Artık demokrat olmayan bir demokrasi savaşçımız var

0

Allah hepimizin sonunu hayır etsin, artık demokrat olmayan bir demokrasi savaşçımız var! 

Demokrasi adına bildiği bir tek şey var, o da seçimle iktidara gelmek, onun dışında demokrasi adına ne bir şey biliyor ne de bilmek istiyor; kötüsü kendisine ait düşünceleri var ve düşüncelerinin demokrasi üstü olduğunu düşünüyor. 

Seçim dediği ise öyle demokratik seçimler yapmak değil, çoğunluk sayısına ulaşarak görünürdeki meşruiyeti kapmaktır. 

Evet, seçilmek demokrasilerde bir kriterdir, ama onun davası yalnızca seçilmektir, onun dışında onun demokrasiyle bir ilgisi yoktur. 

Söyler misiniz, dava demokrasi değilse seçilmenin mantığı nedir?

Meşruiyet mi?

Demokrasi dışındaki yönetimlerin seçim tantanaları halklarını değil, dış güçleri kandırma, onlara seçimle geldiklerine dair meşruiyet silahını kullanma dışında bir maksatları yok ki.

Bilmiyorlar ki fırsatlar eşit olmadı mı seçilmenin kendi başına bir meşruiyeti yoktur.

Ama ne fark eder ki; Stalin’de, Hitler’de, Saddam’da seçimle iktidara gelmişti ve ne yaptılarsa hepsini kar hanelerine geçirmişlerdi.

Demokrasi de işine gelen kuralardan birini tanıyıp diğerlerini tanımamakla demokrat olunmuyor; dahası, seçimle gelmenin yönetme meşruiyetini sağlaması dışında demokrasiye bir faydası da yoktur.

Toplum kurallarla yönetilir, demokrasi ise o kuralların çoğunluk onayı üzerinden ete, kemiğe büründüğü bir sistemin adıdır.  

Demokrasinin temelinde elbette onay vardır, yani seçilenlerin seçim yoluyla iktidara gelmesi şartı geçer akçe olarak ilelebettir, ama bu onayın temelinde çoğunluğun rızası olsa da bu bir yere kadardır, çünkü demokrasinin temelinde aynı zamanda evrensel değerlerin kabul edilebilir bir makuliyet esası üzerinden uygulanması vardır.

Bu yönüyle demokrasi bir inanç veya ideoloji rejimi değildir, bir kurallar rejimidir ve o kuralların temelinde ise kişisel görüş veya kaprisler değil, sınanarak kabul görmüş belirli şart ve prensipler vardır.  

Yani demokraside çoğunluğun arzusu bir ölçü olsa da bu bir yere kadardır, esas olan kabul görmüş evrensel değerlerin bir makuliyet esası üzerinden işletilmesidir.

Demokrasi neden bir ideoloji rejimi değildir?

Çünkü demokrasinin tabuları yoktur, değişmez ilke, prensip, kural veya doğmaları yoktur, her şey değiştirilmeye açık olmakla birlikte baştan sona sınanmış, çağın kabul görür değerlerinin bir toplamıdır.  

Demokraside temel prensip halkın nasıl yaşadığı veya yaşaması gerektiği değildir, bu devletin sorunu değildir, devletin sorunu o halkı nasıl koruması gerektiğidir. 

Demokrasilerde siyasi partiler de halkın nasıl yaşaması gerektiğine karar vermez, halk nasıl istiyorsa öyle yaşar, onların görevi halkın yaşama şeklini korumak, azınlık veya çoğunluk içinde onlara bu fırsatı sunmanın yolunu bulmaktır.  

Bireyin veya toplumun nasıl yaşamak istediği sorunu ne siyasi partilerin ne de devletin sorunudur, yurttaş temel yasalara uyduğu sürece devletin görevi onu canı ve malıyla birlikte korumak, gelecek umudu yaratarak, onlarda ülkelerinde yaşama şevki uyandırmaktır.  

Demokrasilerde devletin varlık amacı halka hizmet vermektir, halkı buyruklarla yönetmek isteyenlerin demokrasilerde yeri yoktur, öylelerinin siyaset yapacağı yerde demokratik ülkeler değildir. 

Demokrasilerde elbette düşünce özgürlüğü vardır, birilerin düşüncelerini ifade etmeleri saygı görmelidir, ama bu bir başkasına zarar vermediği, düşünce veya inanç biçimini zedelemediği, onlara çoğunluk içinde azınlık duygusu hissettirmediği sürece geçerlidir.

Türkiye’de demokrasi havariliği yapan dindarların demokrat olduklarına neden inanılmıyor? 

Basit, çünkü hem demokrat değiller hem de demokrasiye inanmıyorlar.

O nedenle Türkiye’deki dindarların demokrasi feveranları samimi değildir, sevinçlerinin nedeni demokrasinin çoğunluk ilkesi üzerinden onlara yönetimi meşru yollardan teslim etmesidir.

Kaldı ki, amaca giden yolda onlarda demokrasiyi işlevsel bir tren olarak kullandıklarını söylüyorlar. 

Demokrasi Türkiye’de realite değil, özlemdir, en aşırı taraftarlar bile buna inanmamakta, o cekettin halka beş numara büyük geldiğini varsaymaktadır.

O nedenle Türkiye’de uzun bir süredir insanların birbirlerinin yaşama şekline saygı duyduğu bir demokrasi ve olanları hak ve özgürlükler temelinde alan bir demokratlar takımına ihtiyaç vardır.

Türkiye’de mevcut siyasi yapıların böyle bir ihtiyaca karşılık vermedikleri ortadadır.

İnsanların kafalarını sahte demokrasi havarilerinin çıkardığı kuru gürültüyle doldurmaya kimsenin hakkı yoktur; onların demokrat olmadıklarını, demokrasiyi kullandıklarını herkes bilmektedir. 

Zira tekrar izah edecek olursak, demokrasilerde seçilme şartı bir koşul olsa da bu insanlarda bunun dışında bir koşul veya icraat yoktur; tüm hesapları demokrasinin onlara sağladığı seçilme fırsatını kullanarak kendi kafalarının gerisindekini devletin bekasına ikame etmeye çalışmaktır.   

Kendilerini suçlayanlara “Niyet okuyucu” diye suçlasalar da bu noktada esas niyetlerini halktan sakladıkları ortadadır ve itiraf etmeseler de ortada sorgulanması gereken ciddi bir sahtekarlık vardır; zira yer yer ağızlarından kaçırsalar da, niyetlerini saklamaktadırlar. 

Kimse kimseye sahte demokrasi havarilerini yutturmaya çalışmasın, çünkü ortada demokrat kimliğiyle dolaşanların demokrasiyle bir ilgileri yoktur, başkalarının yaşama şekline saygı duymak ise onların kitabında yazmamaktadır; onlara göre bir tek kitap var ve bu da onların kitabıdır.

O nedenle yaptıkları şey kurumları evrensel değerlere göre dönüştürmek değil, kendi öngörülerine göre dönüştürmektir.  

Bunlar bu dönüştürmeyi veya bu dönüştürmenin meşrutiyetini değerlerin evrenselliğinden veya sınanmış, tecrübe edilmiş bazı demokratik ilke ve veya prensipten almıyorlar, aldıkları oy çokluğundan alıyorlar. 

Dahası, hangi akla hizmetse kendilerine oy veren çoğunluğu eğitimsiz ve a-sosyal yığınlar şeklinde tarif ediyorlar ve utanmadan cehaletin kendi yararlarına bir netice olduğunu söylemekten çekinmiyorlar.   

Oysa seçilme şartı üzerinden alınan çoğunluk onayı kabul görmüş evrensel doğrulara galebe çalacaksa, bu aklın hükmünü yok saymak anlamına gelmektedir ve doğrusu şimdiye kadar icraatlarında akılla izah edilebilir bir uygulama yoktur, hepsi dayatma, hepsi “Biz biliyoruz, sizin aklınıza ihtiyacımız yok” veya “Ben diyorsam doğrudur” mantığının yalın bir dayatmasıdır.

Aslında demokrasilerde “biz biliyoruz, sizin aklınıza ihtiyacımız yok” demek akılsız bir siyasetçinin söyleyebileceği türden sözlerdir, ancak daha kötü bir muhalefet olacak ki, kimse bu şekilde konuşmayı bile sorun etmemektedir.  

İtirazları duymamak veya itiraz sahiplerini komplocu ve veya ajan ilan etmek ise beğenmişlikten öte bir zalimliktir, zira ancak hesap içinde hesabı olanların tepkisi bu kadar zalimce olabilir.  

Türkiye’de ne yazık devletin başında hep kibrin hükmü olmuştur, önüne çıkanı ya değersizleştirerek yolundan atmıştır ya da tehlike görmüş, cezaevlerine kapatmıştır.

Oysa devletin onuru yurttaşın onurunu korumaya karşılıktır, zira onuru olmayan yurttaşın devletinde onurdan söz etmek olsa olsa kendisini yurttaşların üstünde gören akılsız bir siyasetçinin hezeyanı olabilir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here