Asalet Eğitimi

0

Hani, deveye sormuşlar: “Neden boynun eğri?”. “Nerem doğru ki?” diye cevap vermiş deve.

Eğitimde istenen ivmenin yakalanamadığından, yarınları omuzlayacak bir neslin yetiştirilemediğinden bahsediliyor, bu alanda yapılanlara bakıyorum, “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?” demekten kendimi alamıyorum.

İstekli olmak, hevesli olmak yetmiyor bir konuda başarıyı yakalamak için. Samimiyet, devamlılık, işi bilenlerle yol arkadaşlığı, sürdürülebilirlik; menzil-i maksuda ulaşmanın temel taşları.

Kaotik bir ortamda bulunuyoruz. Kimin ne istediği belli değil. Bütün enstrümanların akortları bozulmuş, tınıları farklı. Sazlardan çıkan ses, bir musiki icrası değil, neye niçin bağırdığını bilmeyenlerin gürültüsü.

X, y, z neslinden bahsediliyor. Bu neslin tercihlerine, değerlerine bakıyorum, beni rahatsız eden şu gerçekleri tespit ediyorum: Derinlikten yoksun düşünceler, samimiyetini kaybetmiş ve çıkara dayalı ilişkiler, olaylar karşısında omurgasızlık örneği sayılacak davranışlar, gittikçe bozulan lisan, adına özgürlük denen sorumsuz yaşam, hesapsız harcamalar…

Bu nesil “gassal elinde meyyit” olduklarının farkında bile değil. Gassalın adı, sosyal medya, sloganlaşmış absürt sözler. Şairin dediği gibi: “Böyle gecenin hayr umulur mu seherinden?”

Marx’ın “Din, halkın afyonudur.” sözünü haklı çıkaracak, hurafelerle dolu dini düşünce ve hayat, müreffeh bir dünya için gerekli olan ticaret, sorunları çözüp huzuru teminle mükellef siyaset; kokuşmuşluk, çürümüşlük kelimeleriyle izahını bulabiliyor.

Son nesil gençlerin, belki de, sığ sözcük hazinelerinde yer almayan; ancak beşere insan olma erdemi kazandıran “asalet” temelli bir algı iklimine, medeniyet inşasına, bu medeniyetin yol haritasının çizimine acilen ihtiyaç var.

Eğitimde, neredeyse, çeyrek asırdır “değerler eğitimi”nden söz ediliyor. Bu eğitimde ne veriliyor, bilmiyorum. Verilenler, öğretilenler yetmemiş olacak ki, şimdi değerlerden yoksun bir neslin varlığından yakınılıyor. “Dindar bir nesil yetiştireceğiz.” dendiğinde bu söylemin ve hedefin sıkıntılı olduğunu o tarihlerde yakın çevremde dillendirmiştim. Doğru olan; insani değerleri olgunlaşmış, tutarlılık kazanmış, hayat ilkesi haline gelmiş “asil nesil” yetiştirmektir. Dindarlık, bir hedef değil, olsa olsa asaletin bir zeminidir. Asilliğin içinde; değerbilirlik, vefa, fedakârlık, güvenilirlik, süfli değerlerin tutsaklığından kurtulmuş olma, hakkaniyete saygı, sevgi, adalet, yardımseverlik gibi yüksek değerler kendiliğinden vardır. Asalet, bizi erdemli şahsiyet yapan bütün değerlerin bileşkesidir.

Asalet; anlatılmaz, yaşanır. Bir duruşun adıdır, asalet; bedel ödenerek kazanılan karakterdir.

İki delikanlı, bir adamı Hz. Ömer’e getirirler. “Ya Ömer! Bu adam bizim babamızı öldürdü kısas isteriz” derler.

Mahkeme kurulur adama son isteği sorulur.

Adam: “Eşimi ve çocuklarımı üç günlük yolda bıraktım, benden haber bekliyorlar. Müsaade edin onlar ile helalleşeyim” der.

Hz. Ömer: “İdam kararın verildi. Sen üç günlük yola gitmek için izin istiyorsun. Nasıl güvenelim sana?” diye sorar.

Adam: İsra suresindeki “Söz verenler verdikleri sözden mükelleftir. Yarın mahşerde hesaba çekilecektir.” ayetiyle cevap verir.

Hz. Ömer, adama, yerine bir kefil bırakabileceğini, geri gelmemesi halinde onun idam edileceğini söyler. Adam oradaki kalabalığa, “Kefil olacak olan var mı?” diye sorar. Kalabalıkta ses yoktur. En arkadan biri elini kaldırır ve  “Ben olurum Ya Ömer” der.
Bakarlar ki bu kişi Hz. Ebu Zer’dir. Herkes şaşkın. “Ya Ebu Zer! Neye kefil olduğunu biliyorsun değil mi?” der Hz. Ömer. “Bırakın gitsin adam, ben kefilim” der yine Ebu Zer.
Adam biner atına uzaklaşır. Üç gün herkes adamı konuşur, gelecek mi gelmeyecek mi? Mescitte bile gündem olur. Akşam namazına yakın gelir. Hz. Ömer’in, “Be adam neden geldin?” sorusuna adam, “Müslümanlar söz verip de sözlerini tutmuyorlar, demesinler diye geldim.” der. Ölen adamın çocukları söz ister kısas hakkından vazgeçtiklerini söylerler. Hz Ömer: “Neden affediyorsunuz babanızı öldüren bu adamı?” diye sorar. Çocuklar: “Müslümanların arasında merhamet yok oldu, denmesin istiyoruz.” derler. Bu defa Ebu Zer’e dönüp; “Sen bu adamın neyine, nasıl inandın da kefil oldun?” diye sorar. Ebu Zer; “Ya Ömer demesinler ki Müslümanların arasında güven kaybolmuş; onun için kefil oldum.” der.

Kendisine güvenilen, sözünde duran, merhamet duygusuna sahip insan ve bu insanların inşa ettiği toplum asildir. Asil kişileri ve toplumu yetiştirmek kolay değildir; zaman ister, bedel ister, emek ister, yaşanmışlık ister.

Ne x, ne y, ne z kuşağı… İnsanlığı bu çıkmaz sokaktan, huzursuzluktan, kaostan “Asalet, karakterimdir.” diyenler kurtarabilir. Yaşanmış, güzel örnekler, kılavuzumuz olmalı. Yeter ki istensin, her devrin “Ebu Zer”i mutlaka olacaktır. “İrfan medeniyeti” denen kızıl elmaya ancak böyle ulaşılabilir.

O “kızıl elma” ülkesinde develer “Neden boynun eğri?” diye soranlara, sizce “Nerem doğru ki?” diye mi cevap verir?

kadir@kadirdurgun.com

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here