Anlam dünyamız sahtedir

11

Anlam dünyamız sahtedir, biz sahte bir anlam dünyasının tutsakları olarak varlığımızı sürdürüyoruz. 

Bulunduğumuz netice ise kendi namımıza kendimizin var ettiği bir sonuçtur, çünkü biz olaylardan kendimizi kendi modelimizi çıkarmakla mükellef görüyoruz ve olayları ancak bu şekilde alınca onlardan kendi modelimizi çıkarsıyor, onu kendimize bir şeyler ifade edebilir duruma getiriyoruz.

Elbette farklı sonuçlara da gidebiliyoruz, çünkü olayları ele almaktaki nedenlerimiz farklıdır ve neden farklı olunca sonuçta pek ala farklı olabiliyor.

Aynı olayda bile!

Gerçekte aynı olay diye bir şey yoktur, velev ki bir şey aynı olsun onu aynı görmemiz olası değildir, çünkü ne aynı yerden bakıyoruz ne de aynı kişiyiz. 

Belki diyeceksiniz ki, “Ama hepimiz anlamı aynı şeyde buluyoruz?”

Üzgünüm, bir şeyde anlam bulmamızla aynı anlamı bulmamız aynı şey değildir; ama her şeyde anlam bulmamız olasıdır, ancak aynı anlamı bulmamız olası değildir, çünkü bir şeye benzer nedenlerle yaklaşmak mümkün olsa da aynı nedenlerle yaklaşmamız olası değildir.

“Ya bir şeyde neden yoksa?” mı dediniz.

 Bu mümkün değildir, mümkün olan başkasının bizden farklı olarak kendi nedenlerinden ötürü o şeyle daha ilgili olmasıdır; yani bu bizim için o şeyde bir anlam olmadığı için değildir, ilgi veya ihtiyaç bulduğumuza göre öncellik sırasının değişmesiyle ilgilidir.

Sonuçta nedenli yaşıyoruz, seçili olayda bizi harekete getirip öncelliğimizi değiştirecek bir neden yoksa onu ele almamız zayıf bir olasılık olarak beliriyor; çünkü herkes gibi bizim anlam dünyamız da bizden ötürü bir nedenler toplamı üzerine inşadır.

Biz, o yüzden şeylerde bize dair bir neden bulunca ona yöneliyor, onu kendi anlam dünyamız içinde bir ifadeye kavuşturmaya gidiyoruz.

Anlam dünyamız sahte midir?  

Evet, çünkü belirli bir görü şartına esas şartlı bir görünün ürünüdür. Ancak ne yazık biz olayları bizdeki bu görü şartına göre alınca onlar bize bir şeyler ifade edebiliyor. Çünkü anlam ufkumuz şimdilik bu görüye göredir ve bu görü şartını aştığımızda bu anlam dünyasını da aşmış olacağız.

Zaten hep yaptığımız bu değil midir?

Dün yaptığımızın bugün bizde bir karşılığı yoksa nedeni budur, çünkü dün olan dünün görüsüne esas bir davranıştı. Biz bir şeyde bize dair bir anlam veya bir ifade bulmadığımız sürece onun bizde karşılığı yoktur, ta ki o neden ortaya çıkana dek. Çünkü olayların bizdeki anlamı bizdeki bir anlamlandırmaya göredir. O nedenle şeyler bu küçük dünyamızda bir anlama kavuştuğunda onlara yönelmek için nedenimizi de tamamlanmış oluyor. Fakat algı dünyamız baştan sona bizdeki bir anlam dünyasına göre yapılanmış olsa da yine de farklı sonuçlara gidebiliyoruz, çünkü şeyleri karşılaştırırken onların beklentilerimizden öte farklı şeyler olduklarını görüyoruz. Bu farkındalık ise bize hem gördüğümüz şeyin gördüğümüzden farklı olabileceğini gösteriyor hem de bize bildiğimiz şeylerin yanlış olabileceğini öğretiyor. Bu farkındalık kuşkusuz belirli bir hale getirmeye çalıştığımız anlam dünyamızı yıkıyor, ama diğer yandan bir belirsizliğe kapı açıyor ki, bu da geleceği istediğimiz gibi tahayyül etmemizin kapısını aralıyor. Ki zaten bize istediğimizi istediğimiz gibi tahayyül etme şansını hep o bilinmezlik veriyor.

Haklı soru; iyi de bir kanıta sahip olmamamıza rağmen neden o kadar pozitif düşünüyoruz?

Çünkü post bizim, onu kurtarmak istiyoruz.

Ama anlam dünyamız bilmediklerimiz üzerine kuruludur diyoruz!

Çünkü bir tek bilmediğimiz şeyler bize onları istediğimiz gibi kurgulama şansı veriyor. Pozitif düşünüyor olmamızın nedeni ise şu ana kadar şeylerden önemli oranda müspet sonuçlar almış olmamızdan ötürüdür. Fakat kişi dönüp dolaşıp kendisini yine de o küçük dünyasına kapatıyor, çünkü küçüklük bir çeşit aidiyettir, ona daha bir kontrol edebilirlik hissi veriyor. İnsanların olayları farklı farklı anlamaların bir nedeni de bu küçüklükten kaynaklanıyor, çünkü küçülme arttıkça anlam daha bir müstakil hale geliyor. 

Ama insanlar yine de ortak bir kavram dünyası içinde yaşıyor, değil mi?

Gerçekte bu konuda bir genelleme yaptığımızda kısmi bir doğruluk söz konusudur, ancak ötesi doğru değildir, zira insanların kullandıkları kelimeler ortak olsa da anlamları genelde kendilerinde mündemiçtir.  Yani her anlam kişiye göredir, çokça insanın bu ortak kavramlara iştirak etmesi o kavramların aynı alınıyor olmasından değildir, yalnızca birbirlerine yakın müştereklerde buluşmaları sonucudur. 

 Kısacası her çıkarsamanın kişilerde müstakil bir anlamlanması mı vardır; çünkü birinin bir şeyden çıkarsadığı genellikle diğerinin çıkarsadığından farklıdır. Çünkü ortada her kişinin kendisini kendi anlam dünyasıyla tamamladığı müstakil bir şahsiyeti vardır ve bu nedenle kişi mesajını verirken onu anladığı şekilde aldığı için ortada herkesin istediğini istediği şekilde vermeye çalıştığı bir körler ve sağırlar diyaloğu söz konusudur.

 Acaba?

Tam olarak değil, ama her kişi aldığını en fazla anladığı şekilde verebilir ve alanda onu en fazla anladığı şekilde alabilir. Yani ortak sözcüklerin tüketicisi olsak da anlamlar bize değin olduğu için, aynı sözcüklere rağmen aynı şeyi ifade etmiyoruz.

 İnsanların hayatı birbirlerini anlama değil, birbirlerine kendilerini anlatma çabası üzerine kuruludur. Umulan ise insanların bilinçlendikçe birbirlerini daha çok anlayacakları üzerinedir. 

 İnsanlar kendi var ettikleri kavramlardan müteşekkil bir algı dünyasında yaşıyorlar. Kavramları gerekleri üzerinden yapılanmış onları kendi var ettikleri bir algı dünyasına kapatmış bulunuyor. Eğer bu kavramlar gereklerin beslediği ortak bazı anlamlandırmaların türemesi olmasaydı muhtemelen birbirlerini anlamaları için bir neden olmazdı, tüm sözler anlamsız birtakım seslerden ibaret olup, herkes kendi ihtiyacından mütevellit birtakım sesler çıkararak meramını ifade etmeye çalışır olurdu.

Soru; “insanların şeyleri -kısmen de olsa- farklı alıyor olmaları kötü bir şey midir?

Bu gerçekten hangi açıdan baktığınıza bağlı; çatışma nedenlerini öncellerseniz kötü demek zorunda kalırsınız, farklılıklarını müstakil birer şahsiyet olmalarına bağlarsanız bir kaçınılmazı ifade etmiş olursunuz, aynı farklılıkları bir zenginlik şeklinde ifade ettiğinizde ise o zamanda kaçınılmaz olana karşı bir hoşgörü beklediğiniz için meramınızı ifade etmiş olursunuz.

Kısacası insanların aynı düşünceleri ifade ediyor olma ihtimalleri yoktur; sizinle aynı şekilde düşündüğünü söyleyen bile o esnada diğer düşünce şekilleri içinde sizin düşüncenizi daha bir anlama haiz bulduğu için seçmiştir. Ki düşüncenin ifade biçiminde olağanüstü bir telkin gücü var ve çoğu zaman sizi düşüncenin kendisi değil, ifade biçimi ikna etmektedir; çünkü telkinin gücü sözlerdedir.

O zaman düşünce nedir?

Düşünce yalnızca ifade seçenekleri içinde seçilmiş olandır ve ömrü de daha iyi bir ifade seçeneğiyle karşılaşana kadardır. Ama biz yeni bir ifadeyle karşılaştığımızda eskisini terk etmiyoruz, yalnızca öyle sanıyoruz, gerçekte eskiyi yeniye göre revize ediyoruz, çünkü eskiyle bağlarımızı koparırsak geçmişle de koparmış oluyoruz, o zamanda karşımıza her şeyi yeni baştan soyutlama, bir anlama bağlama külfeti çıkıyor. O nedenle düşüncenin terki yüzeyseldir, daha iyi bir ifade bulunana kadardır. Bu tıpkı ihtiyaca esas üretilen her düşünceyle ifadeyi daha bir mükemmelleştirme gibidir.

Mükemmelleştirmenin bir sonu yoktur elbet, ancak her kelimede o bilince ulaşmanın bir anahtarı vardır ve insanlığın temel uyanışı da o bilince ulaşmasından geçmektedir.

11 YORUMLAR

  1. ….
    Sor o zaman, peki düşünce nedir?
    Gayet basit! her fikre düşünce denir!

    İnsana pek cazipse de özgür düşünce,
    Aklı başına gelir, bazen yere düşünce!
    ….


    • Bazı somut haller, içgörüler mutlak,
      Ne fikirler var izafi! muğlak mı muğlak!

      Mutlak değerler etrafında fır döner,
      Zihindir bu! onu dener bunu dener!


      • “Ölüm” var mesela! mutlaka aramızda,
        Sonsuz yaşam da bir vaka, mayamızda!

        “Kölelik” gibi algılansa da kulluk,
        “Maya”ya dahil, bir nebzecik sonsuzluk!


        • Ruhsuz bir çamurdun üfleninceye kadar,
          “Mutlak olan”da böylesine kudret var!

          Ruhen sonsuzla tanıştın, şereflendin,
          Sanma ki özgürlüğü edindin kendin!


          • “Maya”ndaki o kapasite, düşünce!
            Var mıydı ki sende hiç Adem’den önce?

            Ruhunu sarmıştı menba ta o zaman,
            O kaynaktan geçinegeldi hep insan!


          • O gün bugündür insandaki zürriyet,
            Nesil nesil özgürlük, nesil nesil hürriyet!

            Sonsuzluğa talip o özgürlük hissi,
            Yanıltmasın! hatırında tut iblisi!


          • “Mutlak Güç” öyle sevmiştir ki insanı,
            O denli kıskandırmış demek şeytanı!

            Pek boş durmaz hürriyetten istifade,
            Nefsen fikir verir bak, emre amade!


          • Vahiy’le bildirilmiş, her mutlak değer,
            Kolaylık olsun diye insana rehber!..

            «Adalet» var mesela, kim karşı çıkar?
            Kardeşçe olsa, ama hep nefsi çıkar!


        • Düşün, düşün de “hepsi bu” deyip atma,
          Bir fikir üret, “Mutlak değer”e katma!

          Nice fikirler varken görmez bakarkör…
          “Mutlak olan”a karşı her fikir nankör!


      • “Mutlaktır Allah”, değeri var inancın,
        Bu alemde yolcusun, O senin hancın!

        “Sahte” değilse fikrin, anlam yetersiz,
        Ne mutlu sana, sayın “İbrahim Yersiz”!

  2. “Anlam dünyamız sahtedir”(!)

    ama ihtiyaçlar gerçektir.

    ve anlam dünyamız ihtiyaçlarımızın karşılanmasıyla şekillenir, ihtiyaçlarımızı karşılamayan her mana sahtedir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here