- Veysi Dündar’ın Korona Söyleşileri – Mehmet Ali Güller: “ - 5 Eylül 2021
- Her derde deva ‘Tarçın’ - 18 Ekim 2020
- Seyidxanê Boyaci’yla yapılan son röportaj…. Seyda Goyan’ın aktarımıyla… - 7 Temmuz 2020
Türkiye ile AB arasında 53 yıldır devam eden, ama bir türlü tam üyelikle sonuçlanmayan uzun soluklu bir ilişki mevcut.
Şimdilerde karşılıklı sert açıklamalar ile aradaki köprüler atılacak görüntüsü veriliyor, peki bu noktaya nasıl gelindi?
AB açısından Türkiye’ye baktığımızda, ülkemiz Avrupa için ‘bir enerji nakil yolu’ ve Çin ile Avrupa’yı birbirine bağlayacak ‘Demir İpek Yolu’ gibi projelere köprü görevi görmesi beklenen bir yer.
2001 krizinden sonra 2002 yılı genel seçimleriyle beraber Avrupa sermayesi hızlıca Türkiye’ye aktı. Avrupa sermayeli bankalar ve şirketler Türkiye’ye gelip, özelleştirmeler, satın almalar yoluyla bankalara ve şirketlere ortak oldu.
Böylece Türkiye ekonomisi içerisinde Avrupa’nın ağırlığı arttı.
Türkiye’de bunlar olurken, yükselen petrol fiyatlarından dolayı Avrupa’nın finans tedarik ettiği Uzakdoğu ülkeleri finans kaynağı olma rolünü yavaş yavaş petrol üreticisi ülkelere kaptırdı.
ABD’de patlak veren 2008 küresel finans krizi sonrası Avrupa’nın küresel finans kaynaklarına erişimi kısıtlanınca borç çevirme imkânları da zayıflamaya başladı.
Türkiye’ye hızlı bir giriş yapan Avrupa sermayesi yavaş yavaş ülkemizi bundan sonra terk etmeye başladı. Avrupa sermayesinin boşalttığı yerler de, bugüne kadar, Körfez sermayesi ile dolduruldu.
Türkiye’de önceleri Osmanlı Devleti’nin adını anmak gericilikle eş tutulurken sonraları Osmanlı Devleti dönemine ait filmler – diziler yayınlanmaya başlandı.
Peki bu durumun Avrupa ile ilişkilerimiz ile ne ilgisi olabilir diye düşünebilir?
Osmanlı Devleti, var olduğu süre içerisinde, Avrupa ile rekabet eden siyasal bir duruş sergilemiştir. Dünyada kurulmakta olan yeni dengede, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de, önümüzdeki süreçte, Avrupa ile rekabet eden bir siyasal duruş sergilemesi gerekir.
Kamuoyunu bu siyasal tercihe uygun konsolide etmek için bir dönem âdeta yasak olan Osmanlı Dönemi tarihi ve kültürel değerlerinin ihya edilmesi normaldir.
Avrupa dünyanın egemen gücü olma vasfını kazanmak adına çıktığı yolda karşı güçlerin çıkarttığı engelleri aşma noktasında başarılı olamamıştır. Üyelerine zenginlik vaat eden Avrupa Birliği finans tedarik ettiği ülkelerde yaşanan ekonomik gerilemeler ve siyasal değişimler nedeniyle üyelerine vadettiği zenginliği yaşatamaz duruma gelmiş, bu ise AB’nin varlığının kendi üyeleri tarafından sorgulanır hale gelmesine sebep olmuştur.
Durum bundan ibarettir.











