Allah Kerim Ekonomi Paketi…

1

Erdoğan’ın dün yaptığı krize iktisadi önlemler konulu 21 maddelik açıklamayı duyunca bir an tereddüt ettim.
Sn. Başkan ile gerçekten ‘aynı havayı mı soluyoruz?’ diye şöyle bir düşündüm.

2 gündür hayalet şehre dönen şehrin duran noktası tam da kalbi olunca basit bir soru sormak gerekiyor, kalbi duran bir şehrin diğer organlarının başına ne gelir?

İstanbul’un kalbi Beyoğlu, Kadıköy ve Beşiktaş, Çernobil sonrası peyzajları veriyor. Şehir tam da merkezinden yediği darbeyi dalga dalga çeperlerine doğru yayıyor.

İnsanlar tüketimlerini asgari seviyeye çekmiş durumda, minibüsler hem de iş saatinde boş koltukları taşıyor.
Kolonya, dezenfektan ve maske ekonomisi diğer tüm sektörleri kovmuş durumda.

Türkiye’nin kiraları en kıymetli bölgelerinde kira ödeyecek bir ticari gelir kapısı kalmamış halde.

Mücbir sebebin bundan iyi tanımı olur mu bilinmez. Ancak Erdoğan’ın araya hafif yollu “bu kıyağı da unutmayın” sıkıştırdığı önlemlerin hiç biri mücbir sebep izi taşımıyor.

Bazı işletmeler her zaman, her işletme bazen kapanabilir. Ama her işletme hep kapandıysa ortada kriz değil, katastrof vardır.

Türkiye’de şehirlerin merkezinden başlayan durgunluk en uç kılcal damara kadar ilerliyor. Taksiler birer birer galerilerin önünde birikmeye başlıyor. Yok olan ekonomik varlıklar katlanarak artıyor.

Reklam

Nihai tüketicinin piyasadan çekilmesi günlük hayatın neredeyse durma noktasına gelmesi kimsenin dışında kalamayacağı bir süreç olarak etkisini hissettirecek.

“Perakende, avm, demir-çelik, otomotiv, lojistik-ulaşım, sinema-tiyatro, konaklama, yiyecek-içecek, tekstil-konfeksiyon ve etkinlik-organizasyon“ sektöründe olmayanların krizden etkilenmeyeceği öngörülmüş.

İnsanın gerçekten ağzı açık kalıyor bu öngörü karşısında. Üstelik AVM’ler kapanmadı bile.
Mücbir sebebin ülkenin bir kısmına sağlanıp, kalanından sakınılması aslında ‘kalan sağlar bizimdir’ demekten başka bir şey değil.

Türkiye’de yaşayan herkesin; kaybettiği günlerden geçerken, devletin adeta ulufe dağıtır gibi caka satan hallerine şaşmamak ise elde değil.

Ücretsiz izne ayrılmak zorunda kalacak koca bir hizmet sektöründen söz ediyoruz ama ortada bireysel borçlara dair bir düzenleme yok.

“Meli, Malı” şeklindeki tavsiyeler vatandaşla bankaları karşı karşıya getirecek, ülkeye zaman kaybettirecek, bürokrasinin ve kaosun egemen olabileceği bir aşamayı akla getiriyor.

Madem ülkenin karşı karşıya kaldığı sorunların tespitinde tavsiye vermekten öte bir rol oynanmıyor, devlete gerçekten neden ihtiyaç duyuyoruz ki?

Toptan olmayan, genele şamil olmayan, arkasında devletin kapı gibi gücü hissedilmeyen bir kriz ortamından, korkmak için çok gerekçe vardır.

Reklam

Erdoğan’ın sanki büyük bir müjde verir gibi! sıraladığı ekonomik paket; Türkiye gibi 81 milyonluk, gelir dağılımı bozuk, yapısal reformların hiç birini yapmamış bir ülke için, aslında yapılmasa da olur denilecek kadar kifayetsizdir.

Zaten vergiyi güç bela toplayan, af için herkesin 4 göz açtığı ülkede, vergi ertelemenin haber değeri yoktur. Hele ki bu neredeyse keyfi seçimlik ve sübjektiflik içeriyorsa.

Kredisini ödeyemeyen firmaların siciline mücbir sebep notu düşülecek denilmesi, ‘boğulan vatandaşa can simidi veremiyoruz ama aslında güzel yüzerdin diye seni anacağız’ demek, değilse nedir?

Açıkçası Erdoğan’ın ekonomi paketinde açıkladığı maddeler, işlerin kötü gittiği dönemi telafi etmekten ziyade “Allah kerim” tadında…

Zengin sektör yatırımcılarına her tür kolaylaştırıcı teşvikler ihmal edilmemişken, orta sınıf altı halkımız için kolanya ve maske dağıtım müjdesi çok dikkat çekiyordu. Ama bunu yaparken olağanüstü küresel bir kriz hakkında en yetkili bir siyasi gibi değil de; dini bir otorite konuşuyormuşcasına bol din argümanlı ‘sabır, dua, tevekkül’ telkinleri gözden kaçmıyordu.

Belli ki geçiş garantili köprü ve yolların borçları sadece yılbaşından beri %10 devalüe olan Türk parası ile daha da katlanırken, elden ancak bu kadar geldi.

Borsamız %17 düştü diye sevinmemizi salık veren konuşmanın, Türk Lirasının güçlü bir duruş gösterdiğine dair bölümünde ise, 6.5 liraya çıkan kura karşı, ‘maazallah güçlü duramasak ne olacaktı?’ diye düşünmekten kendimi alamadım.

Açık söylemek gerekirse; ben dün yapılan açıklamaların girizgah niteliğinde olduğunu düşünmek istiyorum. Ekonomi arabasının bırakın fren yapmayı, gaz pedalının tamamen koptuğu bir ortamda, bu kadar genel geçer bir paketle ortaya çıkmak, ancak bu mantıkla mümkün olabilirdi.

1 YORUM

  1. Devletin ekonomik bir sorunu yok. Her ne kadar mubariz mansimovdan bir tane daha olmasa da ona yakın zenginlikte dünya listelerine girmiş ve rekor sayıya ulaşmış milyarder iş insanlarımız var, devletimiz ihtiyaç hasıl olduğunda sırayla kapılarını çalıyor, para da sıkıntı yok yani. Olsa da baştan ne dedik “korona salgınının bir ekonomik faturası olacaktır” bitti, tevekkül ne için var böyle zamanlar için var!.

    Salgın sorunu: efendim şimdi şöyle; siz ne kadar önlem alsanız da bunun önüne geçemiyorsunuz. Bakın İtalya çaresiz kaldı. “Pandemi maksimum eşiği ulaşmadan gerileme olmayacak diye açıklama yaptılar. Hamdolsun bizde öyle bir tehlike yok. Aldığımız sıkı önlemlerle sadece iki kaybımız var. Biz her türlü tedbiri alıyoruz ve öyle batı ülkeleri gibi ölen ölür kalan sağlar ülkeyi ayakta tutmaya yeter demiyoruz. Dua dua yalvarıyoruz çalışıyoruz boş durmuyoruz. Nitekim dünyaya kulak vermeliyiz, Pandemi maksimum eşiğe ulaşınca gerilemeye başlıyor zaten, paniğe gerek yok.

    Uluslar arası ilişkilerimiz de hamdolsun korona nin yardımıyla şimdilik sıkıntı olmaktan çıktı.

    Geçen gün tweeter da dolaşırken tesadüfen rastladım (Allah’ın lütfu işte ); “korona ilacını inşallah bir KHK lı bulur” diye temennisini paylaşmış başka bir KHK lı. Ona şöyle bir cevap yazmış KHK li bambaşka biri. Diyor ki; efendim ben deniz Mustafa Ulaşlı. Hollanda ve ABD de korona virüsü üzerine yıllarca çalışmalar yapmış belkide Türkiyenin tek doktoralı korona virüs uzmanıyım KHK ile atıldım. Salgın başlayınca gerekli yerlere müracaatımı yaptım ama ilgilenen kimse olmadı. Halbuki ben bu virüsün genetiğini bilen dünyadaki nadir uzmanlardan biriyim ya aşı ya da ilaç geliştirme çalışmalarında yer almak istiyorum, beni işime iade etmeseniz de olur hiç olmazsa salgın bitene kadar çalışmalarda insanlık namına bir faydam olsun” diyor.
    Memnun oldum biri temennisini paylaşmasa vallahi haberimiz olmayacaktı. da biz biliyorsunuz hastahanelerimiz başta olmak üzere meslek liselerini bile kağıt maske ve dezenfektan üretimi için tahsis ettik bütün faliyet alanlarımız faal ve kadro bakımından da dolu, ihtiyaç yok yani. Keşke ihtiyaç olsaydı da Mustafa beyi de istihdam etseydik. Mustafa bey sesini duyurmaya devam etsin ama bizim ihtiyacımız yok ama sn. Merkelin ihtiyacı olabilir. Ha bakın unutuyordum az kalsın Trump’a söyleyin siz. Amerikanın çok ihtiyacı var, duysa havada kapar.

    Dua etmeyi unutmayalım.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here