaklıkta baskın olurlar, diğerlerini önemsememeye veya yok saymaya başlarlar. Katılımda etkisizleşenler, yavaş yavaş kenara çekilir ve pasifleşir. Bu sürece girildiğinde “ortakların harmonik aklı”, otoriterleşen liderin “tek aklı” haline dönüşür. Yani, “çok sayıdaki benzer akıl” da tekleşir.
  • Türkiye siyaseti ve kamu yönetimi gibi yapılar, “dava parametresi ile aşırı ideolojize edilmiş” siyasi kulvarlar, davalarının sınırlandırdığı “tek akıl tercihlerini” daha başlangıçtan yaparlar. “Akıl konusunda” alternatife de ihtiyaç duymazlar.
  • İşte bu “tek akıl” haline dönmüş organizasyonlar, önemli bir güç elde ederse, tek akıl “mutlak akla” dönüşür ve halk bir tarafa siyasi irade başka tarafa bakar hale gelir. Toplumsal bölünmüşlük giderek derinleşir.

Bir de kısaca, Türkiye’deki partilerin durumuna bakalım:

  • AKP, neredeyse kronik anlamda “mutlak akıl” hastalığına yakalanmış gözüküyor. Artık “dava” kavramını ve onu bezeyen değerleri de geride bırakan AKP; “tek aklın”, “mutlak akla” evrildiği bir noktaya doğru hızla gidiyor dersek, hata etmeyiz. Bu durumdan kurtulabileceğine dair hiçbir işaret de yok.
  • CHP; Kılıçdaroğlu’nun son çabalarına rağmen, başı ayrı, uzuvları ayrı “akılla” hareket eden yapısını hala koruyor. Henüz eline bir güç verilmediği ve gücü kontrol etmediği için, bu travmatik durumunun yönetime nasıl yansıyabileceği henüz ölçülmemiş durumda. “Ortaklar yok ortakların aklı da yok” noktasında. Elbette “ortak akıl” hiç yok. “Ekiplerin aklı” var. Kısa vadede büyük değişim gözlenmesi de zor. 
  • MHP, asla değişim olması mümkün olmayan yönetim biçimine sahip. “Dava”, “lider ve teşkilat” disiplini ile şekillendirilmiş yönetiminin, “itaat” kültürünü aşması zor. “Kurultay” geleneğinin kendilerine ait olduğunu iddia eden “Türkçü-milliyetçiler”, bu demokratik teamülü uygulanıyorlar. Bu nedenle ortak akıl ve ortakların aklı yok. “Liderin aklı” var. Teşkilat ve doktrin ise bu aklı işletir. Kısa ve orta vadede değişim olmaz.
  • HDP; silahlı olanların “silahsızların üzerinde”, yerelden-merkeze, son derece etkileyici olan konumu, HDP’nin içinden çıkamadığı kaotik sarmaldır. “Kürtlerden başka” dikkate aldığı toplumsal kesimlerin çok sınırlı oluşu, ülke genelinde ortak aklın oluşması üzerinde büyük etki oluşturmaktadır. Siyaseten başı koparılmış ve ikincil durumdaki birçok kadroları hapse atılmış HDP’nin, “ortak akıl oluşturabilmesi” mümkün olmadığı gibi, HDP yönetiminin dahi toparlanabilmesi çok zordur. HDP’nin etnik ideolojik bakış açısından kurtulamaması ve silahlı yapının oluşturduğu etki, ülke adına ortak akıl üretmesine engeldir. Anlayacağınız, HDP gömleğin ilk düğmesini yanlış yerden iliklemiştir.
  • İYİ P, bırakınız ortak aklı, “normal aklı” bile bulamamış durumda maalesef. Çok şey beklenen Akşener’in partiye kabul ettiği kadrolar hem partiyi, hem Akşener’i “darmadağınık etti”. Liderlik ve profesyonel kadro eksikliği de olan İYİ P, Türk siyaseti için “merkez-ortak akıl” için son derece gerekli. Umalım sıkıntılarını aşsın.
  • Saadet Partisi, “liderinde şekillenen” ortak aklın, alt kadrolara sirayet etmesinde sıkıntılar görülüyor. “Milli Görüş” giydirdiği duvarlarını toplumun diğer katmanlarına açamıyor. “Milli Görüş” çizgisini topluma uyarlamada henüz başarılı değil. Ortak aklın oluşması için son derece uygun şartlara rağmen, Saadet Partisi’nin başarması gereken önemli işler var. Temel beyi sevenler ile partiye oy verenler arasındaki uçurum bunun göstergesi. “Diğer insanların” kendilerini yabancı hissetmeyeceği bir atmosfer oluşturmaları gerekli. Bu günün işi bu.

Anlayacağınız, “devlet aygıtını yöneten ve yönetecek olan siyasi kadrolar”, henüz “ortak akıl oluşturabilme noktasından” oldukça uzaktalar. 

Ancak AK P’nin ilk on yılındaki başarısını da not etmek gerek. 2010 yılına kadar bu konuda AK P oldukça başarılı bir “yönetim modeli” sergiledi. “Ortak akla” neredeyse ulaşılacaktı. Her ne kadar Erdoğan baskın bir lider profili çizmiş olsa da “istişare” nadiren eksik edildi. Ancak güç zehirlenmesi, AK P’nin bu anlayışını giderek yok etti. 

Anlayacağınız bu konuda henüz başarılı bir örnek yok.

Elbette; toplumun geldiği sosyolojik seviye, dinin algılanış biçimindeki yanlışlıklar, gelenekler, eğitim ve “içselleştirilmemiş demokrasi anlayışı” gibi faktörler etkili olmaktadır. Ancak, “niyetin” “hedefe” ulaşamamasında yapısal aksaklıkları da dikkate almak gerek. 

Meselenin üzerinde biraz dikkatli düşününce, başarısızlığın arkasında “sistemsel bir sıkıntı olabileceği” de görülüyor.

Örneğin; bir “dava” için, bir “ideoloji” için siyasi organizasyon kurmak, ister istemez sizi “tek akla”, otoriterleşince de “mutlak akla” götürecektir. Bundan kaçınılamaz.

Bu ise; toplumu “bütünüyle” kavramayı ve toplumu “bütün özellikleriyle” kavramayı önleyici yapısal bir problem olarak karşımıza çıkıyor.

İdeolojize edilmiş bakış açısı; ya toplumla kucaklaşmanızı önlüyor, ya da toplum üzerinde baskıcı bir rejim kurmanıza neden oluyor.

Bu da, toplumun toplam veya maksimum değerlerinin, ülke yönetimine katılmasını zorlaştırıyor. Hatta “mutlak akıl” safhasına geçildiğinde, bu katılım iyice minimum hale geliyor. 

Yönetime katılmayanlar; oluşan memnuniyetsizliklere bağlı olarak, birçok alanda direnç noktaları olarak karşımıza çıkıyor ve yönetimin ardında-desteğinde duran kitle sayısı giderek azalıyor. Ayrıca yönetimin “kalitesi” de giderek düşüyor.

İşte bütün bu nedenlerle, farklı anlayışta siyasal yapıların kurulmasına ihtiyaç var.

Herkesi kucaklayacağız, bütün görüşlere kapımızı açacağız demek yeterli olmuyor. Örnek AKP.

Ali Babacan’ın uzun uzun çalışmasının ardında, elbette ki, yönetime geldiklerinde uygulayacakları politikaların belirlenmesi, çalışma gruplarının hazırlıkları yatıyor. Ancak, bundan daha önemlisi “yeni bir siyaset anlayışı” ve “devlet yönetimi anlayışı” belirlenmesi, yapılacakları belirlemeden daha hayati. 

İşte Ali Babacan’ın “geç kalmasının nedenlerinin”, mevcut siyaset yapılanmalarındaki bu “çok ciddi” yapısal eksiklikleri de giderecek bir “anlayış” ve “yöntem” bulunabilmesi ile alakalı olduğunu düşünmek gerek.

Yazının başlığında ifade ettiğim “çoklu akıl” buna çare gibi gözüküyor.

“Çoklu akıl kavramının” çok kaba anlamı şöyle: 

  • Kişisel özelliklerin ve tercihlerin senin olsun, sen ülkeye ne katabilirsin? Bunun üzerinden bir araya gelelim.
  • Kişisel özellikler ve tercihler; ne bir araya gelme nedenimiz olsun, ne de ayrılık nedenimiz.
  • Ülkemiz için yapacaklarımız ve toplumumuza sağlayacağımız şartlar, bizim kişisel tercih ve arzularımızı da yaşamamıza imkan versin, diğerlerinin de.
  • Yönetime doğrudan katılanların kararları; kişisel parametrelere bağlı olmasın, çoğulculuk anlayışına göre olsun.
  • Yönetim piramidinin tepesinden aşağıya doğru inildikçe; çoklu akıl daha da çeşitlensin ve yukarısını etkileyebilir bir harmoni göstersin.
  • Tepeye tırmanmanın kolay olduğu, ancak yatay karar süreçlerinin, her katmanda çalıştığı bir sistem ve anlayış benimsensin.
  • Mümkün olan bütün akıllar, karar sürecine etki edebilsin.
  • Çoklu akıl, ideolojilerin esiri olmaz.
  • Lider yerine ekip başı vardır.

Elbette; “çoklu akıl modeli” ile siyasi bir yapıyı oluşturabilmek, oldukça zor ve zaman alıcı. Toplumdaki “birliktelik psikolojisinin” çok yıpratıldığı içinde bulunduğumuz bu dönemlerde ise adeta “imkansızı başarmak” gibi.

Ancak bu model yapılanma gerçekleştirilemezse; toplumun bazı katmanları “olmuş” derken, birçok katmanı da “hiç olmamış” diyecektir. Katılımcılık oluşturulamayacaktır.

Ayrıca, kurulacak siyasi yapı; öncelikle kendisini yönetemeyecek, iktidara geldiğinde ise, ülkeyi yönetmekte zorlanacak ve başarısız olacaktır.

Bu nedenle, Ali Babacan; “geç mi kaldı?”, “vaz mı geçti?” , “niye kurulmadı hala?” diye düşünmek yerine, “diğerleri gibi bir parti kursa ne işe yarar ki?” diye düşünmek gerek.

Elbette, Ali Babacan da; “kendisine benzer” bir ülke değil, “hepimize benzer” bir ülke için yola çıktığını unutmamalı ve “çoklu aklı” daha da çoğaltacak, “yürek enginliğinde” olmalıdır.

Bırakalım Ali Babacan rahat rahat çalışsın.

Az daha sabır. Aceleye gerek yok. 

Ama iyi yapmak şart.

18 YORUMLAR

  1. “ORTAK AKIL”VEYA
    YAZARIN DEDİĞİ GİBİ
    “ÇOK AKIL” İLE PARTİLERİNİ
    VEYA BÜTÜN KURUMLARINI YÖNETMEK İSTEYENLERE
    ÖZEL OLARAK ŞU KİTABIMIZI;
    http://www.akevler.org/AkevlerKitaplar/0/101/ADIL-DUZENDE-GENEL-HIZMETLER
    GENEL OLARAK DA BÜTÜN KİTAPLARIMIZI;
    http://www.akevler.org/AkevlerTumKitaplar
    TAVSİYE EDERİZ…
    *
    EK BİLGİ:
    Prof. Dr. Necmettin Erbakan
    Bu KİTAPLARI yazan yazarlarla çalışarak
    “ADİL DÜZEN” dediği sistemi oluşturdu ve
    Sadece kokusu mesabesindeki uygulamalar ile
    Cumhuriyet tarihimizin en başarılı uygulamasını gerçekleştirdi…

  2. Adeline Hanım günaydın,
    Dışarıdan bir gözle bu ülke siyasetine bu kadar hakim olmanız takdire şayan. Güzel bir analiz olmuş, zevkle okudum.

    Babacan hareketinin geç kalması,
    partisini kuramaması,
    pazarlık iddiaları,
    vazgeçti iddiaları gibi spekülatif haberlerin çıkmasının müsebbibi bizatihi kendisi. Çünkü tarih veren de kendisi sürekli tehir eden de kendisi.
    Bir nevi kendi topuğuna sıkıp duruyor.
    Kitlelere daha fazla sorumluluk alıp elini taşın altına koyacak güvenini veremiyor, çünkü hala ketum.

    Yapmaya çalıştığı şey aynı zamanda yazınızın öznesi olan “ortak akıl” metaforunu içselleştirmek/yerleştirmekse bunu da sık sık gerek kendi gerekse sözcüsü aracılığıyla kamuoyuna duyurması gerekmez mi?

    Mücadele edeceği gücün büyüklüğünün, kırması gereken önyargıların farkındadır umarım ve hazırlıklıdır. Hala Jöleliye kendini, karizmasını ezdirdiği gelir aklıma ya neyse….
    Nihayetinde kendine benzeyen değil hepimize benzeyen bir ülke olmak dileğiyle…

    • Özgür bey merhaba. Katkılarınız için teşekkür ederim. Eleştirilerinize haksızsınız demek isterdim. Ancak unutmayalım, iktidara talip olmak için şartlar hala kolay gözükmüyor. Google hazretleri ne sorsanız söylüyor. Bilgi çağını yaşıyoruz ve öğrenmek zor değil, sadece çalışmak gerek. Bir de iyi nirengi noktalarına sahipseniz, doğrusunu bulma şansınız artıyor. Benim çalışma alanım 12 yıldır Türkiye ağırlıklı. Kolay gelsin.

  3. Merhaba Adelina Hanım. Özgür Bey yine meseleyi dolaştırmadan odak noktasını yazmış. Kendi görüşüm de böyle. Tamam haklısınız. Ortak akılı ülkemizde ve bu siyasi partilerin arkasından gelerek oturtmak çok zor. Ama eğri oturup, doğru konuşalım. Şapkayı önümüze koyduğumuzda sizce de gereksiz bir erteleme yok mu? Madem öyle hiç yaklaşık tarih bile verilmeseydi. Henüz olgunlaşmadı denseydi. Bir ihtimal daha var ki bu da benim kendi görüşüm. Acaba iktidar cephesinin küfelerinin boşalmasını mı bekliyorlar? Selam ve saygılarımla.

    • Kürşat bey merhaba. Katılımınız ve katkılarınız için teşekkür ederim. Benim bildiğim, gerçekten ciddi bir iş çıkartmaya gayret ettikleri yönünde. Siz de şartların kolay olmadığını biliyorsunuz. Davutoğlu’nun Medyaskop’taki söyleşisini dinledim “bütün arkadaşların iş yerleri bir çok kez denetlendi, memur olanların etraflarına haberler gönderildi” gibi sözler sarfetti. Biz elimizden gelen tavsiyeleri yapalım, elbette herkese, karar onların. Benim şahsi kanaatim beklentileri önemli ölçüde karşılayabileceği yönünde. Kolay gelsin.

  4. Yazınız güzel, iç açıcı, hemde vitamin gibi; alıp kullanabilene..
    koalisyonlardan sonra tek parti yönetimi, totaliter tek partiden sonra parçalı bulutlu hava gelir vs gibi şeyler saçmalayarak, kuyuya bir taş atmayacağım.
    canlı yaşanmış örnek daha iyidir diye düşünürüm hep taze taze..
    E-5 trafiği ve metrobüs tüm Türkiyenn bildiği-ilgilendiği bir konu. çünkü orada yapılan yarın diğer kentlerde de uygulanır büyük ihtimalle.
    niçin tıkandığını, çözümü, kimlerin bilerek birşeyleri yapmadıklaı vs hikayeleri geçip, halk ne istiyor? sorusuna ışık tutacağım kızım sana söylüyorum gelinim sen anla.
    Ankaradan dün abim geldi, yollar tıkandı, eve 2 saatte gidebildim (keşke gelmeseydi dedim!).
    metrobüse bindim arkası arkasına otobüs geldi!.. ve ben binemedim; gitti!..
    beklediim beklediim yine geldi: zorla kendimi attım içeri.
    arkadan bir kibar ses:şööföörr.. biraz yavaş gidermisiniz? biraz yavaş basarmısınız? freene!
    ayakta gitmek kolay değil. hem saatlerce yorulacak ayakta, hem tutunacak bulabilirse bir demire.
    niçin 70-80 hızda koştırırlar, sanki biri diğerini geçemeye çalışıyor tek şerit yolda!!!
    ya yap bir tramvay, geldimi tüm durağı süpürsün,
    ya da otobüsler 5dk arayla 2-3 otobüs arka arkaya gelsin, (tramvayı taklt eder gibi) en önemlisi:40-50 km hızla gitsinler, dronlaçekim yapıyorlarda milimetrik aralıklarda gidiliyormuş gibi..
    böylece otobüste epilepsi vb hastalar, hamileler, ayakta gidenler ve diğerleri ayılıp bayılmadan, sağ salim giderler belki!..
    durakta bekleyip 1 otobüs gelince öne doğru koşan, 7 otobüs gelince hangisine binsem acaba diye bakarken tüm kapıların kapandığı, yolcunun durakta kalıp binemediği absürt durumlar olmaz belki.
    dmem o ki; birşeyi yapacaksanız 50 yılda yapılması gerekeni bana 5 yılda yapacak adam lazım değl!..
    ist.’a 3. havalanı lazım: ama 2030′ da.. Ank-İst-Konya- hızlı tren: hemen şimdi.. her ile bir gelir getirici fabrika, tarım hayvancılk planlamaları hemen şimdi.. kıyılara büyük limanlar: çok yakında.. iç anadoluya d.gazla çalışacak endüstri yatırımları: hala planlamadın mı?..
    herkes kendnden beklenen neyse onu yapsın, sonra çekip gitsin: selametle..
    kimseden yıldırımı eliyle tutmasını istemiyor halk.
    işsiz sayısını iki yılda iki bine kim düşürebilir?
    kaç fabrikayı kim ne kadar sürede açabilir?
    eti balığı, süt ürünlerini kim dengeli ve ekonomik sunabilir?
    ucuz ve kolay ulaşım, güvenli barınma, sağlıklı yaşamı kim temin edebilir?
    bana bunlar lazım.
    belkide bundan sonra saddamı, kaddafiyi gören, belkide yakında sezar esedin akibetini görecek millet, ”akıllı ortakların ortaklığı” filmini vizyona koyarlar da biz de zevkle seyrederiz.

    • Bunları istanbulda her şey güzel olacak diye zil takıp oynarken düşünecektiniz bilmem neyin kısaltması! Kendi düşen ağlamaz ama isterseniz bir de banliyö trenini kullanın, pahalı filan ama bomboş gidip geliyor gebzeden halkalıya, konfor demişsin gıcır gıcır, üstelik erken inersen para üstünü bile iade ediyor! O bahsettiğin hızlı tren hattı zaten yıllardır çalışıyor, havaalanını da sen ve senin gibilere rağmen açtık çok şükür! Şimdi de geldin burda çok akıldan bilmem neden bahsediyorsun…

  5. Analizleriniz siyaset bilimi açısından kıymetli. İnşallah siyasilerimiz de bu yazınızı okurlar. Zira istifade etmemeleri mümkün değil. Bilhassa Babacan’ın okumasını arzu ediyorum. Çok zaman, insan ve değer kaybettik. Daha fazla kayba uğramamak için çoklu akla ihtiyacımız zirve yaptı.
    Hepimizin ortak gayreti daha güzel bir Türkiye.

    • Seyithan bey merhaba. Hem temennileriniz için, hem katılımınız için teşekkür ederim. Ülkeyi ve insanlarını sevenler, ayrımcılığa izin vermeden gayret etmeli. Balkanlardan, Kafkaslara, Ortadoğuya, Orta Asyaya bizim insanlarımız yaşıyor. Paylaşmak ve kucaklaşmak zamanı. Kolay gelsin.

  6. Alt tarafı bir tabela partisi daha kurulacak, sanırsınız iznik konsülü yeniden toplanıyor. Hele bizim oğlan şu dönem ödevini bi yazıp bitirsin, siz ondan sonra görün parti nasıl kurulurmuş tadında, ölme eşşeğim ölme şeklinde bekliyoruz. Acelesi yok tabii, yavaş yavaş, memleket biyere kaçmıyor ya? Dünya durmuş bizim oğlanları bekliyor, akparti şunca yıldır iktidarda(hala da kalıcı görünüyor) nasıl olsa akp bikaç dönem daha idare edebilir yani; o arada bu parti de havada karada kurulmuş olur herhalde, hadi hayırlısı…

  7. ‘Çoklu Akıl’ her kafadan bir sesin çıktığı ağzı olan herkesin de mesnetsiz salladığı bir ülke için ‘lüks’ değil mi? Ortalama bir T.C. vatandaşında karşılık bulacağını sanmıyorum. Bu kadar aşırı ihtiyatlı, risk almaktan kaçınan ‘garantici’ bir anlayışla siyaset yapılabilir mi?

  8. “CHP; Kılıçdaroğlu’nun son çabalarına rağmen, başı ayrı, uzuvları ayrı “akılla” hareket eden yapısını hala koruyor. Henüz eline bir güç verilmediği ve gücü kontrol etmediği için, bu travmatik durumunun yönetime nasıl yansıyabileceği henüz ölçülmemiş durumda.”
    Sayın yazarın bu ifadeleri biraz çelişkili görünüyor sanki; yeni kurulacak partiden hareketle tüm partilerimiz için her derde deva bir eliksir olarak önerdiği “çoklu akıl”ın ne hikmetse chp için halen bir ayak bağı olduğunu düşünüyor gibi..! Düşüncede tutarlılık esastır, bazen çelişik gibi görünebilirler ama zıtlıklar asla tolere edilmez. Chp yönetimi tam da hanımefendi gibi düşünüyor olmalı ki son günlerde cnnturk yayınına çıkan kimi kalburüstü partililerini ihraç etmekle meşguller..! Yoksa sizin bu “çoklu akıl” diye bahsettiğiniz bulunmaz hint kumaşı; çok kereli giriş çıkış hakkı tanınmış on yıllık abd vizesi gibi bir şey midir..?

  9. Merhaba Adelina hanımefendi, Karadağ’da neler oluyor? Bi yazı ile bizi aydınlatsanız, olayların arkasında Rusya Federasyonu mu, Potin’ in uzun kolları mi var?

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here