Ayhan Bilgen Ocak Medya’ya gündemi değerlendirdi

0

Ocak Medya yazarı Emrullah Bayrak Kars Belediyesi eski başkanı Ayhan Bilgen’le görüştü.

Ayhan Bilgen, HDP Kars Belediye Başkanı iken tutuklanmış ve yerine kayyım atanmıştı.


Ayhan Bilgen, 28 Ocak 1971 Kars Sarıkamış’ta doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu olan Bilgen MAZLUMDER Ankara Şube Başkanlığı görevinde bulundu.

Özgür Gündem ve Evrensel Gazetelerinde de köşe yazarlığı yaptı.

2014 senesinde düzenlenen Demokratik İslam Kongresi kurucularından olan Bilgen evli ve iki çocuk babasıdır.

Emrullah Bayrak:

– En başta geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Kars Belediyesi Eş Başkanı iken Kobani davası sebebiyle tutuklandınız ve yerinize kayyım atandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yerel seçimler öncesi “Bu seçimlerde de teröre bulaşmış olanlar, olur ya, sandıktan çıkacak olurlarsa, öyle bekleyelim şu olsun bu olsun yok. Anında gereğini yapıp kayyum tayinleriyle yolumuza devam edeceğiz. Beklemek yok.” demişti. Yerel seçimler sonrasında HDP’nin kazandığı çok sayıda belediyeye kayyımlar atandı. Erdoğan’ın açıklamalarıyla kayyım atamaları arasında paralellik görüyor musunuz? Yerinize kayyım ataması bekliyor muydunuz?

Ayhan Bilgen:

Kayyum politikası bir sonuçtur. Çözümsüzlüğün sonucu. Yasal gerekçelerinden önce siyasal nedenlerinin tartışılması gerekir. Yaşanan pratik hukukun siyasete tabi olması gerçeğidir. Siyasal gerilim ve kavga kayyum atamalarını sistematik bir uygulamaya dönüştürmüştür. Kayyum atanmayan il ve neredeyse ilçe bile kalmadığında er ya da geç Kars için de benzer tutumun gelişeceğini tahmin etmek zor değildi. Bu durum o kadar olağan ve kanıksanır hale geldi ki artık insanlar neden kayyum atandığından çok henüz kayyum atanmayan yerlere neden kayyum atanmadığını sorgulamaya başlamıştı.

E. Bayrak:

– Gelinen noktada Yargı-siyaset ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmişi günümüzle karşılaştırdığınızda bugünü hangi dönemle mukayese edebilirsiniz?

Ayhan Bilgen:

Yargı-siyaset ilişkisinde olması gereken ile olanı karıştırmadan tartışma yürütmeliyiz. Tarihi arka plana baktığınızda siyasetin yargıya müdahale etmemesi bir temenniden öteye geçmemektedir. Fiili durumdan ideal ya da doğru olana neden geçilemiyor sorusunu ciddiyetle ele almalıyız. Hangi kaygı ya da gerekçeler varsa onları masaya yatırmalıyız. Ne yazık ki siyasi tarih bize hukukun siyasete tabi olduğunun örneklerini sunuyor.

E. Bayrak:

– 2006 yılında dönemin DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, “Bugün dağda çocuklar varsa, yolunu bulup indireceksin. Hükümetin bir projesi varsa desteğe hazırız. Bir görelim projelerini. Bir daha silah patlamamasını sağlamak lazım. Bu süreç yürütülmeli. Devlet husumet yeri olamaz, kendi insanına husumet duyamaz. Her devletin geçmişinde vatandaşını affetmek vardır. (Af mı diyorsunuz, sorusu üzerine) Gerekirse af da. Ama hükümeti görelim, ne önerecek. Ha yukarıda silahla mı dolaşsın, ovada siyaset mi yapsın. Ama etnik ayrıma dayalı siyaset yapılamaz. İlke müşterek vatan, bölünmez bütünlüktür.” diye konuşmuştu. Bu açıklama “Dağda silah tutacağına düz ovada siyaset yapsın” şeklinde yorumlanmıştı. 15 sene sonra bugüne baktığımızda ise HDP’den birçok siyasetçi tutuklu durumda. Türkiye’de sizce Kürtlerin siyaset yapma zemini daralıyor mu?

Siyaset yapmakta zorlanıyor musunuz?

Ayhan Bilgen:

“Düz ovada siyaset” sözü söyleyen isme rağmen ciddi bir beklenti oluşturmuştu. Bu aslında o yıllarda Kürt halkının soruna ne kadar gerçekçi yaklaştığını da gösterir. Sorunu ancak güvenlik bürokrasisine söz geçirebilecek siyasetçilerin çözebileceğini görüyorlardı. Bunun imkanlarının oluşmamasına dair iç ve dış nedenler sayılabilir. Çatışmalı ortam demokratik siyaset zeminini daraltır. Bu dünyanın her yerinde tarihin her döneminde böyle olmuştur. Önemli olan zorluğuna rağmen siyasetin bu kısır döngüde bir çıkış geliştirmeyi başarabilmesidir. Siyaset verili duruma teslim mi olmalı yoksa tarihsel gerçeği bilerek buradan çıkmanın yolları üzerinde mi durmalı?

E. Bayrak:

– HDP’ye yönelik eleştirilerin başında PKK ile arasına mesafe koyamaması geliyor. Partiye terörle ilişkili olduğu suçlaması yöneltiliyor. Hatta bu gerekçeyle belediye başkanlarınız görevden alınıp tutuklanıyor. Anayasa Mahkemesinde kapatma davası açıldı. Bu eleştirilere katılıyor musunuz? HDP ile PKK arasında bir ilişki olduğu iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Böylesi talepler haklı talepler midir?

Ayhan Bilgen:

Güvenlik ve özgürlük birbirine alternatif değil birbirini tamamlayan iki haktır. Toplum ve insan güvenliğini esas alıyorsak bunun özgürlük ile ilişkisini de doğru ele almalıyız. Özgürlüklerin güvenliği tehdit ettiği iddiası 11 Eylül sonrası yaklaşımın tipik yansımasıdır. “Güvenlik ancak özgürlük kısıtlamaları ile sağlanır” tezi demokratikleşmeye fırsat vermez. Parti kapatma pratiği Türkiye siyasetindeki tehdit algılama konseptinin bir parçasıdır. İrtica ve bölünmeye yönelik tehdit algılarının sonucunda onlarca parti kapatılmıştır. Demokrasinin kendisine yönelik tehditlere dair tahammül sınırlarını Batı ülkeleri de ırkçı aşırı sağcı partiler ekseninde yapıyor.

Burada tartışılması gereken parti kapatma davalarının hukuki ya da siyasal boyutlarından önce toplumsal psikolojik boyutudur. Siyasetin asıl öznesi toplumsa bunu yok saymak yanlış hesap yaptırır.

E. Bayrak:

– HDP’nin Türkiye partisi olmadan öte bir bölgenin partisi olduğu ileri sürülüyor. Bir başka ifadeyle sadece Kürtleri temsil ettiği savunuluyor. Bu görüşlere katılır mısınız? Türkiye partisi olmayı nasıl algılıyorsunuz?

Size göre Türkiye partisi ne demek?

Ayhan Bilgen:

Bir kimlik ve bölgeye hapsedilmiş siyasetin Türkiye siyasetini ne ölçüde dönüştürebileceği bellidir. Kürt sosyolojisindeki değişim ve özellikle iç göç gerçeği de siyasette değişimi zorunlu kılmıştır. Türkiye demokratikleşirse toplumsal barış kalıcılaşır yaklaşımı önemli bir okumadır. Bu durumda denklem yeniden kurularak Kürt sorunu demokratikleşme ilişkisi ele alınmak zorundadır. Türkiye’nin diğer sorunlarını Kürt sorunu gibi önemsemek Türkiye partisi olmayı hedeflemektir.

E. Bayrak:

– “Türkiye’de yeni bir fikir ve tarza ihtiyaç var. Bunu bir platforma ya da hareket mi yoksa bir partiye mi dönüşmesi gerektiği toplumsal karşılığı ile şekillenecektir.” dediniz. Bu beyanatınızı biraz açar mısınız? Şu günlerde yeni bir Kürt partisinin kurulacağı iddiaları da yazılıp çiziliyor. Kürt siyaseti bir yol ayrımında mıdır?

Neler söylemek istersiniz?

Ayhan Bilgen:

Siyaseti dinamik bir iş olarak görmek sürekli yeni tarz inşasını gerekli kılar. Değişen somut koşullar yeni bir dil ve yeni siyaset yapma biçimlerini ele almayı zorunlu hale getirir. Kürt sorunu artık sadece direngen muhalefet bağlamında ele alınarak yetinilemez. Ülke yönetimine katılım boyutu önümüzdeki dönemin belirleyeni olacaktır. Suriye’deki gelişmeler de bunu zorunlu kılmaktadır. Bu bir yol ayrımı ise siyasette yeniden yapılanma kaçınılmaz hale gelir.

E. Bayrak:

– İktidar partisi ülkede bir Kürt sorunu değil terör sorunu olduğunu savunuyor. Bu sebeple çözüm sürecini başlatan AK Parti iktidarı, şimdi meseleye daha çok güvenlik konsepti üzerinden yaklaşıyor. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan, Diyarbakır konuşmasında “Çözüm sürecini biz başlattık ama çözüm sürecini sonlandıran biz olamadık çünkü çözüm sürecini bunların kötü niyeti, art niyeti gizli gündemleri sonlandırdı.” şeklinde açıklama yaptı. Dolmabahçe Mutabakatı imzalandı. PKK silah bırakacaktı, sorunlar çözülecekti ancak kamuoyuyla paylaşılan hiçbir şey gerçekleşmedi. Dolmabahçe süreci neden kadük kaldı? Size göre kim oyunbozanlık yaptı?

Sürecin başarılı olması için nasıl bir yol izlenebilirdi?  Çözüm sürecinde ne tür hatalar yapıldı?

Ayhan Bilgen:

Çözüm sürecinden çıkarılacak en önemli iki dersten biri haklar konusunun silahsızlanma stratejine endeksli ele alınmasıdır. Oysa demokratik hukuk devletinde herkes hiçbir şarta bağlı olmadan yurttaş olarak bu haklara sahip olmalıdır.

Diğer handikap ise konunun iki muhatap bağlamında ele alınırken muhalefet partilerinin ve sivil toplumun sürece etkin katılımının sağlanamamasıdır.

E.Bayrak:

– Yeniden bir çözüm süreci başlar mı?

Ayhan Bilgen:

Tarihte hiçbir olay aynen tekrar yaşanmaz. İhtiyaçlara göre yeni çözümler aranır. Sorunun hangi yöntemlerle neden çözülemediğine dair muhasebe samimi ve cesur yapılarak eski hataları tekrarlamayan yeni formüller aranır.

E. Bayrak:

– Siz Kürt sorununu nasıl tanımlıyorsunuz?

Terör ile Kürt sorunu arasında bir bağlantı olduğunu düşünüyor musunuz?

Kürt sorunu çözülürse terör sorunu biter mi veya terör sorunu çözülürse Kürt sorunu çözülmüş olur mu?

Terör-şiddet-Kürt sorunu bağlamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sizce ne yapılırsa Kürt sorunu çözülmüş olur?

Çözüm önerileriniz nelerdir?

Siyaseten Kürt sorununun çözümünde bir tıkanma olduğunu düşünüyor musunuz?

Ayhan Bilgen:

Siyasetçi gücünün yettiği yere odaklanmalıdır. Aksi taktirde pasif bekleyen konumundan çıkamaz. Oysa sorumluluk ve risk almak sorun çözmenin ilk şartıdır. Sosyal olaylarda etkileşim karşılıklı olur. Çözüm ise bir yerden başlamayı gerektirir.

E. Bayrak:

– Baktığımız zaman HDP, Kürt sorununu Abdullah Öcalan üzerinden konumlandırıyor. Bir anlamda Kürt sorunu eşittir Abdullah Öcalan. Bu görüşe katılır mısınız? Sizce bu doğru bir yaklaşım mıdır?

Ayhan Bilgen:

Kürt sorunu da tüm sorunlar gibi dinamiktir.  Bölgesel ve küresel gelişmeler kaçınılmaz olarak iç politika gelişmelerini etkiler. Önemli olan iç dinamiklerle sorun çözme kapasitesinin güçlendirilmesidir. Aksi taktirde büyük kırılmaları tetikleyen telafisi olmayan süreçlerle karşılaşılır.

Ülke hassasiyetlerini gözeten demokratik anayasa çalışmaları hukuk devletini güçlendirirken normalleşme ye zemin oluşturur.

E. Bayrak:

– PKK hangi şartlarda nasıl silah bırakır?

Ayhan Bilgen:

Devletler sorunların çözümünde en düşük maliyet analizini yapmak zorundadır. Toplumsal barış için kim kolaylaştırıcı katkı yapabilecekse o katkı alınmalıdır. Parti hesaplarının üzerinde bir ülke politikası bu konuların polemiğe kurban edilmesini en aza indirir.

E. Bayrak:

– Karşımızda Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı var. HDP, bu iki ittifakın da dışında. Aslında siyasette toplum gibi ikiye bölünmüş durumda. Siyasette bir üçüncü yol mümkün müdür?

HDP’nin yapısal sorunları olduğunu söylemiştiniz. “Geleneksel, bölgesel ve kimliğe dayalı bir siyasetten demokrasi cephesine dönüşümün sancıları olarak tanımlıyorum ben bunu.” demiştiniz. Siyaseten bundan sonra nasıl bir yol izlemeyi düşünüyorsunuz?

Yeni bir parti kurma düşünceniz var mıdır?

Ayhan Bilgen:

Silahlı çatışma ile ilgili süreçler bütüncül tartışma konusu olarak ele alınmalıdır. Ortadoğu denkleminde bu kolay değildir. Odaklanılması gereken nokta demokratik koşulların her türlü sabote edebilecek gelişmeye rağmen iyileştirilmesi olmalıdır. Bu zor ama bir o kadar zorunludur. Bunun siyasi bedeli, faturası siyaset kurumunda birlikte üstlenilmelidir. Bir parti ya da liderinin bunu tek başına üstlenmesi gerçekçi değildir.

E. Bayrak:

– Son olarak Edirne’de tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözü çok tartışıldı. Bu çıkışın doğru olmadığını savunanlar da oldu. Siz bu çıkışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ayhan Bilgen:

Seçim sloganları ile ülke yönetimi kurgulanamaz. Sloganlar kitle motivasyonunu kolaylaştırır ama kurucu siyaset sloganların yönlendirmesi ile planlanamaz.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here