Babacan tavır siyasete güveni getirir mi?

0

Ali Babacan.. Mülayim, hırçın olmayan bir yapıya sahip. Yüzünde hafif bir tebessüm var. Konuşurken öfke sendromuna girmiyor. Sakince meramını anlatmaya çalışıyor. Karşısındakine pozitif bir enerji veriyor.

Bunlar, Türk siyasetinde çok alışık olmadığımız vasıflar. Siyasetimiz, uzun yıllardır gerilim hattında hayatta kalma mücadelesi veriyor. 

Gerginlikten beslenen bir siyasi anlayış.

Yeni parti kurma çalışmaları yürüten Ali Babacan’ın Habertürk’teki röportajı, Karar gazetesine verdiği röportajdan daha çok ses getirdi. Seveni, sevmeyeni herkes Babacan’ın açıklamaları üzerinden yorumlar yaptı. Kimi çok beğendi, kimi “yeni bir şey söylemedi” deyip “istemeyiz” moduna geçti.

İktidarın gelişmeler karşısındaki duygu ve düşüncelerini medya üzerinden bizlere aktaran yazara göre AK Partililere Ali Babacan ve yeni partiler konusunda konuşma yasağı getirilmiş.

“Görmedim, duymadım, bilmiyorum” moduna geçiş. 

Aslında bu yasak sadece AK Partililere değil aynı zamanda iktidar yanlısı medyaya da gelmiş bulunuyor. Onların şu aralar en büyük gözdesi Muharrem İnce olduğu için zaten Ali Babacan’ı görecek halleri yoktur. 

Eleştiri oklarını yöneltenler, Babacan’ı geçmişiyle vurmaya çalışıyor. Bugün içinde bulunulan durumun sorumlularından birinin de Ali Babacan olduğu iddia ediliyor. 

Reklam

Çevir kazı, yanmasın.

Ali Babacan ne söylese “ama sen de zamanında şunları yapmıştın” deyip güya ifade edilenler etkisiz kılınmaya çalışılıyor. 

Bu, İncil’de yazılı bir anekdottur: Zina yaparken yakalanan bir kadın, Hz. İsa’nın huzuruna getirilir ve onun taşlanarak öldürülmesi talep edilir. Hz. İsa, bunun üzerine şöyle der: 

“Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın!”

Babacan’ın ifadesiyle “ülkenin karanlık tünele girmesinde” toplumun tüm kesimlerinin vebali vardır. Kimseler bundan kendini arındıramaz.

İktidar, muhalefet, seçmenin elbirliğiyle bugünlere geldik. Elbette ceremesini de birlikte ödüyoruz. Önemli olan geçmişle uğraşmak yerine mevcut durumdan nasıl çıkılacağına kafa yormaktır. 

İnanın kimsenin kimseden bu anlamda bir üstünlüğü de yoktur. Ayrıca sürekli geçmişi kurcalayanlara baktığımda bugünlere gelinmesinde en büyük payın onlarda olduğunu görüyorum.

Peki, Ali Babacan ne söyledi?

Reklam

Aslına bakarsanız yeni, farklı, önemli bir şey söylemedi. AK Parti’nin yola çıktığı ilk yıllar dilinden düşürmediği şeyleri tekrarladı. 17 yıldır iktidar olan AK Parti, Babacan’ın yapmayı vaat ettiği şeyleri yerine getiremedi. 

Adalet, insan hakları, özgürlük, demokrasi, düşünce serbestiyeti konularında hep yerimizde saydık. 

Bunlar yetmedi, toplum kamplaştı, kutuplaştı. İnsanların birbirlerine olan sevgi ve saygısı kalmadı. Birleştirici rolü üstlenmesi gereken siyaset, tam aksine toplumu bölüp parçaladı. 

Hele siyasetçilerin kullandığı üslup tam anlamıyla insanları karpuz gibi ortadan ikiye bölüyor. “Hain”, “terörist”, “beka” gibi kavramlarla gerçeklerin üzerleri örtülmeye çalışılıyor. Konuşmaların içine bir de “öfke” tuzu eklenince yıkıcılık iki kat daha artıyor. 

Artık AK Parti iktidarının gitmesini istemek demek vatan hainliğiyle eşdeğer haline geldi. 

Bu karanlık tünelden çıkmanın yolu, en başta insana saygı ile başlayacaktır. Bunun yolu da siyasetten geçiyor. Birbirini suçlamak yerine, herkesin sorumluluğunu bildiği bir siyasi anlayış. İşte Babacan da röportajında sürekli ortak akla vurgu yapıyordu. 

“Ben” merkezli değil “Biz” merkezli bir yönetim anlayışı. İstişare kültürünün yeniden siyasete kazandırılması gerekiyor. 

Bakmayın birilerinin “Babacan’ın hırslı konuşmaması, öfke saçmamasının onun için bir kayıp olduğunu, Türk toplumunda bir karşılığının bulunmayacağını” söylemesine; tam bu noktada en büyük kazanç Babacan tavır olacaktır. 

Yoksa ortalıkta yeterince bağırıp çağırıp düşman üreten siyasetçi ve gazeteci mevcut. Bir yenisine ihtiyaç yoktur. 

Polemik üretmek yerine sorunlara çözüm üreten bir siyaset, her zaman kazanacaktır. Babacan’ın konuşmasında AK Parti ve Erdoğan’ı hedef almak yerine yapacaklarını anlatması, siyasetin kaybettiği güveni kazanma yolunda önemli bir adım olmuştur.

İktidar ve çevresinin Babacan’ın Erdoğan’ın ismini bir kez olsun zikretmemesine çok bozulduğunu anlıyoruz. 

Polemik yoksa gerginlik yoksa düşmanlaştırma yoksa ne yapayım öyle siyaseti? 

Anlayış bu.

Kim bilir Babacan yasağı da bu nedenle gelmiştir.  

Elbette bugünden yarına büyük bir değişim beklemek ham hayal olur. Toplum çok yıprandı, parçalandı. Toparlanması zaman isteyecektir. Ancak bir noktadan da başlamak gerekiyor. Babacan tavrı eleştirenler, genelde gerilim hattında hayat bulanlardır.

Tam 17 yıldır gerilim tünelinin içerisinden çıkamadık. Geldiğimiz noktaya bakar mısınız; Ali Babacan, hırçın davranmadı, sinirlenmedi, sorulara sakince cevap verdi diye toplumda bir karşılığının olamayacağı savunuluyor. Böyle insanların lider olamayacağı iddia ediliyor. 

Bundan daha büyük zarar mı olur?

İnandıklarımızı yaşamadığımız için yaşadıklarımız inancımız olmuş da haberimiz yok.

Hiçbir şey yapamasa da Ali Babacan, bu duruşuyla diğer siyasetçilerden 1-0 önde. 

Kim ne derse desin bu ülkenin Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu, Temel Karamollaoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu gibi siyasetçilere ihtiyacı var. Gerginlikten beslenmeyen, gerginlikleri bitirmenin yolunu arayan siyasetçiler ancak bizi düzlüğe çıkaracaktır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here