Ateistler ve inanmayanlar Kuran’ı daha mı iyi anlıyorlar?

6

‘Ateistler ve inanmayanlar Kuran’ı nasıl daha iyi anlayabilirler ki’ diyenleriniz olacaktır biliyorum. Çünkü zaten inanmıyorlar, inanmayan bir kişi Allah’ın ayetlerini içeren Kuran’ı nasıl daha iyi anlar?

Kendi pencerenizden bakınca bir bakıma haklı olabilirsiniz.

İnsan inanmadığı bir şeyi neden ve nasıl daha iyi anlasın öyle değil mi?

Türkçe ibadet ve mealinin Kuran gibi okunması ilgili konuların gündem olduğu şu günlerde bu konu çok önemli diye düşünüyorum.

Konuyla ilgili olarak Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan da bir açıklama yapıldı.

‘Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim, Arapça olarak indirilmiştir (Yusuf, 12/2; Zuhruf, 43/3). Kur’an-ı Kerim, hem lafzı hem manası ile Kur’an’dır. İndirildiği lafızların dışında, Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk’ın kelâmı değil, mütercimin ondan anladığı manadır. Bu itibarla bu lafızlardan anlaşılan ve başka lafızlarla ifade edilen mana Kur’an değildir. Kur’an lafzı ve manasıyla mucizedir. Kur’an’ın Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, lafızlarının da Kur’an kavramının içeriğine dâhil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır…’

Diyanet konuyla ilgili açıklamasında ezanın, Kuran’ın Türkçe olarak okunup, tilavet edilemeyeceğini beyan etti.

Konuyu tarafların güç yarışına sokmadan açıklamaya çalışalım isterim.

Diyanet ve Diyanet gibi düşünenler açık ayet sebebiyle bunun olamayacağını açıklıyorlar.

Ve kullandıkları kelime de ‘tilavet’.

Tilavet ve okumak manasındaki ‘kıraat’ farklıdır.

Kuran okunur ama Kuran tilaveti ise daha kapsamlı bir durumdur. Tilavet kıraattır ama kıraat tilavet değildir.

Tilavet, ayetin okunması ve sonrasında anlaşılmasıdır. Beynin anlamına vakıf olması ve beyin süzgecinden geçirerek ‘bilgi’ olarak kaydetmesidir.

Bugün Müslümanlar Kuran’ı sadece kıraat ediyorlar, yani sadece okuyorlar.

Ve hatta ‘hatimcilik’ furyası sebebiyle de okuduklarını algılamadan sadece hatim etmiş olmak için okuyorlar.

Kuran’ın anlaşılması için o dile vakıf olmak gerekir.

Yani Arapçayı bilmek. Sadece günlük ve bugünün Arapçası değil, fasih Arapça dediğimiz İlmi Arapçanın bilinmesi. Buna ilave olarak ayetin geldiği zamanı ve hangi olay sebebiyle geldiğini de (Nüzul sebebi) bilmek gerek.

İslam tarihi, Hz. Peygamberin hayatı, Arap toplumunun ve o zamanki toplum yapısının nasıl olduğunun da bilinmesi gibi konuları hadi düşünmeyelim ya da şart koşmayalım.

Çevrenizdeki Kuran okuyan Müslümanlara da bir sorun, bakalım kaç tanesi Kuran’ın mealini okumuştur?

Müslümanlar Kuran’ı daha sevap diye sadece Arapça olarak okurlar, peki ne dediğini bilirler mi?

‘Sevap işte hocam, neden bu kadar irdeliyorsun’ diyenler çok.

Ben irdelemiyorum.

Allah, ilk ayetlerden başlayarak böyle diyor. Daha iyi anlamak isterseniz Alak suresinden okumaya başlayabilirsiniz.

Peki neden Müslümanlar tam olarak anlayamazlar?
Aslında sorunun cevabının ilk aşamasını ifade ettim.

Türkçe anlayanların Arapçayı anlamaması.

İkinci konu da ‘irdelemeden’ okumaları.

Ne demek istiyorum.

Bir Müslüman Kuran’ı okurken anlamak için değil, sevap kazanmak için okur. İrdeleme konusuna hiç gelemez.

İrdelemek, doğru-yanlış bağlamında ‘acaba öyle mi?’ sorgulamasıyla bakmak.

Böyle bakınca da anlatılana vakıf olur.

Bırakın kutsal metin olan ayetleri sıradan bir yazıyı ele alalım.

Yazan kişi doğru mu, yanlış mı ifade ediyor, penceresinden bakarak okuduğunuzda konuya daha fazla vakıf olursunuz. Çünkü ‘acaba’larla okuyup, akıl süzgecinden geçiriyorsunuzdur.

Böylece beyniniz iyi olanı da, kötü olanı da hakettiği ölçüde anlar ve kaydeder.

Sonradan Müslüman olanların daha güçlü hissetmelerinin sebebi de budur. Çünkü arayış içindedirler ve ‘acaba’larla okurlar.

Müslümanlar Kuran’ı da, İslami eserleri de, hadisleri de ‘acaba’larla yani sorgulamacı zihinlerle okumazlar, çünkü onlar için zaten kabul edilip tasdiklenecek metinlerdir.

Ama Ateist ve inanmayan birisi farklı şekilde okur. Zihnindeki ‘acaba’ları çalıştırır, kabul ya da itiraz mekanizması çalışmaya başlar ve ‘anlamak’ için okur.

Bu yüzden diyorum, Ateistler ve inanmayanlar Kuran’ı ve dini metinleri çok daha iyi algılayıp, anlarlar.

Kabul edip-etmemeleri kendilerine kalmış ama mesele anlamak için okumaksa, onlar anlamak için okudukları için Allah’ın ‘anlamak için oku’ emrini yerine getirmiş olurlar.

Belki de bu yüzden bile Allah onları affeder.

Kim bilir öyle değil?

Öyle ya Müslümanlar Allah’dan daha mı iyi bilecekler…

Sevgi ve Bilgiyle kalın.

(Not: Bütün Hristiyan vatandaşlarımızın Noel Bayramı’nı kutluyorum)

6 YORUMLAR

  1. Çok iyi arapça bilen bir ateist anlamak için okursa meale bakmadan da Kur-an’ı aslından okuyarak anlayabilir. ama arapça bilmeyen bir müslüman Kur-an’ı anlamak için tefsir okumak zorundadır.

    arapça bilmeyen müslümanların meal okumalarının ayetler arasındaki bağlamı kuramıyacakları ve mealin arapça anlam zenginliğini karşılayamadığı için faydadan çok zararlı olduğunu söyleyenler de var. bu görüşte olanlar meal yerine tefsir okumayı tavsiye ediyorlar.

  2. Sn Eskicioğlu “Kuran’ın anlaşılması için o dile vakıf olmak gerekir” diyorsunuz. Yani Arapçaya vakıf olmak gerekir diyorsunuz kanımca. Bence bu doğru değil, nereden bu kanaata varabildiniz? Arapça’ya vakıf olmak Kur’anı anlamak için bir şart olabilir mi? yapmayın yahu! Şüphesiz, Arapça’ya Kuran’ın nazil olduğu bir dil olarak saygımız vardır. Başka dillerin yanısıra Arapça bilmek de önemlidir. Ancak, Kuran’ı anlamak konusunda gereklilik iddiası varsa bunun Kuran’da hangi ayetlerlerden kaynaklandığını yazın, görelim hak verelim. Bilmiyorsak bilgi sahibi olalım….

    Hele bu çağda, tercümelerin mealllerin yan yana bolca olduğu internet döneminde her meraklı insan anlamı konusunda yeterince bilgilere ulaşabilir. Bu yetmiyorsa işin uzmanlarını bu dönemde araştırıp bulmak ve doğru bilgilere ulaşmak internet üzerinden çok kolay. Arapçaya vakıf olup ta okuduğunu anlamayan veya, anlamak istemeyenlere ne demeli? Ayrıca “acaba” kelimesini çok kullanmışsınız. “Acaba” merak ile ilişkili anlamda olduğu kadar “şüphe” ile de ilişkili içeriğe de sahip bir kelime. Önyargılı bir şekilde şüphe ile
    okuyan biri Kuran’dan pek bir şey anlamaz. Ateist de anlamaz. Çünkü o kişi okurken pek objektif kalamaz. Kuran’ı anlamak akıl ve iman birliğini gerektirir. Her ikisinin rehberliğine önem veren kişi Arapça bilse de bilmese de Kuran’ı okur ve yeterince anlar. Yüzde yüz anlaması zaten gerekmez. Bırakın Kuran’ı, pek çok kişi eşyanın tabiatını içeren pek çok kitabı da okusa da anlayamayabilir. Bunun için kitabı orijinal dilinde veya tercümesinden okumasının da pek bir önemi yoktur.

  3. Dinciler (dini çıkarı için kullananlar, dinden nemalananlar) ve Diyanet kendi içlerinde (yararları bakımından) doğru, konunun aslı açısından yanlış düşünmektedirler. Allah rabbül arabül (Arapların Allah’ı) değil, rabbül alemindir (Tüm alemin Allah’ıdır). Hem ilk emri “oku” dur diye övüneceksin, hem okunmasına karşı çıkacaksın. Kuran müzik notası değildir, dinciler ve Dinayet adeta adeta müzik notası gibi okunmasını ister gibilerdir. Eski, yeni, adlarının başında prof. din alimi yazanlar ne derlerse desinler herkes bilmeli ki; Tanrı, Kuran’ı okuyunuz, anlayınız, ona göre hareket ediniz diye göndermiş olmalıdır. Kuran Arapça geldi diye Arapça’nın başka dillere hiç bir üstünlüğü yoktur. Zor anlaşılabilir ama anlaşılamaz, hele Kuran anlaşılamaz demek saçmalamaktır. Değil 1400 yıl önce, 14000 yıl önce kayalara yazılan yazılar, yapılan resimler anlaşılabiliyorsa elbette Kuran da anlaşılacaktır, anlaşılıyor da. İster Diyanet’in, ister Elmalı’lının, ister Süleyman Ateş’in, ister Yaşar Nuri Öztürk’ün veya adını şimdi sayamayacağım bir sürü meal var. Hemen hepsi aralarında çok farklar olmadan Kuran’ı Türkçeleştirmişler. Okuyanlar anlayabiliyor. O anlaşılmaz diyenler anlaşılmayan neresi var, hangi sure, hangi ayet dediğimizde yanıt veremiyorlar. Kuran bulmaca değildir, gizli saklı anlamlar taşıdığı yalandır. İşin doğrusu her insan, dili ne olursa olsun, okumalı, anlamalı kafasına yatıyorsa ona göre hareketlerini düzenlemelidir. Tefsir değil meal okunmalıdır. Kerameti kendilerinden menkul binlerce dincinin kafalarına göre yaptıkları yorumlardan arınmış şekilde mealler okunmalıdır. Tefsirciler benden daha mı akıllı ki okuduğumu benden iyi anlıyorlar? Hadis midir, temenni midir bilemeyeceğim ama benimsediğim deyimler var; “Alimlerin, düşünenlerin kaleminden akan mürekkep şehit kanı kadar değerlidir” “Kuran’ı ve Allah’ı düşünerek geçen zaman ibadetle geçen zamana eşdeğerdir” Anlamını bilmediğimiz yabancı bir şarkıdan hoşlanabiliriz. Kuran’ı Arapça dinlemekten keyif alabiliriz. Buna karşı çıkılmaz. Ama Kuran’da ne anlatıldığını bilmeden yalnızca dinlemek ve bunu önermek yanlıştır.
    “…Bir Müslüman Kuran’ı okurken anlamak için değil, sevap kazanmak için okur. İrdeleme konusuna hiç gelemez….” İşte davulun dum dediği nokta; bu kökten yanlış, onaylanamaz bir davranış biçimi olmasına karşın nedense tüm dinciler bunu onaylar, kutsar, böyle olmasını önerir. Ne denildiğini anlamadan okunan ve dinlenen Kuran’ın kimseye yararı yoktur, olamaz. Olmadığı için “Müslümanım” deyip her haltı işleyen insanların sayısı bu kadar çok. Okusa, anlasa belki davranışlarını olumlu yönde düzeltebilirlerdi.
    Yazarı son bölümdeki saptamaları için kutlamak gerek. Bazı satırlarının altını çize çize Kuran okunmuş, anlamaya çalışmış ama o güne kadar hiç ibadet etmemiş birisi, eminim Kuran’ı anlamadan okuyan, dinleyen, camiden çıkmayan birinden daha çok ödülü hak etmiştir; (Belki de bu yüzden bile Allah onları affeder.) den de öte.

  4. Asgeri ücreti konuşmayı çok mu seviyoruz? miktarı değil bu birimden alanların sayısı, tavan ücret alanların sayısı yetmiyor mu?
    Herkesin ortalama gelir seviyesini bilsek! Yetmez mi?
    Birşeye “inanmamak için” onu bayaa! İyi biliyor olmak gerekmez mi?
    Bayaa iyi bildiğin bir şeyi doğru şekilde insanlara sunmak yerine, arkanı dön ve çık, istenmiyor musun artık?
    Belki de birileri senin iyi bildiğin şeyi kendi menfaatine göre bayaa bi kullanır, bilmeyenlerin cahilliğinden faydalanır.
    Seninde içinde yaşadığın güzel ülkenin insanlarının huzurlu, bilgili yaşaması seni mutlu etmez mi?
    Belki birgün: “bugünkü program x ayetin Türkçe meali ile başlayacaktır, muhterem hocamız y kişiden dinleyeceğiz”.
    Başka bir programda “x suresi y hafız tarafından okunacaktır”.
    Veya “x suresinin meal ve tefsiri y kişilerce (kısır tartışmalar yerine) konusulacak anlam ve manası, günümüzde tam ve doğru uygulanıyor mu müzakere edilecektir”.
    Örneğin haram helal, günah sevap, şirk, yalan, talan, iftira, şer, dürüstlük ve benzeri kelimeler ne anlatır? Ya da,
    O şöyle okunsun bu böyle anlatılsın, oturularak olsun yürürken olmasın gibi şekilcilikle nereye kadar?
    Kur’anın arapça okunması, Türkçe meali, tefsiri, peygamberin hayatı/yaşamı, belki sahabiler, belki hadisler ve daha neler neler bunları ayrı ayrı dersler halinde sen kendi Müslüman toplumuna çocuğuna öğretemez, eğitim veremezsen,
    Biri gelir ahlakıda, dinide, ateistligide kendi isine geldiği gibi sana belletir!

  5. Değerli Hocam, ben ateistlerin Kuran ı anlamak için okuduklarına inanmıyorum.Belki istisnaları vardır. Esasında Allah ı inkar etmek büyük bir cüret. Bana göre olay insanın nefsinde düğümleniyor. Günaha giren insan önce bunun üzüntüsünü kendi vicdanında yaşıyor. Eğer nefsini dizginleyemeyip kendini günah bataklığından çıkaramaz ise bunalıma giriyor, bunun sorumlusu olarak da Allah ı görüyor. Çünkü hem günahı kabul edip hem de onu işlemenin sonucundaki cezaya inanmak onun kafasında bir çelişki arz ediyor, bundan kurtulmanın yolunu da günah, helal, haram kavramlarını koyan Allah ı inkar etmede görüyor. Gözünü kapayanın herkesi karanlıkta bırakacağına inanması gibi bir şey.
    Diğer taraftan her zerre Allah a bağlı bir memurdur. Allah ı inkar eden insan sayısız memurların faaliyetini başıboş, kör tesadüfe havale ederek onları küçük görmektedir. Manavda kendisine istediği bir meyveyi tartıp uzatan kişiye teşekkür edip onun asıl sahibine karşı nankörlük yapan insanın işlediği cürüm sonsuzdur.Bir elmanın yetişmesi, içinin vitaminle dolması, ve bozulmaması, üzerine bir kabuk bağlanması için koca bir kainata ihtiyaç var. Hiç tahsili olmayan biri çöldeki izlere bakarak ordan birinin geçtiğine hükmediyor, bunun gibi evrendeki aya güneşe, yıldızlara bakarak bunların da kudreti, azameti yüksek bir gücün tezahürü olduğunu görüyor ve Allah a iman ediyor. Ateistler büyük bir cürüm işliyorlar . Allah a iman eden insanlar genelde bir araştırmaya girmiyorlar çünkü kendi dünyalarında gözlemledikleri ve yakaladıkları küçük bir iz onların Allah a iman etmesi için yetiyor, bu yüzden de ötesini inceleme gereğini duymuyorlar.İncelememe, ezbercilik müslümanların bir eksikliğidir. Eğer ateistler hakikate ulaşmak için araştırma yapıyorlar ise Allah yollarını açık etsin biz onların hidayete ermelerinden mutlu oluruz, kimsenin cehennemde yanmasını istemeyiz. Ancak araştırmalarının sebebi insançsızlıklarına bir temel oluşturmak ise bunun onlara hiç bir faydası olmayacaktır.

  6. Bismillah. Kuranı okurum, çoğunu anlamam (Araştırmam) . Sevap niyetine , şifa niyetine okurum. Anlamıyorum diye okumamak yerine , okuyup anlamamayı tercih ediyorum.
    Ataistler , anlamak için değil, (arayış içinde olanlar müstesna) kafirliklerin de sebat etmek için okurlar. Ve de öylece sapkınlıkları mühürlenir.
    Yazılarınız genelde müslümanları rencide etmeye yönelik, sorun Müslümanlık da değil, İslamiyeti yaşayamayan insanlarda. Geçmiş İslam medeniyetlerinde sizce toplumun ne kadarı okur yazardı. Bugünden daha azdı.Doğru bir şekilde İslamiyeti yaşadıkları için , müslümanlar ve de devlet dünyaya dahi hakimdi.
    Hristiyanlara gösterdiğiniz nezaketi , birazda yazılarınızı kaleme alırken, müslümanlara gösteriniz.En azından adil davranmış olursunuz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here