Arzu

0

Arzunun ne olduğunu hiç düşündünüz mü? 

Gelin bugün hep birlikte bilinenden farklı olarak arzunun ne olduğuna bakalım. 

Çoğu insan şunu ya da bunu arzulamadığını düşünür, bu normal bir neticedir, çünkü o istenen kendi istediğine karşılık değildir. 

Ama arzusuz insan yoktur. 

Çünkü arzusuz biri ancak yaşama isteği olmayan biri olabilir. 

Fakat arzunun da bize açtığı iki kapı var; biri isteklerimizin gerisinden giderek kölesi olmak ve diğeri de bizzat o arzuyu bastırıp yöneterek onun efendisi olmak. 

Ancak arzunun efendisi olmak için de onu istemek gerek, o nedenle istemeyen birinin efendi olması da bir olasılık değildir, ama ölü olması o işin gerçekleşmesi için bir olasılıktır, çünkü hiçbir şey istemeyenin ancak ölü olması gerekir.   

Bilindiği gibi dünya istenir şeylerle doludur ve kimi şunu isterken, kimi de bunu ister, ama herkes illaki bir şeyler ister, çünkü yaşama gayesini o istediği şeylerden birinin üzerine inşa eder. 

Yaşama gayesi insanın kendisine bir hedef belirlemesi anlamına gelmektedir, bu aynı zamanda insanın bir hedefi yoksa yaşama gayesinin de olmadığı anlamına gelmektedir.  

Yaşama gayesinin hedefinde pek çok şey olmakla birlikte belirgin olanı mutlu olma arzusudur, çünkü diğer hedeflerin çoğunun amacı sizi zaten o mutluluğa taşımak içindir. 

İnsanların mutlu olmayı bırakıp hedeflerine kul-köle olmaları ise hırslarının getirdiği bir nihayettir ve sanırım bunun sebebi de çevrelerini dolduran insanların verdikleri mücadeleyle onlardan daha iyi sonuçlar almalarından ötürüdür.  

İnsanlar başkalarını neden kıskanır? 

Kuşkusuz bu doyurulmaya çalışılmasına rağmen yatışmayan o isteme güdüsünün bize verdiği bir sonuçtur, ancak bu doyurulmadığı için değil, doyurulmasına rağmen yatışmadığı içindir. 

İnsanı iki şey harekete getirir: biri tutku ve hırstır, diğeri de şefkat ve merhamettir; tutku ve hırs acı verir, şefkat ise merhametten geldiği için sizde bütün iyi olan her şeyi harekete getirir.  

Dolayısıyla tutku ve hırsınız siz farkında olmasanız da sizi hasta ederken, şefkat ve merhametiniz de sizi iyileştirir, çünkü iyiliğin gücü evrenseldir, tüm evreni iyi yönde harekete getirir, tutku ve hırsa ise şefkat ve merhametin aksine evrenin kötülüğünü harekete getirir, artık o kötü son ne kadar yakın bunu da o tutku ve hırsınızın durumu belirleyecektir. 

Bütün arzusuz olmak elbette sıradan bir insana göre değildir, yani normal bir insan arzusuzsa muhtemelen ya ölüdür ya da bilinçsizdir; ama ikisi de değil ise, muhtemelen tüm arzularını hizaya çekmiş, onlara bilinci üzerinden hiza veren biridir ki, öyle biri yüce biridir, çünkü öylesi pek az bulunur. 

Öylesinde sessizlik ve sükûnet vardır, çünkü artık tüm tutku, hırs ve arzularını susturmayı başarmış biridir.  

Onun sessizliği artık zihnin sessizliğidir, duymadığımızı duyar, duyduğumuzu ise istemediği sürece duymama yetisine sahiptir.  

Muhtemelen o artık bizim gibi arzusunu doyurmak için bir dürtü hissetmiyor, bir eyleme geçme gereği görmüyordur. 

Bana göre burada soracağınız en haklı soru şu olmalıdır: “Biz neden böyle hissetmiyoruz?” 

Çünkü siz her ne kadar iradenizle sosyal bir varlık olmayı başarmış olsanız da -ki sosyal bir varlık olmanın temel şartı bazı güdülerin bastırılmasından gelmektedir- sizi hala güdüleriniz yönetiyor, siz güdülerinizin sizi harekete getirdiği bir türsünüz, tüm anlamlarınız arzularınız üzerinden şekillenmiş size bildiğiniz hayatın anlamını vermiştir. 

Yani sizdeki tüm anlamlar arzularınızın baskın iktileri sonucu var olmuş birer değerdir, siz onlara ulaşınca mutlu olacağınızı düşünüyor ve tüm çabanızı onlara ulaşmak için veriyorsunuz. 

Velev ki bir şeylerin yanlış olduğunun veya yanlış gittiğinin farkına varsanız bile çevrenizde herkesin aynı şeyi yapıyor olması size güven veriyor, çünkü en azından yalnız olmadığınızı görüyorsunuz.  

Ancak bunu görmeniz ve birilerin yanlışınıza ortak olması sizi haklı yapmıyor. 

Dahası, bu arzuyu hissetmenizde dair temel bir kanıta sahipsiniz, çünkü onu isteyen ve istediğini elde ettikçe mutluluk duyan bir bedene sahipsiniz.  

Yani kelimenin en yalın ifadesiyle arzularınızın nedeni bedeninizin onu istiyor olmasındandır.  

Ama bunu diğer bir şekilde ifade ettiğimizde ise, bu bedensel dürtülerinizin sizi yönettiği, anlamı o şekilde onun size öğrettiği anlamına gelmektedir.  

Artık seçim sizin, ister dürtülerinizin sizi götüreceği yere gidiniz, ister aklınızın. 

Akıl sizi gerektiği gibi yaşamaya götürüyor, dürtüleriniz ise istediğiniz gibi… 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here