Babacan ve Davutoğlu’nun stratejik rolü?

19

Türkiye toplumu ve entelektüeli, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu siyasi oluşumlarının başarılı olup olamayacağını tartışıyor.

Bu konuda birkaç görüş var:

• Siyaset sahnesinde onların doldurabileceği bir “boşluk” henüz oluşmadı diyenler,

• Anketler, yeni siyasi parti oluşumunun gerekliliğini gösteriyor, iddialı siyasi oluşumlara dönüşebilirler diyenler,

• AKP’de kalıp, aksayan hususları düzeltme yolunu tercih etsinler diyenler,

• % 3-5 oranında oy alabilirler, bu hareket AKP’yi bölmeye dönük diyenler,

olmak üzere dört temel görüş belirtiliyor.

Sol siyaset; Ekrem İmamoğlu’nun “merkezi”, “sol tarafta” toparlayabileceğini, Ali Babacan’a alan kalmayacağı tezini ileri sürerek, “solun İstanbul başarısı” üzerine strateji geliştiriyor.

Reklam

Erdoğanistler; iktidarı kaybetme endişesi ile, bu iki hareketin AKP’yi “iktidardan etme” dışında bir işe yaramayacağını değerlendiriyorlar.

Samimi Müslümanlar; kazanımların kaybedilmesi endişesi ile, AKP parçalanmasın, Babacan ve Davutoğlu partide kalıp, partiyi eski rayına sokmayı denesinler görüşündeler.

Sosyolojik parametrelerle bakanlar; toplumdaki kafa karışıklığının farkında olmakla birlikte, muhafazakar toplum katmanlarının çoğunluğunun, henüz Erdoğan’la “bağlarını kopartmış olmadıklarını” ve solun; İstanbul seçimleri ve HDP ile dirsek teması sonucu, ciddi bir mesafe aldığını ve belirli bir “alanı kapatmaya” da muvaffak olduğunu düşünüyorlar.

Bu görüşleri dile getirenler, Babacan ve Davutoğlu’nun parti kurmasının netice alamayacağı görüşündeler. Yorumlar; bakış açılarına göre haklı aslında. Ama bakış açılarına göre sadece.

Yorum sahipleri ilk bakışta haklı görülseler bile, bu değerlendirmelerde “gözden kaçırılan” iki önemli parametre olduğu kanaatindeyim. “Olağanüstü şartlar” ve “kimsenin başaramamış olduğu”. Türkiye; demokratik parametrelerin tamamında dünya sıralamalarında en gerilerde “otokrat yönetimler kategorisine” geriledi. Sosyal medya muhalefetine bile izin yok.

Hatırlasanıza; barış masası devrildi, AK P Erdoğan’ın partisine dönüştü, “beka” hikayesiyle bütün muhalif hareketler şeytanlaştırıldı, medya % 90 iktidarın kontrolüne girdi, Kılıçdaroğlu linç edildi, mevcut yönetim anlayışına karşı fikir ileri sürenler terörist olmakla suçlandı, sivil toplum parti uzantılarına dönüştürüldü, anlayacağınız “mülk” şahsi mülk haline getirildi. Kalem, hakim güç oldu, kelamı yok etti.

Bu olağanüstü değişim süreci; parlamenter rejimi-tek adam rejimine, kuvvetler ayrılığını-tek kuvvet rejimine, barışı-savaşa ve kalkınmayı-ekonomik çöküşe, kültürel bütünleşmeyi-kültürel yırtılmaya, yerli sanayii-yabancıların hegemonyasına, uluslararası işbirliği ve ilişkileri-uluslararası çatışmaya, legaliteyi-illegaliteye, toplumsal barışı-toplumsal çatışmalara, devlete ve millete ait servetleri-şahsi servetlere dönüştürmeye, hukukun üstünlüğünü-üstünlerin koyduğu kurallara, halkın devletini-partinin devletine dönüştürdüğü bir netice doğurur.

Bütün bunlara ilaveten; bölgedeki Kürtler kaybedildi, Mısır-Suriye-Libya-Sudan-Irak-Balkanlar kaybedildi, Müslüman toplumların bir kısmı kaybedildi, Arnavutlar kaybedildi, AB kaybedildi, Trump hariç ABD kaybedildi, Türkiye’nin söz sahibi-karar sahibi olduğu NATO askeri organizasyonu kaybedildi, Arap devletlerinin büyük çoğunluğu kaybedildi.

Reklam

Türkiye’nin stratejik değeri, “taktik-lokal değer” ölçeğine indirgendi.

İnsanların; Erdoğan’ı eleştirmekten korktuğu, parti kurmaktan çekindiği, herkesin Erdoğan’ın askeri çözüm kararlarının arkasında dizildiği, HDP ile yan yana gelmekten kaçtığı, terörist derler diyerek “bebeklerin hapishanede tutulmasına” ses çıkartılmadığı, mahkeme tarafından suçsuz olduğu kararı verilmiş KHK’lıların işlerine iadesine destek verilmediği, insanların demokratik haklarını arayamadığı, aydınların tweeter-facebook-youtube-wikipedia vb.nin yasaklanmasına sessiz kaldığı, tarafsız gazetecilerin hapishanelere tıkılmasına, sokakta dövülmelerine ses çıkarılmadığı bir Türkiye’deyiz.

Böyle bir atmosferde; Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, niye parti kuruyor, karşılığı yok, iktidara gelemezler gibi söylemler; anlamsız, öngörüsüz ve stratejik adımları hesaplayamamak değil mi? Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun stratejik değerini görememek değil mi?

Meral Akşener’e; “yemekten” ramazan davuluna dönmüş biri tarafından, “kendi mabadına bakmayan kadın” hakaretinin edilmesine, sesini çıkaramayanların ülkesi Türkiye’de, cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen Abdullah Gül’ün bahçesine helikopterle genelkurmay başkanının indiği bir Türkiye’de, kaybettiği her seçimi iki defa yaptırmayı adet edinilmiş Türkiye’de, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, her türlü riski göze almış ve parti kuracağım demiş, biz; alkışlamak yerine, başarılı olup olmayacağını tartışacağız öyle mi?

Muhafazakar seçmeni hareket ettirmeye muvaffak olamayanlar; “canları burunlarına gelmiş seçmenin”, “onurları ile oynanan seçmenin”, İstanbul seçiminde İmamoğlu’nun 800.000 fark atmasını sağlamasını, kitleler “bir gecede” CHP’li oldu şeklinde yorumlayanlar, yanılıyorlar.

CHP’nin, HDP ve tabanı ile belirli bir yaklaşım gerçekleştirdiği doğru. Kılıçdaroğlu’nun; İYİ P ve Saadet Partisi ile anlamlı bir işbirliği oluşturduğu da doğru ve çok güzel. Ancak hepimizin gördüğü gibi, bu iktidar olunması için yeterli olmuyor. Bu tür denemeler başarılı olamadı. “Durumdan memnun olmayan muhafazakar seçmenin” % 15’i hala Erdoğan’ın yanında. Kim sökebilecek bu seçmeni Erdoğan’dan? Bir cevabınız var mı?

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu için, kıyamet kadar negatif söz söyleyebilirsiniz. Ama parti kurmayın, başaramazsınız diyemezsiniz. Zira sizler, 2011’den bu yana bu düzeni tersine çevirmeyi başaramamışsınız. 2015 yılından bu yana, Türkiye’nin içerisine düştüğü ekonomik çöküşten dahi, yeni bir iktidar çıkarabilmiş değilsiniz. 

Türkiye’nin içerisine düştüğü bu “berbat” durumdan çıkış, herkesin gayret göstermesi ile mümkün. “Kendi davamız” yerine “kamunun davası” güdülmeli. Fatih’in, deniz savaşı taktiği gibi, eldeki küçük gemileri çoğaltmaktan ve dev gemiye ayrı yönlerden, hep birlikte müdahale etmekten başka şans gözükmüyor. Her teşebbüs değerli, her gayret vatanseverce.

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun yeni parti kurma çalışmaları devam ediyor. Medyada yer alan kırıntı bilgilere göre; hem Babacan, hem de Davutoğlu Ankara’da çalışma bürolarını yakında açıyorlar. Yani siyasi oluşumlarını, bürokrasinin-devletin merkezine taşıyorlar.

Bu iyi haber, umalım medya ile ilgili bir girişimde de bulunurlar.

Kılıçdaroğlu’nun siyaset mühendisliğinde, İmamoğlu; İstanbul seçimleri sürecinde, “toplumsal yırtıklarımızdan” bir kısmını yapıştırmayı başardı, şüphesiz. Bu çok iyi. Ancak Akşener’in belirttiği doğru bir ifade var. “Erdoğan muhafazakar kitle ile aramıza bariyer oluşturuyor ve biz bu bariyeri aşamıyoruz”. Bu sözü bir kenara yazın ve lütfen sıkça tekrarlayın.

İşte Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, bu bariyeri aşmaya ve toplumsal parçalanmışlığın “muhafazakar aksını yapıştırmaya” geliyor. Bu toplumumuz ve demokrasimiz için çok önemli. 

Zira bu başarılırsa, bir adım sonrası; “demokrasi”, “kardeşlik”, “huzur”, “ekonomik sıçrama”, “kaliteli eğitim”, “hukuk”, “adalet”, “eşitlik”, “medeniyet” demek olacak.

Siyasi görüşümüz, etnik kimliğimiz, dini inancımız, mezhebimiz, meşrebimiz ne olursa olsun.

Her gayret muteber ve muhteremdir. Küçüğü büyüğü olmaz.

“Kilidi”, yeni oluşum/lar çözecek.

Herkese onları alkışlamak düşer.

19 YORUMLAR

  1. Böyle bir siyasi ortamda ne, nasıl denilir bilmem ama en doğrusu yazınızın sonundaki şu ifadeler olsa gerek :

    “Her gayret muteber ve muhteremdir. Küçüğü büyüğü olmaz.”

  2. Meral Akşener’e; “yemekten” ramazan davuluna dönmüş biri tarafından, “kendi mabadına bakmayan kadın” hakaretinin edilmesine, sesini çıkaramayanların ülkesi Türkiye’de, cumhurbaşkanı adayı olmak isteyen Abdullah Gül’ün bahçesine helikopterle genelkurmay başkanının indiği bir Türkiye’de, kaybettiği her seçimi iki defa yaptırmayı adet edinilmiş Türkiye’de, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu, her türlü riski göze almış ve parti kuracağım demiş, biz; alkışlamak yerine, başarılı olup olmayacağını tartışacağız öyle mi?
    Tam isabet nokta atışlar. Tebrik eder mesleğinizde ilerlemenizi temenni ederim. ” Allah ilminizi ve ferasetinizi artırsın” Dr.C.Haluk Özalp

    • Ali bey merhaba, değerli gramer katkılarınız için teşekkür ederim. Yazının içeriği konusunda yorumunuzu yazar kısınız lütfen? Bana bu yönde katkınız daha çok olacaktır, Türkçemi daha da geliştirmeye çalışıyorum. Kolay gelsin.

      • Merhabalar Adelina hanım,
        Yazınızın içeriğine tümüyle katılmıyorum. Birşey bütün bütün elde edil(e)miyorsa, tamamen yokta sayılmaz. Siz bir gazeteci olarak düşüncelerinizi yazmakta hürsünüz, ve bu yazınızda bunun ispatı. Herşey elbette mükemmel değil , hiçbir yerde olmadığı gibi. Bunu sağlamak için yola çıkan herkese başarılar dilerim. Bir okuyucu olarak önerim, ocakmedya sitesinin Yılmaz Özdil’i olmayın. Bunu söylemekteki kastım, bu yazınızda her biri bir köşe yazısı olmayı hak eden otuzdan fazla konuyu bir yazıya boca etmeniz. Ali Babacan beyin son iki açıklamasındaki hususlar, tek başına bir yazıya yeterli malzeme sağlıyor.
        Saygılarımla

        • Ali bey merhaba, değerli katkınız için teşekkür ederim.Bu görüşlerinizi bir gazeteye taşıyarak “yazar” olmanızı tavsiye ederim. Ancak benim yazılarımı anlamadığınız ve “kategorik olarak” karşı çıkma noktasından hareketle yazdığınız açık. Hangi konuyu eleştirdiğiniz “fikir” anlamında belli değil. Babacan’ı mı övüyorsunuz, mevcut iktidarın eksikliklerini mi örtmek istiyorsunuz, anlayabilmiş değilim.Yılmaz Özdil’in bir tek yazısını bile okumadım, uslubunu bilmem.Yazıların ana fikirleri vardır ve detay fikirler bu ana fikir etrafında yazıyı yönlendirir, ben de öyle yazıyorum. Demokratik bulmadığım ve Türkiye’yi felakete doğru sürükleyen gelişmeleri anlatarak Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun rolünün gerekliliğini anlattım, “olağanüstü şartlar” dediğim o. Ama anlamadığınızı görüyorum, ya da “amaç kötülemek sadece”. Niyet “halis” değil. Bahtınız yüreğinize göre olsun. Ali bey.

  3. Türkiyede herpimiz iktidara odaklı yaşıyoruz. Bir kişi parti veya görüş iktidar olmazsa gözümüzde değeri kalmıyor. Oysa iktidarlar doğası gereği değişir. Konuşma ve uzlaşma kültürümüzün eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğüm bu durumda farklı fikirler ortaya koyacak muhalefet yapacak partilerin de kıymeti olmuyor tabi.

  4. Babacan’ın da,Davutoğlu’nun da çıkışlarını değerli buluyorum.Babacan’ın sakin tavrı bağırmadan da siyaset yapılabileceği inancımızın hayata geçirilebileceğinin umudunu bizlere veriyor.

    Siyaset mahallesi sisler içinde.Bu şartlar altında ancak lafına sözüne dikkat edenler,ilkeleri esas alarak gaza gelmeden yerli yerinde konuşanlar bu sis dağıldığında zarar etmeyecekler.Gözün gözü görmediği bu şartlarda dolduruşa gelerek elinde tabanca sağa sola kurşun sıkanın ise hava düzeldiğinde bir geleceği olamayacağı kanaatindeyim.Mesela Meral hanım bence çok gaza geliyor.Huyunu bilenler “Sen şöylesin!”diye bir olta sallıyorlar,Meral hanım elinde terlik bağırarak meydana atlıyor:”Asıl siiiz!..”

    Yazarın üslubuna karışmak bence okuyucunun Hakkı değildir.Üslup,yazara ait bir kimliktir.Bu tarz müdahaleler hem haksız,hem can sıkıcı ve de moral bozucu oluyor.Ali beye sorsak yazıda “Meramı anlaşılmayan uzun cümleyi “gösterin diye;gösteremeyecek. Çünkü böyle bir cümle yok.Yazar yeri gelir uzun cümle kurar,yeri gelir kısa.Bu tamamen Ona ait bir tercihtir.Okurun eleştiri veya beğenisi fikirlere ilişkin olmalıdır.Yazarın üslubuna karışma hakkımız yoktur.Bense Adelina hanımın üslubunu beğeniyorum.

    • Uğur bey merhaba, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Meral hanımı MHP’den ayrılış sürecinden itibaren takip ettim, 2 kere de röportaj yaptım, televizyon adına. Ayrıca ocak medyada sanırım 2 tane de yazı yazdım, ona katkım olabilir düşüncesiyle. Ne diyeceğinizi ve hangi hedefe gideceğinizi biliyorsanız, yani sizin bir planınız varsa ve bu plana göre kadrolaşmışsanız,heyecen da katkı sağlar. Erdoğan’ın ve Bahçeli’nin bu tekniği kullanmalarının da işe yaradığını gördük. Tabi ki sakin tabiatlı çok sayıda çok başarılı lider de var. Kanada’nın başbakanı da var, Trump da var. Belki de herkes mizacına göre şekillendiriyor kendisini. Başarısı gerçekliği ile ilgili, Erdoğan2ın kaybı da buradan gerçekliğini kaybetti. Meral hanım gerçek gelmedi topluma. Kadro da çok kötüydü, fikri istikamet belirsizdi. Nereye geldi! Kolay gelsin

  5. Merhaba Adelina Hanım.Gerçekten siyasi analizleriniz mükemmel.Yeni oluşum diyoruz.Bu oluşumlar eksiklik varsa neden bunları dile getirmediler diğer partilerin oyu düşüncemi bu eksiklikler farkedildi. Elbet sıkıntılar mevcut.Herkes elini taşın altına niye sokmuyor.Hepimiz Sayın Cumhurbaşkanından bişeyler bekliyoruz.Türkiyemiz için daha çok çalışıp doğruları daha çok dile getirmeliyiz.Hiçkimse doğruları dile getirmezse bu sıkıntılar nasıl çözülecek.Ben yeni oluşumlar yerine sıkıntıların ortak bir noktada çözülmesinden yanayım.İlkönce kendimizi sorgularsak bizler vatan için iyi insanlar olursak bence sorun çözülür.Unutmayalım ki toplumları oluşturan bireylerdir vesselam.Ben 17 yıllık mesleğimden 2004 yılında açtırdığım hesap yüzünden Khk ile ihraç edildim.Muhafazakar milliyetçiyim.Vatanımı milletimi seviyorum.Ohal komisyonu savunmamı incelemedi bile.İdari mahkemeye başvurdum hakkımda idari ve adli soruşturma yoktur diye 6 yere yazmama rağmen hapis cezası vardır diye yazılmış karara okunmamış dilekçem.ALLAH’ın huzurunda masumsan bütün dünya suçlu dese ehemmiyeti yok.Lakin ALLAH’ın huzurunda suçluysan bütün dünya masum dese yine ehemmiyeti yok.Önemli olan HAK’tır.Ben biliyorum Devletim bunların üstesinden gelecek.At izi it izinden ayrılacak.Üzülüyorum ülkem adına ama başka Türkiyem yok.ALLAH devlete millete zeval vermesin vesselam.

    • Merhaba İSG Uzman. Değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Başınıza gelenlere üzüldüm. Adaletsiz bir devlet vatandaşında derin yaralar açar. Ben “devletçi” değilim. Ben “vatandaştan yanayım”. Vatandaşa hizmet devletin birinci görevidir. Vatandaşın görevi de devletini katılımcı demokrasi anlayışı ile şekillendirilmesine katkı vermek, yani belediyelerin yağacağı parktan, merkez yönetimin dış politik kararına kadar vatandaşın söz söylemesi, düşüncelerini belirterek yönetimleri etkilemesi çok önemli. Katılımcı demokrasi diyoruz buna. Dünya küçülüyor ve gelecek yıllar, devletlerin ilişkilerinin yanında bireylerin de birbirleri ile ilişkilerine sahne olacak ve bunlar hükümetleri etkileyecek. Şimdilik büyük iş adamları etkili olabiliyor ama gelecek bireyi daha öne çıkaracak. Kim neye göre suçlu, önce neye göreye bakmak lazım. Umarım özel durumunuz iyileşir. Kolay gelsin.

      • Çok teşekkür ederim Adelina Hanım. Sizin gibi aydınların olması sevindirici. Bireyler toplumu oluşturuyor. Avrupa ülkeleri için doğru birey öncelikli. Ama biz ortadoğu ülkesiyiz Avrupadan yüzümüzü Rusyaya çevirmedikmi. Bizim gibi ülkelerde devlet ön plandadır. Devlet birey için olması gerekir biliyorum ama bizde bireyler devlet için var. Umarım ülkemiz selametle muasır medeniyetler seviyesine çıkar.

  6. Adelına hanım! Maşallah, tebrıkler, eleştırı ve çözum önerılerınızle bırlıkte yazınızı güzel süslemışsınız.
    Allah ilminizi artırsın ve sağlıklı, huzurlu, uzun ömür versın.
    Azminiz ve guçlü karekterinizden gurur duyuyorum.
    Sızden ve sızı yetıştırenlerden Allah razı oisun.
    Allaha emanet olun.

    • Nurdan hanım merhaba, değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Dualarınız bana güç veriyor. Allah razı olsun. Gayretimi artırmaya bunun için çok okuyup, araştırmaya gayret ediyorum. Bir yandan televizyon çalışmaları, diğer yandan uluslararası kriz alanlarını araştırmam, beni de yaşlandırdı desem yalan olmaz. Ama Rabbim’e şükürler olsun, sizlerin desteği ile ilerlemeye gayret ediyorum. Kolay gelsin.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here