Baltık Savunma Planı? Neden Veto Ettik Şimdi Neden Onay verdik?

3

Bundan yedi ay önce NATO bir plan kurdu ve buna “Baltık Savunma Planı” adını verdi. Planın uygulanması için tüm üye ülkelerin onayına ihtiyaç vardı. ABD kanadı; Rusya’nın bölgede tehdit eden bir güç olarak etkisizleştirilmesi için buna ihtiyaç var dedi. Polonya 2010’da bu planı istemişti. Askıya alındı. 2014’de Kırım işgali sonunda tekrar canlandırdı. Aralık ayında ise plan kuruldu ve tüm üye ülkelerin oyları ile kabul edildi.

Bu planın amacı; Kırım’ı işgal eden Rusya’ya karşı Polonya, Litvanya, Estonya ve Letonya’nın sınır güvenliğinin korunması, hava savunma sistemlerini ve Rusya’nın bir ilhak planına karşı müttefik güçlerin süratle konuşlandırılmasına yönelikti.

Kabul edilen bu planın uygulamaya konulmasını bir ülke veto ediyordu; Türkiye.

Yedi ay sürdü bu veto. Cevapsız bırakıldı her çağrı. Her davet hatta her telefon. İstediğimiz basit bir şeydi. PYD ve YPG’nin terör örgütü olarak tanınması…

Türkiye bu planın uygulanmasına direnerek, stratejik olarak Rusya ile ilişkilerini canlı ve sağlıklı tuttu kaldı ki Rusya’nın mevzu bahsi geçen Baltık Ülkelerini işgal etme gibi bir amacı olacağını sanmıyorum ama Kremlin, planın ilk zamanlarında Polonya’nın bu plana dâhil edilmesi sonunda Rusya için bir tehdit oluşturacağını söylemişti. Plan son veto eden ülke Türkiye’nin onayı ile uygulama aşamasına geçildi. Şimdi, Polonya Rusya için bir tehditte dönüştü. Türkiye sayesinde. Rusya ile olan ilişkilerimiz bundan sonra nasıl şekillenecek o da ayrı bir merak konusu oluşturdu.

Ancak asıl amacımız bizim Rusya’ya güzel görünmek değil PYD ve YPG’nin terör örgütü olarak tanınmasıydı. Ancak bu yapılmadı. Ve dün öğlen saatlerinde Letonya Savunma Bakanı Raimundas Karoblis basın mensuplarının önüne çıktı ve “Ankara’nın bu konuda direnci, tüm üye ülkelerin baskısı sonucu kırıldı. Baltık Savunma Planı artık uygulama aşamasında. Londra’da varılan antlaşmanın hayata geçecek olması NATO için büyük bir başarıdır” dedi. Ardından Litvanya Dış İşleri Bakanı Linas Linkevicius ise AFP kanalına önce Türk Mevkidaşı Çavuşoğlu’na teşekkür etti ve “Mesele çözüldü ve plan onaylandı. Türkiye yapıcı davrandı, her zaman olduğu gibi çıkarlarını güçlü şekilde savundu ve eylemleri hiçbir zaman Baltık ülkelerini hedef almadı. Durumu dramatize etmemeliyiz, olumlu sonuçlanmasından memnunuz” dedi.

Biz elbette ki, Baltık ülkelerini hedef alamayız. Ama yaptırım gücümüzü, kendi çıkarımız olan “PYD ve YPG’nin Terör Örgütü” olarak tanınması yönünde kullanmalıydık. Kullandık ve başarılı olamadık. Başarılı olamamamız oldukça net; Çünkü istediğimizi alamadık ama istediklerini verdik. Bu direncin yedi aylık ömrü varmış yani. O da doldu ve öldü.

Akla şu soru geliyor; bizim direncimizi kıran ne olmuştu? Neden yedi ay sürdü? Madem kabul edecektik neden direndik? Madem direndik neden kabul ettik? Yedi aylık bir çıkar mı vardı? Çıkarlarımıza bu yedi aylık direnç sonunda elde ettik mi? Umalım da; diplomatik – bürokratik – askeri ve siyasi olarak hanemize bir eksi daha işlenmez.

Reklam

“Taviz, tavizi doğurur” derler ama umalım ki bu sadece “denilmekle” kalsın.

Ortada bir taviz var mıydı, tavizi veren görünürde bizken ne kazanmıştık bu tavizin sonucunda? Bu kadar gardımızı düşüren “kazançlarımız” nelerdi? Letonya’da – Estonya’da aileler daha rahat uyusun mu dedik? Ki Riga’da sokaktan geçen 10 kişiden 4’ü Rusya’ya bağlanmamın onlar için daha iyi olacağını düşünürken NATO’nun onlar için böyle bir karar alması komikken ne oldu gerçekten? Basit bir soru; ne oldu? Bu konuda ciddi bir makamdan ciddi bir bilgilendirmeye hepimiz çok ihtiyacı var.

Anlık değişen Dış Politikamız, ülke gündemimizin bir sürü fuzuli konuyla meşgul edilmesi, liyakatten eksik bürokratlarımız, diplomatlarımız hatta yabancı dil bilmeyen dış işleri personelimiz olduğu sürece acaba kaç tane daha böyle “bilinmezlik” ve “anlamsızlıklarla” dolu antlaşmalara bir veto edip bir onay vereceğiz? Bir ülkenin dış politikası bir kazanç elde etmeden taviz verir mi? Madem elde avuçta sıfır olacaktı neden direndik? Aynı şey diğer modern ülkelerin dış politikalarında olsa bu kriz böyle sessiz sedasız hiçliğe gönderilir miydi? Yoksa yer yerinden mi oynardı?

NATO eğer YPG’yi terör örgütü olarak tanısaydı ve sonra biz bu antlaşmaya onay verseydik günlerce yazılı ve görsel basında okuyup, izleyip, dinlerken, birileri çıkıp zafer naraları atıp, “Ey Avrupa!” , “Ey Nato” diye hatiplik yaparken neden sessizce bu haberi Avrupa Ajanslarında okur olduk?

Evet, Hükümet politikası. Ama bu kadar zayıf bir politika nasıl olur? Kabul edilebilir ama mantıken birilerinin çıkıp şunu sorması sorun olmamalı; “Baltık Savunma Planına yedi ay boyunca NATO, YPG ve PYD’yi terör listesine almadı diye direndik. Ve hala almadı. Peki, biz neden onay verdik?”

Basit insanların, basit soruları… Bunları cevaplamakta bir o kadar basit olmalı…

3 YORUMLAR

  1. Basit insanların basit soruları demişsin ama aslında o kadar zor bir soru sormuşsunuzki buna cevap verecek yürekli biri yok serkan yıldız

  2. C’est absolument magnifique. Je ne m’attendais pas à autant à Serkan Yıldız. Cependant, il devrait être publié dans d’autres langues. Je félicite mon ami.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here