Aziz Paul’ün ayak izlerini takip ederken Tarsus’dan Efes’e

2

Tarsus’dan Efes’e

Yaşadığımız topraklar yüzyıllar boyunca birçok medeniyete kucak açmış, İslamiyet’e kadar Paganizm, Hristiyanlık Anadolu topraklarında yeşermiştir. Bugün ise Aziz Paul konusuna geçmeden önce Türkiye’nin son 25 günlük iç ve dış politikasındaki gündemini kısaca şöyle derlemek mümkün:

30 Ekim 2020’deki İzmir depreminin yaraları sarılmaya çalışılır ve kaybettiğimiz 116 insanımızın vefatına üzülünür ve olası bir İstanbul depremi tartışılırken, Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak, “At izi it izine karıştı” ifadeli istifa yazısını instagrama koyduktan sonra siyaset arenasından tamamen silinirken, Zindaşti davasında Zindaşti’yi hapisten çıkarması için hakimlere telefon etmesi TV programlarında tartışılan  Prof. Burhan Kuzu, sessizce COVİD 19‘dan ölürken, ABD Doları, Avro ve altın fiyatları bir iner, bir çıkar,Türk Lirası değer kazanır ve kaybederken COVİD 19 virüsü yüzlerce can almaya devam ederken Sağlık Bakanlığının İstanbul’daki vefat sayılarının ortaya çıkmasından sonra gerçek hasta ve vefat sayılarını açıklamaya çalışırken ve tam kapanma yerine restoran, kafe sinema ve tiyatroların kapatılarak buralarda çalışanların nasıl geçinecekleri televizyon programlarına yansırken, Alaattin Çakıcı‘nın ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nu yazılı olarak belgeli bir şekilde tehdit ederken, iktidarın Cumhur İttifakı ortağı MHP‘nin lideri Devlet Bahçeli’nin bu tehdit sahibini desteklerken, 1 Ocak 2020’den itibaren Türkiye’de öldürülen kadın sayısı 300’e yaklaşırken, Yüksek İstişare Kurulu (YİK) üyesi Bülent Arınç‘ın Osman Kavala ve HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş‘ın yazdığı “Devran” kitabını överek her iki tutuklunun serbest bırakılmasını savunduktan sonraki süreçte istifa ederken,1992-93 savaşı sonrası kaybettiği Dağlık Karabağ‘ı Ermenistan’dan geri alan Azerbaycan‘ın bu galibiyetinin Ermenistan’da Paşinyan’ın sandalyesini tehlikeye atar ve muhalefet sokaklara dökülürken, 22 Kasım 2020 akşamı Libya’ya yiyecek ve insani yardım götürdüğü ortaya çıkan Roselina-A isimli Türk bandıralı geminin  AB İrini Harekatına ait Hamburg Fırkateynine talimat veren Yunan Komutanın bayrak ülkesinin (Türkiye’nin) arama izni olmadan  bu Fırkateyndeki Alman askerlerince 15 saat aranması üzerine Ankara’daki Büyükelçiler Dışişleri Bakanlığına davet edilirken, bu olay dolayısıyla sadece nota verilir ve resmi açıklama yapılırken Irak, Suriye, Azerbaycan ve Libya’da Türkiye’nin askeri varlığı devam ederken, Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu golf oynarken “Ben monşerim” diye basına açıklama yaparak diplomatların golf oynadıklarını ima ederken ben sizleri bu ağır gündemden bir süreliğine alarak çok eskilere götürüp bu topraklarda doğup yetişen ve dünyaya dağılan Hristiyanlığın Hz. İsa’dan sonra gelen en önemli kişisi aynı zamanda yazarların, çalışanların ve Londra şehrinin koruyucu azizi bir elinde kitap diğer elinde kılıçla tasvir edilen Tarsuslu Aziz Paul‘den bahsetmek istiyorum.

Yahudi bir aileye doğarak Saul ismini alan Yunanca adı Pavlos Latince ise Paulus olarak adı geçen Aziz Paul (günümüzde genellikle ingilizcesi kullanılmaktadır.) ve Yeni Ahit’teki 27 kitabın 13’ünü  (bazıları 14 olduğunu ifade ederler) yazarak  Hz. İsa ile karşılaşmadığı halde onun öğretilerini en iyi anlatan ve yayan aziz olmuştur. Rivayet odur ki Aziz Paul’ün de mektuplarını ölümünden sonra takipçileri derleyerek kaleme almışlardır. Aziz Paul bu mektuplarını ziyaret ettiği veya kurduğu kiliseler ve için yazmıştır. Bu Mektuplar içinde en önemlisi bugünkü Ankara ve civarında yaşayan ve asılları Kelt olan  Galatyalılar’a hitaben yazdığı Mektuptur.

Bir Yahudi olarak doğan Saul önceleri hristiyan karşıtı iken ve ilk Hristiyanlardan Stephen’ın öldürülmesini seyreden Saul nasıl Hristiyan oldu sorusuna hristiyanlık tarihinde çok farklı yorumlar yapılmıştır. Benim katıldığım yorum ise Romalıların Hristiyan karşıtlıkları nedeniyle büyük katliam yapmaları ve Saul’ün Hz. İsa’nın öğretilerinin farkına varmasıdır. Bu amaçla da Kudüs’e giderken Şam yakınlarında atından düşerek Hz. İsa’yı gördüğü ve sonra hristiyan dinini seçtiği uzmanlarca belirtilir.

Aziz Paul konusunda bugün en iyi uzman olarak görülen emekli Papa XVI. Benedikt’in 2009’da yazdığı “St.Paul” başlıklı Ignatius yayınlarından çıkan 131 sayfalık kısa ancak özlü kitabı bir referans niteliğindedir. Aziz Paul ile ilgili binlerce kitap mevcut. Bunların çoğu Roma’daki Papalık Şark Enstitüsünde (Pontificio Istituto Orientale) bulunmakta. Yaptığı İncil yorumları ile bilinen ve tanınmış bir teolog profesör olan Alman Papa XVI.Benedikt, Aziz Paul’e olan sevgisini 2008 yılını Aziz Paul yılı olarak ilan etmesiyle de göstermişti. Aziz Paul’e sahip çıkan Suriye Devlet Başkanı Esad Başar‘ın Aziz Paul’ün doğduğu ve gezdiği topraklarla ilgili bu yıl için özel olarak yaptırdığı belgesel film Roma’da çok ilgi toplamıştı.

Vatikan nezdindeki Türk Büyükelçiliği olarak bu yıl için ne yapılabilirdi?

5 Şubat 2006’da Trabzon’da öldürülen Rahip Santoro cinayeti hafızalara çok kötü kazınmıştı. Maslahatgüzar olduğum o dönemde aklıma  Tarsus Belediye Başkanını Vatikan’a davet edilerek Papa ile görüşmesini sağlamak fikri geldi. O zamanki MHP‘li Başkan Sayın Burhanettin Kocamaz‘ı arayıp fikrimi açıkladım. Çok iyi karşıladı. Papa’nın çarşamba günleri özel misafirleri karşıladığı Genel Kabul için Başkana randevu aldık. Sayın Kocamaz Aziz Paul’ün evindeki kuyudan getirdiği suyu, içinde toprak olan çok şık bir cam kap ile  Aziz Paul’ün kumdan yapılmış bir portresini Papaya hediye etti. Papa 20 dakikalık görüşmenin dışına çıkarak 45 dakikaya yakın Sayın Kocamaz ile görüştü. Genel Kabul  konuşmasında ise özellikle Kocamaz’a geldiği için teşekkür etti.  Kocamaz’ın ayrıca getirdiği su ve sembolik toprak ise öldürüldüğü yerde inşa edilen Aziz Paul Katedrali içindeki mezarına sayın Kocamaz tarafından serpildi. Basın ve Vatikan televizyonu sayın Kocamaz’ın bu ziyaretine büyük önem verdiler. Neredeyse 2000 yıla yakın bir süre sonra Aziz Paul kendi toprağı ve suyuna kavuşmuştu.

Aziz Paul, Hz. İsa’nın öğretilerini yaymak için Roma’ya iki kez Galatya ve Efes’e Korint’e iki kez  Selanik, Filibe’ye seyahat ettiği bilinmektedir. Aziz Paul’ün içlerinde Galatyalılara yaptığı hitap da olmak üzere ilk dokuz Mektubunun gerçek olduğu diğerlerinin ise onun yakınında bulunan öğrencileri/takipçileri tarafından derlendiği bu alandaki ilahiyatçılarca kabul edilir. Galatyalılara Mektuplarını önemli kılan burada Hz. İsa’nın Yahudi öğretisine karşın daha özgürlükçü olan öğretisinin kabulü konusunda Aziz Paul’ün yaptığı felsefi savunmasıdır. Kendisi de yahudilikten hristiyanlığa geçen Aziz Paul’ün Hz. İsa öğretisini savunmasındaki kararlılığını bu mektupda sergilediği teologlarca belirtilir.

Hristiyanlıkta da Islamiyette olduğu gibi açıklanamayan mucizeler bulunmaktadır. Örneğin Hz. İbrahim’in (Prophet Abraham) her üç semavi dinde de ortak peygamber oluşu, Hz. Meryem’in 8 Aralık’ta hamile kalarak (Immaculate Conception) 16 gün sonra Hz. İsa’yı doğurması vb gibi. Bunlara  “açıklanamayan mucizeler” denmekte ve bu şekilde kabul edilmektedirler. Evet Aziz Paul Hz. İsa ile hiç karşılaşmamıştır ama onun öğretisini savunan ve bu uğurda “şehit” olan bir aziz olarak da  ilahiyat ve teoloji (Tanrı bilimi) alanında büyük saygı görür.

Aziz Paul’ün her bir Mektubu (bu Mektuplara Kitaplar da denmektedir) ile ilgili olarak uzmanlarınca yüzlerce eser yazılmıştır. Hristiyan alemi onu Kilise babası ve bir  aziz olarak kabul etmiş, son Roma seyahati sırasında hristiyan olmayan Romalılar tarafından vücudu parçalanarak öldürülmüştür. “Hristiyanlık şehidi” olması dolayısıyla da Patron Aziz  (Patron Saint) mertebesi verilmiştir.

Tarsus’un bugünkü Belediye Başkanı  sayın Haluk Bozdoğan’ın Cumhuriyet gazetesinin 6 Temmuz 2020 tarihli sayısında yeralan “Felsefe ve Filozofların Kenti Tarsus” başlıklı yazısında, Aziz Paul’den bahsetmemesine şaşırdım. Zira Aziz Paul yazdığı Mektuplarla aynı zamanda bir filozof hem de hristiyanlığa yön veren önemli bir din adamı.

Aziz Paul’ün bugünkü Ankara civarında o dönemde yaşayan ilk Hristiyanlar Kelt asıllı Galatyalılara yaptığı ziyaret sırasında geçtiği Kayseri, İmparator Sezar’ın geçtiği yol üzerindeki bir merkez olduğu için Caeseria yani Sezar’ın yolu olarak sonradan Kayseri’ye dönüşmüştür. Kayseri’den  Ankara’ya Galatyalılara yaptığı ziyaret ve sonra Efes’e gidişinin bir hac yolu olması turizm ve ekononomimiz açısından ne kadar olumlu olurdu diye hep düşünürüm. Ancak Trabzon, İznik (İznik Konsilinin yapıldığı kilise) Ayasofya Kiliseleri ile İstanbul’daki Ayasofya Kiliselerinin camiye dönüştürülmesi nedeniyle şimdilik bu düşüncelerimden vazgeçtim. Belki bunun için de uzun bir süre gerekebilir.

2 YORUMLAR

  1. Hye Tert Sayın Yetkilisi,
    Yazımın üstünde ve altında bulunan yorumunuzu hayretle okudum. Yazılarım genellikle anı/ tarih niteliğindedir. Isteyen doğal olarak kaynaklarından araştırabilir. Ders notu yazma veya ders vermek iddiasinda değilim.
    Gördüğünüz yanlışı burada ifade edin ki okuyucular gibi ben de bilgi sahibi olayım. Şüpheli bir toz bulutu yaratıp çekilmeyin lütfen. Yakınlarımdan Istanbul’da bulunduğunuzu ve saygın bir kuruluş olduğunuzu öğrendim.
    Bu nedenle en kısa zamanda cevabınızı bekliyorum.
    Selâmlarımla
    Deniz KILICER

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here