Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nden Türkiye için ihlal süreci başlatma kararı..

0

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal süreci başlatma kararı aldı.

Euronews’ün aldığı bilgiye göre, 47 üyeli Avrupa Konseyi’nde bu sürecin başlatılması için gerekli 32’den fazla üye Ankara aleyhine el kaldırdı. Resmi sonuç yarın açıklanacak.

Türkiye ile ilgili ihlal süreci başlatılması kararıyla birlikte bununla ilgili resmi bir bildirim Türkiye’ye gönderilecek ve Ankara’dan belirli bir süre içinde yanıt vermesi talep edilecek.

İkinci aşamada ise Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin kendisine verdiği yetki uyarınca Türkiye’yi toplu bir şekilde AİHM’ye şikayet etmek için ayrı bir karar alacak. Bu yönde alınacak kararda da üyelerin üçte ikisinin oyu gerekiyor.

AİHM’nin ihlal yapıldığı yönünde görüş bildirmesi durumunda da Komite, Türkiye’ye karşı alınacak önlemleri değerlendirerek. Bu önlemler arasında Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılması veya oy hakkının askıya alınması da bulunuyor. 

Avrupa Konseyi, kuruluşundan üç ay sonra üye olmaya çağrılan ve 1950’de örgütün kurucu üyeleri arasında yer alan Türkiye’nin üyeliğine son verebilir mi? Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki oy hakkı askıya alınabilir mi? Bu konuda daha önce Türkiye ve diğer üye ülkeler ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi arasında neler yaşandı?

Türkiye, Turgut Özal’ın Başbakanlık döneminde 28 Ocak 1987 tarihinde Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komisyonu’na bireysel başvuru hakkını, 22 Ocak 1990’da ise Avrupa İnsan Hakları Divanı’nın zorunlu yargı yetkisini tanıdı.

1998 yılının kasım ayına kadar (11 No.lu Protokol’ün yürürlüğe girişi) Komisyon ve Divan olarak iki yargı organı vardı. Öncelikle Komisyon’a başvurulur, Divan da temyiz organı işlevi görürdü. 11. Protokol’ün yürürlüğe girmesinden sonra Komisyon ve Divan birleşti ve Mahkeme (AİHM) olarak tek bir organ halinde çalışmaya başladı.

AİHM’de son 30 yıldır Türkiye’nin başını ağrıtan konuların başında gelen, ihlal süreci başlatılması konusundaki son uyarı “Loizidou davasında” geldi. Kıbrıs Rum Kesimi’nden binlerce başvuruya emsal olmasıyla da gündeme gelen ve Ankara’nın sonunda rekor miktarda tazminat ödemek zorunda kaldığı Rum Titina Loizidou, ilk başvurusunu 19 Mart 1989’da yaptı.

Önce Komisyon’da götürülen ancak daha sonra istenilen sonuç alınmayınca Rumlar tarafından Divan’a götürülen bu davayla ilgili 25 Eylül 1995 günü duruşma düzenlenmiş ve ardından AİHM 18 Aralık 1996’da verdiği kararda Türkiye’nin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetmişti.

28 Temmuz 1998 tarihinde alınan kararla ise Türkiye’nin Loizidou’ya 500 bin ABD doları ödenmesine hükmedildi.

Bu tarihten sonra uzun süre Bakanlar Komitesi’nden gelen uyarıların adından son olarak 19 Kasım 2003 tarihinde yasal ihlal süreci başlatılacağı yolundaki son ihtarın ardından Türkiye, 13 Kasım 2003 yılında gecikmiş faiziyle Loizidou’ya yaklaşık 900 bin dolar ödemeyi kabul etti.

Yunanistan’da, Cunta döneminde Atina aleyhindeki devlet davasında Cunta yönetiminden istenenin yerine getirilmemesi dışında, bu tarihe kadar uygulamaya konmayan bir Divan kararı mevcut değildi.

Yunanistan Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmemek için “Albaylar Cuntası” döneminde 1967 yılında kendi isteğiyle üyeliğini sona erdirdi. Atina, demokrasiye geçiş sonrasında 1974’de Avrupa Konseyi’ne tekrar katıldı.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Kırım’ı ilhakının ardından Rus parlamenterlerin AKPM’deki oy hakkını 2014’de askıya aldı. Rusya bu yaptırıma tepki olarak, 2016’dan itibaren AKPM’ye ulusal heyet göndermeme kararı alırken, yıllık 33 milyon euro olan Avrupa Konseyi bütçesine katkı payını ödemeyi reddetti.

2017’den beri bütçe katkı payını ödemeyen Rusya’nın, Avrupa Konseyi kuralları gereği, Konseyin yürütme organı olan Bakanlar Komitesi tarafından da üyelikten çıkarılması ihtimali vardı. Bunun üzerine 2019 yılında Rus parlamenterlerin AKPM’ye dönüşünün yolu açıldı.

Ukrayna, bu karara tepki gösterirken diplomatik kaynaklar Avrupa Konseyi’nin içinde yaşadığı ekonomik kriz de dikkate alındığında bütçeye önemli katkı sağlayan Rusya’ya yönelik Kırım’ı işgaline rağmen taviz verildiği görüşünü dile getiriyor.

Türkiye’nin Avrupa değerlerine verdiği önemi vurgulayarak 2016 yılında, Avrupa Konseyi’nin bütçesine her yıl verdiği 14 milyon euro tutarındaki katkı payını, 20 milyon euro daha artırarak 33 milyon Euro’ya çıkardı.

Türkiye, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya’nın ardından Avrupa Konseyi’nin bütçesine en fazla katkı yapan 6’ncı devlet konumuna yükseldi.

Türkiye’nin bütçeye katkı payını yükseltmesi, Avrupa genelindeki ekonomik kriz nedeniyle “sıfır büyüme” politikası ile yönetilen Avrupa Konseyi’nde memnuniyetle karşılandı.

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi Vaclav Havel ödülünün tutuklu bulunan eski Yarsav Başkanı Murat Aslan’a verilmesi ve AİHM’de Türkiye aleyhine veriler kararlar yüzünden bu katkıyı iki yıl sonra kesti. Bu kararla birlikte Türkiye’nin AKPM’de 18’e çıkan milletvekili temsil sayısı yeniden 12’ye düştü ve Türkçe, konseyin resmi dillerinden çıkarıldı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Avrupa Konseyi’nin Avrupa İnsan Hakları Komiseri ve AKPM gibi bazı organlarının eleştirileri, Türk hükümeti ve AKP içinde rahatsızlık yaratmaya başladı.

AKPM, “demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti konusunda Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükler yerine getirilmediği” gerekçesiyle Türkiye’yi 2004 öncesinde olduğu gibi tekrar siyasi denetime alması Ankara-Strasbourg ilişkilerini derinden sarstı.

Bakanlar Komitesi, AİHM kararına rağmen serbest bırakılmayan iş insanı Osman Kavala ile ilgili kararını son toplantıda açıklayarak, Kavala’nın serbest bırakılmaması halinde Türkiye hakkında yasal süreç başlatılacağı uyarısında bulunmuştu.

AİHM kararlarını uygulamadığı için bir Konsey üyesine karşı ilk dava 2017 yılında Azeri muhalif Ilgar Mammadov’un tutukluluğu nedeniyle Azerbaycan’a karşı açılmıştı. Mammadov, Ağustos 2018’de ise serbest bırakıldı.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here