Almanya’da Mahalle Baskısı

0

Gezegenlerin içinde en güzeli canlıların olduğu, insanların yaşadığı yer bizim Dünyalı gezegenimizdir.

Canlı var olduğu için insan türü var.

İnsan türü, yani kızı ve oğlu var.

Bu varoluş beraberinde ezayı da cefayı da getirmiştir.

Ve dünyada bunun kadar güzel bir başka gezegen yok.

Hayat var.

Canlı var.

İnsan var.

Bu varlıklar farklılıkları, farklılıklar da çatışmayı doğal getirecektir.

Dünyamız kıtalara, kitalar bölgelere, bölgeler ülkelere, ülkeler de kendi içinde semtler ve mahllelere bölünmüştür.

Mahallede evler var. Evlerde aileler var.

Bunların bir kısmı homojen, bir kısmı heterojendir.

Yani gettolaşanlar ve karışık olanlar da bulunuyor.

Mahalleye dışardan gelen yabancı bilinir ve tanınır.

Bu yabancının gelişi bazı yerlerde; ‘’Mahalleye bir yavru düşmüş’’ gibi algılanır. Kadınsa cinselliğine kadar tacize uğrar, erkek ve yabancıysa kesin ‘’Önce paran, paran yoksa canın’’ der etrafını saran iki ayaklı kurtlar.

Ben 28 yıl önce Almanya’ya geldim. Değil mahalleye Almanya’nın kendine bile yabancıydım. Dil yok. Ağır hasta ve muhaliftim.

Buraya gelişim geneleve düşen kadınların hikayelerini geçer. O nedenle burayı hızla geçeyim.

Geldiğim ilk şehrim Köln’dü.

Kanamlı hastaydım ve hastahaneye kaldırıldım.

Yani Almanya’da ilk mahallem : Hastahane.

Hapishanelere alışıktım.

Burada da Hastahane ve tımarhane tanıdım.

Bir ara zıvanadan çıktım. ‘’Başka ne kadar hane varsa oraya da gitmeye razıyım’’ dedim.

Ve Almanya yıllarımın en yoğunluklu şehri Essen oldu.

Tercih değil, mecburiyet şahrimdi. Ve görünen o ki; ölene kadar bu şehirde kalacağım.

Yukarıda Allah, aşağıda Almanlar var.

Bir güne bir gün kapımı çalan ve beni sorgulayan olmadı. Hatta ben burda (P) harfini ilk görüğümde Polis anladım ve Türk polisi diye korktum önce sonra öyle olmadığını anladım. Hemşire, doktor ne ise polisi de öyle gördüm ve güvendim. Başım sıkıştığında hemen ‘’Poles Emice’’ diyordum espiriyle.

Lakin süreç içinde mahalle baskısı ve yabancı olduğumu daha iyi anladım. Şu soru sorulur oldu:

‘’Woher komst Du?’’ (Nerden geliyorsun?’’ olduğunu biliyordum ve

‘Ich aus Kurdistan!’’ dediğim her yanıta soranın suratı değişiyordu.

‘’Nein. Keine Kurdistan!( kurdistan yok.)

‘’Sie mus sagen Turkei!’’ (Hayır. Türkiye demen gerekir)

Ve her yerde kavga etmeye başladım.

Sokakta.

Kursta.

Kahvede ve hayatın her alanında.

‘’Hayır Ben Türkiye’den değil, Kurdistan’dan geldim ve Kürdüm.’’

Böylece şu sıralama bir Berlin yasak duvarı karşıma çıktı.

‘’Nerenin Kürdüsün?’’

İran’ın mı? Irak’ın mı? Suriye’nin mi? Yoksa Türkiye’nin mi?

Böyle bir durum ve böyle bir sorunun dünyada örneği yok.

Yani Kürd isen sorunsun. Sen yoksun. Ancak geldiğin ülkenle var olur ve işlem görürsün.

Bu Mardinli köylü babanın oğluna köyde öküz verip, oğulun Mardin pazarında öküzü buzağı olarak satmasına benzer. Köyde öküz, Mardin’de buzağı olur, keçi olur, köpek olur ama Öküz olmaz.

Kürdistan Kürdü olmaz. Mutlaka bir sahibi vardır.

Arap şeyhi, İran şahı, Türk sultanı ne güne durur. Kürd köle, efendisinin adını önce anarlar ve Kürde sorar, bunu kabul ettirirler.

28 yıl boyunca Almanya’da hayatın her alanında bunun mücadelesini verdim ve hiç birinin Kürdü olmadım. KÜRDİSTAN KÜRD’yüm dedim ve öyle kabul ettirdim.

Lakin hala kimliksizlik benim alnımda bir şark çıbanı. Bir yandan –resmiyette- Alman ve TC vatandaşıyım.

TC beni vatandaşlıktan atmıyor.

Almanya da beni Kürd olarak belirtmeden direkt ALMAN dedi.

Yani Alman kimliğimde ne Kürd ne Türk. Sade Alman..

Eh ona da şükür, çektim Şükrü olarak.

En azında 1-1 beraberiz TC devletiyle. Ne KRG ne TCD

Halis muhlis Alman.

Hatta bir hikaye yazdım.

Ninem Kürd, dedem Alman. Kurtalan Haydarpaş Demir yolu yapılırken Alman dedem, ninemi görür, aşık olur ve evlenir. Buradan hareketle ben zaten kandan Almanım. Gerçekliği de var. Hastahanelerde ameliyatlarla o kadar kan aldım ki; bedenimde %80 Alman kanı var.

Ve bundan dolayı vatandaş oldum, dedim ve bazı yerlerde bu tuttu.

Yazmak biraz da yaratmaktır.

Hatta İngilizlerin Çöl Kraliçesi 1900’lerde Heskif’e kadar gelmiş. Keşke Hacı Hüseyin dayım onu da alaydı.

O zaman İngilizlerin Çöl Kraliçesinn torunları olur ve bize de bir köşede Kürdistan yapardı.

Ax dede ax..

Sen varya sen..

Sen Şêx Mahmud Berzenci kadar suçlusun biliyor musun?

Alman mahallesinin baskıları o kadar zoruma gitmiyor. Bir anlamıyla onlar da –kendilerine göre- haklılar. Zaten TC Devletini Almanlar kurdu. Onların anlaşmaları var. Bu anlaşmalar bozulmadan benim gibi Kürdistan gelenlerin Kürd sayılması mümkün değil. Bu durum İran Şahlık Monarşisi ve Saddam yönetimin hala yürürlükte olan anlaşmalarına kadar gider. Bunun istenmesi ve sorgulanması için;

Behemehal KÜRDLERİN DE BİR BAĞIMSIZ KÜRDİSTANI OLMALIDIR!

Bu oluşmadan bu zilletten kurtulmak kabil değil.

Bu Bağımsız devlet ne kadar kötü olursa olsun, olmamasından iyidir. Olmayanı değiştirip dönüştüremezsin.

Cici mi? Öcü mü?

Onu da biz Kürdler karar verelim.

Diğer Mahalle baskılarına devam edeceğim.

Selam ve devamla.

05 Ekim 2020

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here