Asker odaklı politikalarla diplomasi felç oldu.. Türkiye husumet ittifakıyla karşı karşıya

0

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Dışişleri ve Güvenlik Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Emekli Büyükelçi Abdurrahman Bilgiç, Türkiye’nin baştanbaşa bir siyasi revizyonla bu savrulmadan kurtulması ve kendine gelmesinin aciliyet kazandığını söyledi.

Türkiye’nin asker odaklı politikalarla ve diplomasisi felç olmuş bir yapıda biraz da kendi tercih ve adımlarıyla oluşturduğu husumet ittifakıyla karşı karşıya olduğunu belirten Bilgiç, “Türkiye’nin insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi alanlarında evrensel ilke ve değerlerden uzaklaşması, hamaset bir yana bırakılırsa öz kültür ve değerleriyle de bağdaşmayan bir yöne doğru savrulması, uluslararası arenada imajını ve saygınlığını çok zedelemiş durumda.” ifadelerini kullandı.

Ocakmedya‘ya dış politikadaki gelişmeleri değerlendiren Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Başkanı Abdurrahman Bilgiç, şunları söyledi: “Bölgemizde meydana gelen en önemli gelişmelerden birisi de ABD’nin önayak olmasıyla BAE ve Bahreyn’in, İsrail ile diplomatik ilişki kurmaları ve siyasi, ekonomik ve güvenlik alanında kapsamlı işbirliğine yönelmeleri, kuşkusuz.

Anlaşmaların içeriğinde Orta Doğu Stratejik Gündemi de var. Diğer Arap ülkeleri genelde ya sessiz ya da bu yönde mütevazı bazı adımlar atmaya başladılar. Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın normalleşmeden yana olduğu bir sır değil. Kraliyet ailesi içinde tartışmalar olduğu basına sızıyor. Belki de kamuoylarını bu yönde atacakları adım için hazırlıyorlar. Fas, doğrudan hava yolu seferleri başlattı.

Filistin çok tepkili. BAE’nin, İsrail’in Filistin’i ilhak planını geçici olarak da askıya aldırmayı başardığını söylemesi, ayıbını bununla örtme çabası olarak görülüyor ve reddediliyor, Filistin tarafında. Filistin dışında, bir tek Türkiye ve İran tepki gösteriyor. Aslında, Filistin topraklarının işgalinin ve bunun sonucu olan vahim insani durumun sona ermesi barışın en temel gereği olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde, 1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devletinin kurulması için, konunun tüm taraflarıyla diyalog halinde azami gayret göstermemiz icap ediyor. ABD’nin Kudüs ve İsrail yerleşimleri ile ilgili politikalarını değiştirmesinde ısrarlı olmamız gerekiyor.

Hal böyleyken, mevcut iktidar, BAE’yi ve Bahreyn’i Filistin davasına ihanetle suçlama yönünde etkisiz ve tutarsız ‘şiddetle kınama’ açıklamaları yapmaktan öteye gidemiyor. Etkisiz çünkü dünyada, Avrupa’da ve bölgesinde yalnız; asker odaklı politikalarla ve diplomasisi felç olmuş bir yapıda biraz da kendi tercih ve adımlarıyla oluşturduğu husumet ittifakıyla karşı karşıya. Bu yüzden ‘kendisi himmete muhtaç bir dede, nerede kaldı Filistin’e yardım ede’ konumunda.

Yani, Filistin’in derdine derman olabilecek konumdan çok uzakta. Tutarsızlığa gelince, 70 yıldır diplomatik ilişkiler sürdürdüğü İsrail ile günde 15 THY seferi yaparken ve ticareti yoğun bir biçimde sürdürürken, başkaları bu yola giriyor diye kınıyor. İran da şiddetli tepki gösteriyor ama böyle bir tutarsızlık içerisinde değil…

Diğer taraftan, varoluş nedeni İsrail olan Arap Ligi artık İsrail’i değil Türkiye’yi ortak tehdit olarak görüyor. BAE, İran ile ilişkilerini geliştirmek isterken, Türkiye’ye yönelik böyle bir arayışta dahi olmuyor. Katar iki devletli çözüm olduğu takdirde İsrail ile normalleşmeden yana olduğunu açıklamış durumda.

Türkiye’nin insan hakları, hukukun üstünlüğü ve demokrasi alanlarında evrensel ilke ve değerlerden uzaklaşması, hamaset bir yana bırakılırsa öz kültür ve değerleriyle de bağdaşmayan bir yöne doğru savrulması, uluslararası arenada imajını ve saygınlığını çok zedelemiş durumda. İç politika mülahazalarıyla kullanılan kavgacı dil, toplumu kutuplaştırma siyaseti, ekonominin kötü yönetilmesi, liyakatin yerini dar sadakat anlayışının alması, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekememe gibi aralarında sebep sonuç ilişkisi bulunan etmenlerle ülkemiz güçsüzleşmiş durumda.

Tam da bu durumdayken, ana ve çıkış stratejilerinden yoksun karmaşık vekalet savaşlarında yer alıyoruz ve yakın büyük savaş tehlikeleriyle yüz yüze bulunuyoruz. Öngörüsüz ve öngörülebilir olmaktan uzak, tipiye maruz kalmış yolcu gibi yol almaya çalışıyoruz. Türkiye’nin baştanbaşa bir siyasi revizyonla bu savrulmadan kurtulması ve kendine gelmesi aciliyet kazandı. İlişkilerini onarması ve kendi evine çekidüzen vermesinin zamanı çoktan geldi, geçiyor.

Türkiye’nin, ancak bunları yaptıktan sonra sözü dinlenir, etki doğurur ve sonuç odaklı adımlar atması mümkün hale gelir. Bölge barışına, istikrarına ve refahına katkısının yolu açılır. Yoksa yüksek perdeden, kuru, faydasız ve sonuçsuz Filistin edebiyatıyla ne bölge barışına ne de Filistinlilere bir katkımız olabilir. Dileğimiz ve çağrımız gerçekçi, özenli ve ağırbaşlı dış politika anlayışının güncel gelişmeler ışığında hakim kılınmasıdır.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here