Babacan: 10, 15 yerden huzur hakkı alanların huzurunu kaçıracağız

0

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 10, 15 yerden huzur hakkı alanların huzurunu kaçıracaklarını söyledi.

“Ben ve arkadaşlarım seneler evvel Türk lirasından 6 sıfırı atmıştık. Anlaşılan Sayın Erdoğan ve krizlerin ortağı Bahçeli, o sıfırları yeniden eklemekte kararlı. Ne yaparlarsa yapsınlar. Biz ülkemizi bu krizden de çıkartacağız evelallah.” diyen Babacan, Bursa İnegöl ilçe kongresinde şunları ifade etti:

“Bugünkü iktidarın iş bilmezliği sade ve sadece adaletsizlik üretiyor. Öğretmen atamalarının son halini izlediniz mi bilmiyorum. KPSS’ler böyle harmanlanmış. 2020’deki sınav sonuçlarıyla, 2021 sınav sonuçlarını aynı sepete atmış. Adeta, farklı gruplardaki yarışmacıların tek bir sıraya dizilmesi gibi bir çalışma yapmışlar. Bu nedenle, 2020’de KPSS’de kendi alanında Türkiye birincisi olan bir öğretmen yerine, ertesi sene kendisinden az daha yüksek puan alıp ama sıralamada yirminci olan bir öğretmenin ataması yapılabiliyor şu anda. Buradan ben bu kararı verenlere, başta Cumhurbaşkanına ve ilgili bakanlığa seslenmek istiyorum. Gençlerin umudu sizin böyle oyuncağınız değildir. Yeni icatlar çıkarıp yıllardır belli bir sınav geleneği varken bu geleneği bozup farklı yöntemler uygulamayın. 2020 ve 2021 KPSS sınavlarını ayrı bir takvimle ele alarak öğretmenlerimizin atamasını yapın. Hem üniversitelerdeki kontenjanları arttırıp hem de atama yapmamak gerçekten kabul edilebilir bir şey değil. Baştan sona adaletsizlik. İşte biz tüm bu adaletsizlikleri sona erdirmek için yola çıktık.

Bu iktidarın büyüklü küçüklü iş bilmez ortakları maalesef ekonomimizi batırdıkça batırıyor. Kongre salonlarına kocaman harflerle ‘güven ve istikrar’ yazmışlardı. Şimdi ortada ne güven var ne istikrar var. Devletin köklü kurumları madara edilmiş durumda. Bağımsız çalışması gereken kurumlar talimatsız iş yapamaz hale gelmiş durumda. Fakat talimatla yürüttükleri kurumlarda bile işler yürümüyor artık. Rakamları ayarlama enstitüsüne dönüşen TÜİK’in açıkladığı veriler bile şu anda hayat pahalılığının ülkemizde hangi noktaya geldiğini gayet iyi gösteriyor. Makyajladıkları rakamlar bile enflasyonu artık örtemiyor.

Otomotiv sanayiinden mobilyacılığa, tekstilden gıda üretimine kadar her alanda maliyetler arttı. Özellikle geçtiğimiz yıllarda, sanayi ile inşaat sektörü arasındaki dengenin bozulması, ekonomimizi darmadağın etti. 30 senelik sanayiciler ’30 senede sanayiden kazanamadığımı üç senede inşaattan kazanabilirim’ diye şikâyet eder hale geldi. Bildiğiniz gibi, benim bakanlık yaptığım günlerde defalarca bu konuda uyarıda bulundum. Hepsi basının arşivlerinde kayıtlı. Ben ve ekibim, daima, kaynakların adil ve etkin bir şekilde dağıtılmasını savunduk. Sanayiye, üretime daha çok kaynak ayrılmasından yana tavır koyduk. Ve biz bunları yaptıkça denge bozuluyor, bu tarafa biraz frenlemeliyiz ki kaynaklar öbür tarafa aktarılsın dedikçe bana ‘fren Ali’ diyenler bile vardı. Kolay rant oluşumunu, kontrolsüz harcamaları, engellemeye çalıştıkça laf arkasına laf saydılar. Ben bu milletin parasını hesapsızca, kitapsızca harcamak isteyenlerden olmadım. Onlara karşı çıktım. Onun için alnım açık başım dik.

Ama arkadaşlar, bugünkü tablo, o hesapsız harcamacıların, o ‘gaza basalım’ demelerinin eseri. Peki, sanayimize önem vermeyenler, yıllar sonra ne yaptılar? bir itirafta bulundular. Cumhurbaşkanı’nın imzaladığı bir belge yayınlandı biliyorsunuz. Bunun adı 11. kalkınma planı. Bu planda, ‘kaynakların, sanayi sektöründen ziyade, dış ticarete konu olmayan sektörlere yönlenmesiyle; üretkenlik arz eden alanların yatırım kompozisyonu içindeki payı görece azalmıştır’ aynen böyle yazıyor. Aynen böyle. Yani diyor ki ‘üretime yatırım yapılmadı.’ Ben de onlara diyorum ki günaydın! Yıllar sonra ‘sanayiyi ihmal ettik, Ali Babacan haklıymış’ demeye getirdiler. Ancak 11. kalkınma planında bu yazılsa bile hiçbir şey düzelmiyor. Rant çok tatlı, vazgeçemiyorlar. 

İnşaata bu kadar kaynak aktarıldı, ama günün sonunda, geldiğimiz noktada, mesela Marmara Bölgesi depreme hazırlanmış değil. Kiralar aldı başını gitti ülkede. Şimdi de öğrencilerimiz ‘barınamıyoruz’ diyor. Herhalde hiçbir yıl şu anda yaşadığımız kadar büyük bir barınma sorunu bu ülkenin gençleri yaşamamıştı. Kimsenin yüzü gülmüyor. Üreticinin durumu da içler acısı hâlde. Türkiye’de TÜİK’in makyajlanmış artık, mızrağın çuvala sığdırılamadığı enflasyon rakamlarına dahi baktığımızda üretici fiyat endeksinin bir yılda yüzde 45 arttığını görüyoruz. Ne üretici kâr edebiliyor ne de tüketici rahat alışveriş edebiliyor. Kaybet kaybet kaybet. Satın alma gücümüz yerlerde sürünüyor. Paramızın değeri gün geçtikçe azalıyor. Paramız pul oldu.

Sayın Erdoğan, ‘bana yetkiyi verin enflasyon da faiz de nasıl düşermiş, göstereceğim’ diyordu. Dün gördük ne olduğunu. Avrupa’nın en yüksek faizi, yüzde 19’luk merkez bankası faizini yüzde 18’e indirmeyi bir denediler. Dolar kuru arttı. Kurdaki bu artış hemen enflasyona yansımayacak mı? Kur artınca a’dan z’ye zam gelmeyecek mi? Sonra Erdoğan, ‘bu etiketlerle savaşacağım’ diyecek. Demeye de başladı. Gerçekten akla ziyan bir durum. Ve dürüst bir yaklaşım da değil bu. Kendi yanlış politikaları sebebiyle oluşan enflasyonun suçlusunu dönüp dolaşıp da esnaf olarak göstermek, vatandaşla esnafı karşı karşıya getirmek en hafif tabiriyle ayıp. Enflasyonun sebebi yüksek döviz kurudur, yüksek döviz kurunun sebebi de Sayın Erdoğan’ın kendisidir.

‘Faiz sebep enflasyon sonuç’ demiyor muydu? Eğer faiz gerçekten enflasyonun sebebiyse niye bir puan düşürüyorsun. Şöyle indir bir 5 puan, 10 puan indir ki, enflasyon da düşsün. Niye bir puan indiriyorsun? Madem faiz enflasyonun sebebi, şöyle görelim, 19’dan bir 10’a indir, 5’e indir, enflasyon da düşsün. Eğer teziniz doğruysa bunu yapın. Niye sadece bir puan indiriyorsunuz? O bir puan indirmenin kurdaki artışının dönüp dolaşıp enflasyonu vurmasını izliyorsunuz. Ama arkadan da ‘Enflasyonun suçlusu ben değilim esnaf’ diyorsunuz. Ayıp. Gerçekten yazık. Bu ülkenin tüketicisiyle, vatandaşlarımızla; üreticiyi, esnafı, pazarcıyı karşı karşıya getirmek çok çok yanlış bir iş. Bir Cumhurbaşkanının yapacağı iş değil bu. Fiyatların düşmesinin asıl metodu bolluktur, üretimdir. Çözüm burada. Ama üretim için yatırım lazım. Yatırım için güven lazım.

Geçti direksiyona bütün bir ülkede kelle koltukta gidiyor. Bakın Merkez Bankası’nın dünkü kararı var ya hiçbir rasyonel analize sığmıyor. Hiçbir bilimsel gerekçeye dayanmıyor. Yanlışı savunmak çok zor bir şey. Ama bütün ülke millet olarak kaybediyoruz. Dünkü karar tamamen siyasi talimatla alınmış bir karar. Buradan huzurlarınızda Sayın Erdoğan’a bir çağrıda bulunmak istiyorum. Daha evvel de söylemiştim, şimdi tekrar ediyorum. Bu Merkez Bankası başkanlarını getir-götürle hiç uğraşmayın diyorum kendisine. Merkez Bankası Başkanlarının adını mevsimsel başkana çevirdiniz. Daha evvel de söylemiştim: Merkez Bankası Başkanı olarak kendinizi atayın ve artık başkasına mazeret üretmeyin. Gölgenizle yönetmek yerine, kendiniz bizzat oturun, kendiniz yapın. Zaten talimatınız neyse onu yapmak zorunda kalıyorlar bunlar. Niye yapmıyor diye düşündüğümüzde, çünkü işler kötüye gidince faturayı keseceği birisi lazım. Olan bu millete oluyor. Olan esnafa, işçiye oluyor. Olan çocuklarımızın yarınlarına oluyor.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here