Bahçeli için savcıları göreve çağırdı..

0

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi’ne yönelik açıklamalarına tepki gösterdi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan Yeneroğlu, şunları söyledi: “Buradan savcılara çağrıda bulunuyorum. Devlet Bahçeli, Anayasa Mahkemesi’ni alenen aşağılayarak, Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesine göre suç işlemekte, savcılar derhal görevini yapmaları gerekiyor. Hukuk devletinin gereğini yerine getirecek bir savcı, bu ülkede kaldı mı gerçekten çok merak ediyorum.

Biz kendilerini bu konuda destekliyoruz. Hukuku, demokrasiyi, bu ülkenin geleceğini, milletin menfaatini düşünen siyasiler olarak milyonlarca yurttaş olarak bu ülkede savcıların, hukuka sadık olarak sayın Bahçeli ile ilgili cezai soruşturmayı başlatmalarını ve Bahçeli’nin yargı organlarını alenen aşağılayan tutumu sebebi ile kendisi ile ilgili Türk Ceza Kanunu’nun gereğini yerine getirerek süreci başlatmalarını talep ediyorum.

Malumunuz bugün ülkemiz Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinden tamamen sapmış bir durumda. 72 yıldır üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi’ne bağlı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde en çok ihlal kararı verilen ülkeler arasında ilk sıralardayız. Bu mahcubiyet bu utanç bize yetmiyormuş gibi bir de iktidar çıkmış şenlik havası içerisinde ‘vay be helal olsun bak inadına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını yerine getiremedik’ diye içeride propaganda yapmaya çalışıyor.

Propaganda yaptığı meselesinin özeti de masum bir vatandaşımızın bir kişinin ihtirasları neticesinde cezaevinde tutulması. 4 yıldan fazla, Osman Kavala, suçsuz bir biçimde ülkemizde cezaevinde tutuluyor. Buna göz yummak, bunu göz ardı etmek yarın öbür gün bu hadiselerin her bir başka vatandaşımızın başına gelebileceğini de kabullenmek manasına geliyor ki kesinlikle bir kişinin bir saat bile haksız yere gözaltında tutulmasını kabul etmemiz söz konusu bile olamaz. O sebepten dolayı da Cumhurbaşkanı’nın masum bir vatandaşımızı cezaevinde tutma inadından vazgeçip bir an evvel hukuk devletine geri dönmesi ve kendisini milletin efendisi değil milletin hizmetçisi olarak konumlandırıp artık bu hizmeti de yerine getiremeyeceği bilinci içerisinde bir an evvel ülkeyi seçime götürüp bu garabetten kurtarmasını kendisine tavsiye ediyorum.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bazı kararlarının uygulanmamasından dolayı meseleyi Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne iletmiş durumda ve ülkemiz Avrupa Konseyi tarafından yaptırıma maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Hukuk devletinin işlerliği ve medya özgürlüğü yolsuzlukla mücadelenin vazgeçilmez unsurlarıdır. Ancak ülkemizde bunlar büyük bir darbe almış adeta işlemez haldedir. Kamuoyuna yansıyan bakan seviyelerindeki yolsuzluk iddiaları hakkında bile hiçbir işlem yapılamamaktadır. Kapalı kapılar ardında bal tutan adeta parmağını yalıyor. Ülkede yolsuzluk ve rüşvetle iş yaptırılabiliyor olması diğer suçların işlenmesini de kolaylaştırıyor.

Birleşmiş Milletler Uluslararası uyuşturucu ve suç ofisince 2021 Dünya Uyuşturucu Raporu’nda Türkiye hakkında gerçekten çok vahim veriler açıklandı. Rapora göre 2019’da dünyada en fazla eroin ele geçirilen ülke 20 ton ile Türkiye oldu. İktidar eğer başarıdan bahsediyorsa elde ettiği başarıların başında ülkeyi adeta uyuşturucu cennetine dönüştürmesi oldu. Bu hükümet kara paranın aklanmasıyla terörizmin finansmanıyla ve yolsuzlukla mücadele etmesi mümkün değil çünkü bu bahsedilen olayların olabilmesinin tek sebebi bizatihi iktidarın kendisidir.

Terörle mücadeleyi bile kendi menfaatlerinize alet etmeyin. Yasal faaliyette bulunan dernek ve vakıfları terörle suçlamayın. Türkiye’nin uluslararası terör örgütlerinin para akışlarının sağlandığı bir merkez olmasının önüne geçin. Kara paranın aklanmasıyla samimi olarak mücadele edin. Kamu kurum ve kuruluşlarında şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini hayata geçirin.

Yargı bağımsızlığı dediğimiz zaman Sayın Bahçeli’nin aklına kendine tabi emir erleri geliyor. Yargı bağımsızlığından maalesef bunları anlıyor. Buradan çok açık ve net olarak tekrar söylüyorum, kimse kusura bakmasın hiçbir masum insanımız bir saat bile hukuksuz bir biçimde göz altına alınamaz. Sayın Kavala ile ilgili bu ülkede gerçekten korkunç suçlar işlendi. Saçma sapan tamamen verilerden yoksun iddialarda bulunarak dört yıldan fazla bir biçimde masum bir vatandaşımızı cezaevinde tutuyorlar. Bu yetmiyormuş gibi bir de çıkıyorlar iktidar ortağı Sayın Bahçeli, kusura bakmasın utanmadan bu insanlarla ilgili mesnetsiz suçlamalarda bulunup bu iddiaları tekrar ediyor. Türkiye’nin hukuk devletine dönmemesi için ellerinden gelen çabayı ortaya koyuyorlar ancak havalarını alırlar.

Yargı bağımsızlığı, yargının Cumhurbaşkanı’nın talimatlarına uyması değil aksine Cumhurbaşkanı’nın hukuka bağlı olmasını teminat altına alır. Bugün yargıçlar bıraksınlar Cumhurbaşkanı’na sadakat yeminlerini iki de bir tekrar etmeye yargı bağımsızlığının gereğini yerine getirerek Cumhurbaşkanı’nın hukuka uyması konusunda, hukuka saygılarının gereğini yetirsinler.

Belki Sayın Cumhurbaşkanı bilinçli olarak meseleyi kışkırtıp Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden uzaklaştırıp Avrupa Konseyi’nden de uzaklaştırarak daha despot bir ülke haline getirmeyi amaçlıyor. Bu hukuk devletiyle son bağlarını koparma noktasında bir girişime de dönüşebilir. Bu Türkiye için ciddi bir tehdittir. Türkiye için bu tehdit dışarıdan gelmemektedir. Türkiye için bu tehdit içeriden gelmektedir.

Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi mücadelesi verecek milyonlarca insan var. Büyükelçiler Türkiye’nin iç işleyişine böyle alenen sosyal medya üzerinden müdahale ederek bir şey yaptıklarını zannediyorlarsa, esasta haklı olmalarına rağmen, Sayın Kavala ile ilgili söyledikleri sözlerin tamamı doğru olmasına rağmen, uyguladıkları usul maalesef diplomasiye yakışmamıştır.

ABD Dış işleri Sözcüsü de büyükelçilerin 18 Ekim’deki Kavala çağrılarının Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesi ile tutarlı olduğunu söylemiş, esasta görüşlerinden feragat etmediklerini görüşlerini geri çekmediklerini sadece bu tutumlarının Viyana Sözleşmesi’nin gerekleriyle örtüşür olduğunu ifade etmişlerdir ki doğrusu Cumhurbaşkanı’nın içeride yapmaya çalıştığı propagandanın hiçbir karşılığı yok.

Suriye ilgili süreç gerçekten süreç, içler acısı bir süreç. Ülkemizi tehdit eden durumları da endişe ile takip ettiğimiz bir durumdur. DEVA Partisi olarak, bu tezkereye; birçok soruna rağmen, iktidarın politikasızlığına rağmen, öngörülemez bir tablo içinde Türkiye’yi ve kahraman askerlerimizi zorluklarla karşı karşıya bırakmalarına rağmen; sadece ülkemize yönelen tehditler karşısında ve bu tehditlerin bertaraf edilmesi, askeri mevcudiyetimizin kesintiye uğramaması ve o bölgede görev yapan askerlerimizin güvenliği için ‘evet’ diyeceğiz.”

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here