Artık niye hiç arkadaşın yok biliyorum!

0

Toplumun anladığı manada akıllanmak bir meziyet değildir, ortama uymaktır. Biri size “akıllandın mı?” diye sorduğunda, o muhtemelen size ortama uymayı kabul edip etmediğinizi soruyordur. 

Geçenlerde bir dost bana da “akıllandın mı?” diye sordu.

-Hayır, akıllanmadım, dedim, ama eğer akıllanmakta kastettiğin şey tecrübe kazanmak ise evet, tecrübe kazandım.

-İyi de dost, dedi, tecrübe kazanmakla akıllanmanın ne ilişkisi var?

-Akıllanmak olayların mantığını çözmektir, tecrübe kazanmak ise yaptığın hataları tekrar yapabileceğini bilince çıkarmaktır. 

-İyi de dost, dedi, bu tecrübenin bize ne yararı var?

-Şu yararı var; benzer hataları tekrar yapabileceğini bilince çıkarınca hata yaptığında eskisi gibi üzülmüyorsun.

-Yani hata yapabileceğimizi kabul ettiğimizde daha mı az üzüleceğiz?

-Evet, çünkü bekliyoruz.

-Bundan pek bir şey anlamadım!

-Tecrübe sana üzülmenin gereksiz olduğunu, bu hataları tekrar yapabileceğini öğretiyor, bu yetmiyor mu?

-Belki, ama hiç hatta yapmamayı tercih ederdim.

-İyi de o zaman nasıl öğrenecek, nasıl tecrübe kazanacaktın?

-Ama bu tecrübe hata yapmamı ve yaptığım hatalardan dolayı üzülmemi önlemiyor?

-Ama eğer hata yapmasaydın ve yaptığın hatalar için üzülmeseydin sevinmenin ve mutlu olmanın da nasıl bir şey olduğunu öğrenmeyecektin. Ve dahası, yaptığın hataları düzeltmeyi… Her şey birbirine bağlı, birini aradan çıkardığınızda diğeri de devre dışı kalıyor. Yani sen yaptığın hatalar sayesinde bu günkü kendinsin. Eğer bu kadar hata yapmasaydın bugünkü kendinde olamazdın. Hata yapmayı bıraktığın an doğru yapmayı da bırakmış olursun ki, bu mümkün değil, çünkü bir insanın hata yapmaması için ölü olması gerek.

-Nasıl olur dost, hata yapmayı bıraktığımda niye doğru yapmayı bırakmış oluyorum?

-Sanırım beni yanlış anladınız, insan bilerek hata yapmaz, bir şeyler yapar, yapmak zorundadır ve yapmak zorunda olduğu şeyi yapmaya karar verince hata yapar. Çünkü artık bir şey yapıyordur ve sıra yaptığı şeyin sonuçlarıyla yüzleşmeye gelmiştir. İnsan doğru yapıp yapmadığını yaptığı şeyin sonuçlarıyla yüzleşince anlar; zira doğru yapıp yapmadığını öğrenmesinin başka bir yolu yoktur. Ama netice ne olursa her netice tecrübe açısından bir kazanımdır ve her kazanım bir sonraki teşebbüste deneyimini konuşturacaktır.  

-Ama dost, hata yapmayı bırakanın doğru yapmayı da bıraktığını söylüyorsun?

– Elbette öyle söyledim, çünkü insanın hata yapmaması için nasıl bir şey yapmaması gerekiyorsa, doğru yapması içinde mutlaka bir şeyler yapması gerekir.

-Yani insanın mutlaka bir şeyler yapması mı gerekir?

-Ölü değil ise evet, yapmak zorundadır ve her yaptığında görece, ama mutlaka hata yapar. Bir tek ölülerin hata yapma şansları yoktur. 

-Dost, burada “görece” derken neyi kastediyorsunuz?

-Demek o ki, biz mutlak manada doğru yapma şartına bağlı değiliz.

-Dost, benim bu sözünden anladığım şey bizim mutlak manada hata yapma şartına bağlı olduğumuzdur!

-Haklısın, çünkü biz mutlak manada hata yapma şartına bağlıyız, tek tesellimiz tecrübe kazandıkça daha az hata yapıyor olduğumuzu sanmamız ve bununla daha katlanılabilir hatalar yapmaya doğru gittiğimize inanmamızdır. 

-Peki, bu hataların daha az zararlı olduklarını nereden biliyoruz, ya yarın veya öbür gün daha çok zararlı oldukları çıkarsa?

-Bu mümkündür, çünkü tecrübemiz güne dairdir, ötesi hakkında bir öngörümüz olsa da onun görüsüne sahip değiliz, yani ilerisini sınama, tecrübe etme şartına sahip değiliz. Biz ancak gördüğümüz veya duyumsadığımız şeyleri sınayabilir, haklarında bir şeyler konuşabiliriz. 

-Yani yaptığımız şeyin ilerde hata çıkması hep olası mıdır?

-Öyle, çünkü her doğru kendi zamanına göredir, onu farklı zamanlara teşmil etmemiz bize bir şeyler ifade etse de ifade zamana dairdir, doğrulanması ise yalnızca bir olasılıktır. Olasılığın tüm zamanlara teşmil edilmesinde bir mantık bileşeni var, ancak oda belirsizliğin diğer bir belirsizlikle ifade edilmesinden başka bir şey değildir. 

-Yani doğru evrensel değil midir?

-Hayır, doğrunun evrenselliği sözeldir, bu insan aklının ona böyle olması gerektiğini söylediği bir şeydir. Her doğru dönemsel bir kabuldür, gerisindeki kabulü yitirdiğinde bile pek ala doğru olmaktan çıkmakta, geçmiş bir dönemin kabulü olarak tarih sayfalarında kaybolmaya yüz tutabilmektedir. Geçmişimiz o nedenle sınanmış ve bir şekilde elenmiş doğrularla doludur.

Arkadaşım gevşemişti:

-Dostum, dedi, insanlar dostlarıyla bir araya geldiklerinde duymak istedikleri şeyleri duymak ister. Ben bugüne kadar senden ne duymak istediğim bir şeyi duydum ne de seninle huzur buldum. Artık niye hiç arkadaşın yok biliyorum!

İbrahim Yersiz 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here