Apo’yu Paşa Yapmak Sorunu Çözer Miydi?

0

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Mümtazer Türköne ile ilgili yaptığı açıklama kamuoyunda tartışma konusu oldu.

TV ekranlarında bu görüşü eleştirenler, Türköne’nin Öcalan ile ilgili yapmış olduğu, “Osmanlı olsaydı, Apo’yu paşa yapar, muhtemelen de Bodrum’a yerleştirirdi.” açıklamasından dolayı karşı çıktı. Türköne’nin bu açıklamanın devamında ise “Devlet kan davası gütmez; eğer isyanı başlatanlar gelir uzlaşırsa onlara paşa unvanı verir, uzak bir yerde mecburi ikamete tabi tutup maaş bağlardı. Devlet karşı karşıya kaldığı sorunlara duygu ile bakmaz.” dedi ve af çıkacaksa Öcalan’ı da kapsayan genel bir af çıkarılması gerektiğini söyledi.

Bu sözün, toplumun genelinin kulağını tırmalaması, bu nasıl açıklama, böyle bir şey olabilir mi, şeklinde tepki ile karşılanması doğal. Ancak Türköne’nin örnek verdiği Osmanlı, bu şekilde çalıştı. Osmanlı, Balkanlarda isyanları ya ödüllendirerek çözerdi veyahut lider kadronun kellelerini kutulara koyup göndererek… Balkanlarda bu tarz olaylar için yazılmış ağıtlar bile mevcuttur. Bu açıklama emperyal bir devletin çalışma yöntemine işaret ediyor.

Bunu, PKK ve Öcalan sempatisi olarak okumak oldukça yanıltıcı olur. Çünkü Türköne’nin, Çiller’in sarfettiği “Bu devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir.” sözünün yazarı olduğu iddiaları da var. Türköne’nin Çiller’e danışmanlık yaparkenki görüşleri ile bu açıklaması arasında ciddi bir perspektif farklılığının olduğu görülüyor. Bu düşünsel değişimin kaynağının ne olduğunu, güvenlikçi perspektiften, Apo’yu paşa yapalım,  açıklamasına kadarki süreçte hangi verilere ulaşıp da bu açıklamayı yaptığını bilmek mümkün değil.

Ancak bu görüş, PKK’yi salt iç kaynaklı bir sorun ve Öcalan’ı örgüt üzerindeki tek   güç olarak görme yanılgısından kaynaklanıyor. Terör örgütleri yekpare, tek merkezli yönetilen yapılar değildir. Etki sahası ve örgütlendiği alanlar genişledikçe, örgütler  istihbarat örgütlerinin sızmalarına açık hale gelirler. Şuan PKK, Avrupa’da, Rusya’da ve çeşitli bölgelerde örgütlü durumda. Farklı ülkelerdeki PKK organizasyonlarının, bulundukları ülkelerin gizli servisleri ile bir mutabakat içinde olmadıkları sürece, uzun soluklu faaliyet yürütülebilmeleri zordur.

Bu bakımdan her devlet, kendi ülkesindeki faaliyetleri denetim altına alarak, örgüt merkezini yönlendirmek ve hatta sızmak için yapılanır. PKK’nin homojen bir örgüt, Öcalan’ın da tek mutlak güç olarak görülmesi, son 40 yıldır terörle mücadelemizdeki çözümsüzlüğün temel kaynağıdır.

Bundan dolayı, örgütü ele alırken İngiltere’deki PKK’yi MI6 PKK’si; Yunanistan’dakini EYP PKK’si; Suriye’dekini ise Muhaberat PKK’si olarak görmeniz gerekir. Öcalan yakalandığında, vermiş olduğu ifadede söylediği: “Ben Suriye’den çıktıktan sonra Ağa Kod adlı Mervan Zirki, bizim Suriye’deki bütün mirasımıza çöktü.” açıklaması çok önemlidir.

Açılım döneminde Öcalan üzerinden PKK’nin tasfiye edilebileceği yanılgısının sonuç vermediği denenerek görüldü. Çünkü bu örgütün tasfiye edilebilmesi için en az 6 devletin PKK politikasını etkisiz kılmanız gerekir. Bunu yaparken de rakip devletlerin kullandığı aktörleri ve uyguladığı stratejileri de doğru bir şekilde tespit edilmelidir. Ancak burada şu hususu da belirtmek gerekir; farklı  devletlerin PKK’sinin de faaliyet yaparken Öcalan örtüsünü kullandıkları da bilinmelidir.

Yani bu depertmanlar Öcalan’dan çok Öcalancı’dır. Bütün bu detayların nedeni, 40 yıldır mücadele ettiğimiz bir örgüte yönelik doğru bir mücadele stratejisi geliştiremediğimizi anlatmak içindir. Ne Öcalan’ı paşa yapmak sorunu çözer ne de problemin kaynağı  olan demokratikleşme sorununu ortadan kaldırmadan askeri ve polisiye tedbirlerle örgüt mekanizmalarını çökertmek mümkündür. Ancak bir mekanizmayı söküp attığınızda o sorunun alanı üzerinden hangi örgütün doğabileceğini de hesaplamanız gerekir.

PKK gider, başka bir örgüt gelir. En doğru çözüm, hiçbir örgütün yeşeremeyeceği bir siyasi, sosyal ve ekonomik iklim yaratmaktır. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here