Azıcık öte kayın ve KADINLARA YANINIZDA YER AÇIN!

0
by: Steve Mccurry

Son yıllarda gözlemlediğim kadarıyla kadınlara uygulanan cinsiyetçi faşizm maalesef artarak çoğalıyor. Üstelik bunu; sadece kadının birlikte yaşadığı aile bireyleri, konu komşusunda değil direk olarak bir ülkeyi yöneten ya da üst düzeyde söz sahibi olan kişilerde dahi net olarak gözlemlemek mümkün.

Güya ‘özgürlükler ülkesi’ olan ABD ‘de bir süre sonra görevine başlayacak olan Donald Trump ’ın seçim kampanyası sırasında kadınlara yönelik faşizan söylemlerini hatırlayın. Sonra tornistan yapmak zorunda kalsa da canlı yayın sırasında kızının kendisine karşı sergilediği mesâfeli ve antipatik tutumu engelleyememişti.

saintsulpice.unblog

Bizde, geçtiğimiz aylarda ‘en yetkili ağız’ tarafından çocuk sahibi olmayan kadının ‘yarım kadın’ olduğunu iddia eden cümlelere muhâtâp kılındık. Zihinlerinde kadının bulunduğu noktanın açık seçik gözler önüne serildiği tâlihsiz tanımlamanın hem de Kadın ve Demokrasi Derneği’nin açılış konuşmasında yapılmış olması ise ironi tarihimizin zirve noktasıydı.

İki gündür üzerinde güneş batmayan imparatorluk sayılan İngiltere, Başbakanı Theresa May’in Sunday Times gazetesinde verdiği röportajda giydiği ‘esaslı pantolonu’ konuşuyor. Ne diye pantolonu konuşuyor derseniz.. Bayan May, verdiği röportaj esnâsında giydiği 995 Sterlin değerindeki (yaklaşık olarak 4.400 TL) deri pantolonunun, fâhiş fiyata sahip olduğunu iddiâ eden eski Eğitim Bakanı Nicky Morgan’ın eleştiri oklarına hedef oldu da ondan.

kaynak: Sunday Times

Şu an sokakta dolaşan herhangi bir insanın bile 250 Sterlinlik blue jean giydiği bir ülkede eski bakan Nicki hanımı sergilemiş olduğu magâzinel ve cinsiyetçi yaklaşımından ötürü ayıplamamam mümkün değil sevgili okuyucularım. Üstelik; bu bakış açısını ortaya koyan kişinin yine bir kadın oluşu durumun ikincil kez incitici hâl almasına neden oluyor benim gözümde.

Elimde olsa Nicki Morgan’a eski Başbakan David Cameron’un birbirinden şık takım elbiselerinin fiyat bilgisinden haberdar olup olmadığını sormak isterdim. Burada gizli sorun: Bir kadının diğer kadını yine en iyi bildiği yerden, yumuşak karnından vurmaya çalışmasıydı. Asıl konuysa; şu an kabine dışında kalmasının bir yansıması olarak ‘intikam’ yemeğini soğuk olarak alması…

Bahsi geçen haberi okurken yıllar önce bitirilen bir kurs sezonu sonu sınıfça kutlama için gittiğimiz bir balık lokantasında kasada görevli hanım geldi aklıma. Mekânda yemeğimizi yemiş, yola çıkmak üzere arabamızı beklerken ayaküstü sohbet ettiğim kasiyer hanımın kılık kıyafetine öyle üzülmüştüm ki iki gün aklımdan çıkmamıştı. Saçlarını alagarson kestirmiş, üzerine tamamen erkek kuplarına sahip siyah bir takım elbise ve beyaz gömlek geçirmiş, sıfır makyajlı güzel yüzüyle gülümserken; bana evde bekleyen iki çocuğundan bahsetmişti.

Kadının kendini bir koruma mekânizması olarak erkek kılığına bürünme şekline hepiniz şâhit olmuşsunuzdur. Bu benimde çok ama çok aşina olduğum bir durum. Endâm edilecek bölge ve mekâna göre ortalıkta benzer hallerde dolaşmadım desem yalan olur. Dikkat edin, ben öyle dolaşmayı istemedim! Erkeklerin o tacizkâr ve şehvet dolu bakışlarından kendimi korumak için o kostümü seçmiştim. Aradaki nüâns farkı için kitaplar doldurulur.

Bir kadın, kendini sergilediği biçimi diğer cinsi baz alarak ortaya koyuyorsa o ülkede ‘hürriyet’ kavramından söz etmek mümkün değildir.

amyjacksonart.blogspot

Kadınların kendine verdiği çeki düzenin, erkekler onda birini göstermiş olsa dünya daha yaşanılası bir yer olacak. Erkek dostlarımız, bazı hemcinsleri Dünya’yı aşmış Mars’ta cirit atarken ayaklarını üzerinde birlikte gezindiğimiz toprağa ‘adam’ gibi bassa.. kafalarını her türlü bağnazlığa emme basma tulumba gibi sallamayı bir kenara bıraksa.

Biz kadınlar, göğüslerimizin belli olduğu bir blûz giydiğimizde ne namussuz oluyoruz ne de bir erkek gibi giyindiğimizde râhibe. Aramızda baştan ayağı tesettüre bürünüp sürekli mercimek – fırınla uğraşanların olabileceği gibi, denize girerken mayosunu giyip vakit geldiğinde namaz kılanların da varlığını kabul edebilse..

Anlayın artık sorun bedende değil, sorun kadın ya da erkek ‘fâhişe zihinlerde’.

Kadını beyninizin ortasına oturtulan bir ‘tabu’ olmaktan çıkarıp, ‘insan’ olarak, yanınızda yer alan güçlü bir karakter olduğunu kabul etmek ZORUNDASINIZ.

Kadın denince ‘zihniniz’ ve ‘ikinci zihninizde’ çakan ‘ufukta bir çisim göriniiiiiy’ mantığını acilen rafa kaldırmanız ve gezegen üzerinde gezinen ‘tek akıllı’ canlının siz olmadığını kavramanız için ne yapmanız gerekliyse, lütfen onu yapınız.

kaynak:twitter

Erkekler! Kadınlardan öcü gibi korkmayın ve onları kendinize Drakula silueti vererek korkutmayın!

Siyaset, ticaret, bilişim, sanat, spor, eğitim, havacılık hâttâ ve hâttâ savunma sanayiinde kadınlara hareket edebilecekleri daha geniş alanlar açılması gerekir.

El sürdüğü her noktaya o naif imzasını atmayı başarabilen ve olayları kompleks bir bakış açısıyla çok yönlü olarak kavrama yeteneğine sahip olan ‘elmanın diğer yarısını’ çöpe atmak kimseye bir şey kazandırmaz. Her iki tarafa da kaybettirir.

Bizleri eve tıktığınızda gücünüze güç katacak olan direnç, kuvvet, azim ve sebat gibi unsurlara doğası gereği sahip olan kadınların enerjisinden de mahrum kaldığınızı uzun uzun idrâk etmelisiniz.

Ataerkil toplum nazarının size altın tepsi içinde sunduğu haklara, sizin kadar bizim de sahip olduğumuzun ayırdına varılmadıkça ülkede eşitlikten söz etmek, rüyadan öteye gidemeyecek.

Kadınları her konuda sürekli bastırıp bir fânusun içine tıkmaya çalışan toplumunsa bolluk ve bereket içinde hüküm süreceği yarınlara ulaşması ise söz konusu bile olamaz.

featureshoot.com

Beraberce yol aldığımız gemiyi engin denizlerde sürmek istiyorsak; her iki rüzgârın güçlü ve sert yapısından faydalanmalı, akıntıya zekâ ve mantığımızla yön vermenin lüzûma geldiğini unutulmamalıyız.

Akılcı, yenilikçi, vicdan sahibi, beynini kimseye kiraya vermemiş, helâlinden süt emmiş olanlar!!! Öncelikle sizlere sesleniyorum:

Gözlerinizi lütfen güzelce ovuşturun, dikkatinizi iyice celbedin, birlikte aydınlık, mutlu ve huzurlu bir ülke oluşturmak için azıcık öte kayın ve KADINLARA YANINIZDA YER AÇIN!

 

Önceki İçerikTSK: 4’ü ele başı olmak üzere 29 terörist etkisiz hale getirildi
Sonraki İçerikTerör-Şiddet ve Yaşanan Kültür
Aysun Saygı Köknar
İstanbul’da doğdu. Yeşilköy 50. Yıl Lisesi’nden mezun olan yazarımız aynı yıl Eskişehir İşletme Fakültesi’ne kaydını yaptırırken hiç zaman kaybetmeden iş hayatına atıldı. 1997’de gazeteci Erhan Köknar ile evlendi. 2002’de biricik kızı Dilara Köknar’ı dünyaya getirdi. Yaşama ve ölüme karşı hiç bitmeyen bir ilgi ve öğrenme arzusu ile dolu olan yazarımız yazarlık, yaratıcı drama, psikoloji, diksiyon, sanat tarihi, fotoğrafçılık alanlarında birçok sertifika programını bitirdi. Prof. Dr. Adnan Çoban ile birlikte Müzik Terapi adlı TV programını hazırlayıp sundu. Ardından çeşitli sağlık kurumlarında koordinatörlük ve halkla ilişkiler görevlerini yürüttü. 2013 yılında Alfa Yayınlarından çıkan “Beni karınca kadar seviyorsan” isimli romanıyla edebiyat dünyasına adım attı. Türk Sanat Musikisi ile yakından ilgilenen Aysun Saygı Köknar halen Bahçeşehir Musiki Derneği’nde korist olarak görev yapıyor. Ege dansları, latin ve sirtaki yapmayı seviyor. “Deli gömleğim” adlı bloğunda hayata dair notlarını yazarken gazeteci yazar Fehmi Koru’nun daveti üzerine haber, yorum ve düşüncelerini Ocak Medya okurları ile paylaşmaya başladı. Kısa bir aranın ardından Sinan Eskicioğlu yönetiminde yeniden yapılanan Ocak Medya ailesine geri döndü. 7 senedir Şekspir Paşa isimli tekir cinsi bir kedinin anneliğini yapıyor.