Asr-ı Saadet’te Dünyevileşme Eğilimleri

0

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Allah’a hamd, Resulüne salat, selam olsun.

Asr-ı Saadet’te Dünyevileşme Eğilimleri

İnsanlığın fıtratlarında var olan dünyevileşme eğilimleri her zaman her yerde vardır.

Asrı saadette de dünyevileşme eğilimleri görülmüştür.

Yaşadığımız şu zamanda olduğu gibi bundan sonra da olacaktır.

Kerim olan Kitabımız Kur’an’da, Cuma sûresinin 11. ayeti dünyevileşme eğilimi ile ilgilidir.

Şöyleki;

Medine’de açlık ve pahalılığın hüküm sürdüğü kuraklık yıllarından biridir.

Dıhye bin Halife el-Kelbî, müslüman olmadan önce Şam’dan yola çıkardığı bir ticaret kervanıyla Medine’ye girdi.

Medine’liler âdetleri olduğu üzere kervanı defler ve ziller çalarak karşıladılar.

Peygamberimiz tam o esnada mescidde Cuma hutbesi veriyordu.

Erkek ve bir miktar kadın cemaatin dışında tüm cemaat, Peygamber’in hutbesini terkedip kervana doğru koştu. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu.

Bir ticaret ya da eğlence gördüklerinde dağılıp ona koşuştular ve seni ayakta bıraktılar.

De ki: ‘Allah katında bulunan, eğlenceden de, ticaretten de daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cum’a, 62/ 11)

Hz. Nebî de bu durum üzerine şöyle buyurdu:

Eğer mescidde kimse kalmasaydı, şu vâdiyi ateş seli kaplardı.” Diğer bir rivâyette: “müslümanların üzerine taş yağardı.” (Buhârî, Tefsir 61; Müslim, Cuma/11, Tirmizî, Tefsir 62). 

Başka bir ayet-i kerime’de de;

“…Ama insanlardan öyleleri vardır ki, (Allah’ı anıp dua ederken) ‘Ey rabbimiz! Bize bu dünyada ver’ derler” (Bakara, 2/200) meâlindeki ayette, bu şekilde dua edenlerin, iyi-kötü ayırımı yapmadan sadece “Bize dünyada ver” dedikleri bildirilmiş, fakat ne istedikleri belirtilmemiştir.

Sadece dünyayı isteyen kimse, dünyevileşmiş, dünyanın kulu kölesi olmuş demektir.

Bu sebeple de o kişi için dünyaya ait her şey iyi demektir.

Böyleleri yalnız dünyayı istedikleri için âhiretle ilgili amelleri ihmal ederler, bu yüzden de “Böyle bir kimsenin âhiretten hiç nasibi yoktur” (Bakara, 2/200) buyurulmuştur. 

Ayrıca, Uhud savaşında okçuların yerlerini terketmesi de dünyevileşme  eğilimi ile alakalıdır.

Şöyle ki; Uhud’da, okçular tepesine peygamberimiz tarafından yerleştirilen askerlerin;

Resülullahın, “benden haber gelmeden buradan asla ayrılmayacaksınız” emrine rağmen, ganimet toplamak üzere görev yerlerini erken terk etmeleri ve şavaşın müslümanların aleyhine dönmesine sebep olmalarının temelinde yine dünyevileşme eğilimi vardır.

Dünyevileşme eğilimleri konusunda,  Kur’an-ı Kerim inananları ikaz eder.

Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız Allah’ı anmaktan sizi alıkoymasın. Böyle yapanlar, en büyük zarara uğrayanların tâ kendisidir” (Münafikun, 63/9)

İnsanı Allah’ı zikirden alıkoyan mânilerin, mallara tutku ve evlatlara düşkünlük, dünyevileşme eğilimleridir. Bu sebeple Yüce Rabbimiz bu hususta dikkatli davranmamızı istemektedir.

Nitekim, “Kadınlara, oğullara, yüklerle altın ve gümüş yığınlarına, iyi cins salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere olan düşkünlük isteği insanlara câzip gösterildi” (Âl-i İmran 3/14) “Mal ve oğullar dünya hayatının zînetidir. Asıl kalıcı olan sâlih ameller ise Rabbinin katında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de ümit bağlamaya daha layıktır” (Kehf 18/46) ayetlerinde mal ve evlatların insanlar için câzibesine;

“İyi bilin ki, mallarınız ve evlatlarınız sizin için ancak birer imtihan sebebidir…” (Enfâl, 8/28)  ayetinde de bunların gaye değil, imtihan vesilesi kılındığına dikkat çekilmektedir.

Şunu belirtmek gerekir ki, yukarıdaki ayetlerde, mü’minlerden istenen, ticâretle, malla mülkle, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmamak, evlat ve aileleriyle ilgilenmemek değildir.

Hayatın tabii akışı içerisinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve mesuliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye yol açacak bir sapmaya neden olmamasıdır.

Peygamber Efendimiz’in (sav) dünyevileşme eğilimlerine karşı  ikazları vardır.

Daha önceki “Dünyevileşmek” yazımızda beyan edildiği üzere, Peygamber efendimiz(sav) Bahreyn halkıyla savaş yapmadan bir barış antlaşması imzalamış ve Bahreyn’den alınan cizye vergisini Medine’ye getirmek için de “ümmetinin emini” olarak nitelendirdiği Ebû Ubeyde b. Cerrâh’ı göndermişti.

Günlerce süren yolculuktan sonra nihayet Ebû Ubeyde cizye malları ile birlikte bir sabah, namaz vakti Medine’ye ulaşmıştı.

Peygamber Efendimizin arkasında kılınan sabah namazının ardından, Ebû Ubeyde’nin Bahreyn’den yüklü miktarda bir mal ile döndüğü haberi yayılıverdi kısa sürede. Sahâbe hemen onun yanında toplanarak neler getirdiğini sormaya başladılar.

Bu arada Allah Resûlü de mescitten çıkıyordu. Dışarıda Ebû Ubeyde’yi ve etrafında toplananları gördü. Ebû Ubeyde’nin yanında oluşan kalabalığın, onun Bahreyn’den getirdiği mallar nedeniyle toplandığını fark etmişti.

Resûlullah, sahâbîleri bu hâlde görünce gülümsedi ve onlara, “Öyle sanıyorum ki siz, Ebû Ubeyde’nin pek çok şey getirdiğini duydunuz!” buyurdu. Onlar da, “Evet, ey Allah’ın Resûlü!” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:

Sevinin ve sizi sevindirecek nimetleri bekleyin! Vallahi (bundan sonra) sizin için fakirlikten korkmam. Ancak ben sizden önceki ümmetlerin önüne dünya (nimetleri)nın yayıldığı gibi sizin önünüze de yayılıp onların o dünya (nimetleri) için yanıp tutuştukları gibi sizin de yanıp tutuşmanızdan ve bunun onları helâk ettiği gibi sizleri de helâk etmesinden korkarım.” (Buhârî, Meğâzî, 12).

Başka bir vesileyle söylediği bir hadisinde de; ‘‘Dünya tatlı, göz kamaştırıcı ve çekicidir. Allah onu sizin kullanmanıza verecek ve nasıl davranacağınıza bakacaktır. Dünyaya aldanmaktan/dünyevileşmekten sakının…’’ (Tirmizî, Deavât 9) buyurarak dünyanın çarpıcılığına aldanmaktan, dünyevileşmekten sakındırmaktadır.

Dünyevileşme karşısında müslümanın tavrı ne olmalı?

Dünya ve dünyevileşme karşısında müslümanın tavrı ve bu konuya bakış açısı, Bakara sûresi, 201. ayetinde beyan edilmektedir.

وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْاٰخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ

“Onlardan (dünyevileşmemiş olanlardan); “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru” diyenler de vardır” (Bakara, 2/201) buyurulur.

Allah’tan doğru dilekte bulunanlar ve dolayısıyla dünya-ahiret dengesini kuranlardır.

Hem bu dünyanın iyiliklerini hem de öteki dünyanın, ahiretin iyiliklerini isterler.

İşte bu anlayış müslümanın hayata/dünya ve ahirete bakış açısıdır.

Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber’in dua ederken en çok bu âyetin “Rabbenâ âtinâ…” bölümünü okuduğunu (Buhârî, “Daavât”, 55) ve okunmasını tavsiye ettiğini (Müslim, “Zikir”, 23) belirtir.

Vesselam.

Kaynak:

D.İ.B, Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 318-319.

D.İ.B. Hadislerle İslam III Dünyevîleşme ve Tamahkârlık, s,634.

Kur’an Kavramları, Ahmet KALKAN, Dünya Hayatı ve Dünyevileşme,mad, s,989.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here