Başımıza gelenler kader mi, seçim mi, tesadüf mü?

1

Daha önceki bir yazımda hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, yalnızca vuku bulma haline izah girdiğimiz şeyleri tesadüflerle izah etmeye çalıştığımızı yazmıştım. 

Şimdi de tesadüf dediğimiz şeyin seçim ile rastlantısallık arasındaki bağıntıyı izah etmeye çalışacağım.

Merak etmeyin olayı olasılık hesapları üzerinden rakamlarla izah etmeye çalışmayacağım, hepsini bildiğiniz ve gün içinde yaşadığımız olaylarla izah etmeye çalışacağım. Çünkü her olayın hem seçimlerle bir ilişkisi var hem de rastlantısallıkla ve doğrusunu isterseniz biz olayı hangi şekilde izah etmeye çalışırsak çalışalım mutlaka bir sonuca varırız, zira bir sona gitmeye şartlıyız. Bunun nedeni kendimize bir düşünce kontrike -empoze- etmemiz değildir, sonuca varmanın bizimle direkt bir ilişkisinin olmasıdır; kontrikasyon ise sonucun tayin edilmesinde bir faktördür ki, olasılıkta bileşim noktasını da o faktör tamamlamaktadır.

Peki, eğer olasılığın bileşim noktası kendimize kontrike ettiğimiz bir düşünce ise o zaman seçme yetimizin fonksiyonu nedir? Çünkü olasılık neredeyse seçme şartına hiç yer bırakmadı. 

Ama biz seçimlerimizle yaşadığımızı ve her olayda mutlaka bir seçme payımızın da olduğunu düşünüyoruz, yoksa yanılıyor muyuz?

Olasılık mutlakıyete işaret etmiyor, ama tüm olayı olasılıklara irca ettiğimizde ise geride seçim diye bir şey kalmıyor ve ortada bir seçim yoksa amaçta kalmıyor, her şey kaderciliğin kendi belirsizliği içinde kaybolmaya başlıyor.  Kader ise takdir edersiniz ki önceden hükmolunmuş bir yazgıya işaret ediyor. 

Bizim sorunumuz olayları kendimize izah etmekle ilgilidir, biz bir sorunu kendimize izah edemediğimiz sürece o bizim için sorundur ve olayı bu şekilde, yani bir sorun şeklinde almamız bizim kaygımıza esas belirli sonuçlara gitmemize nedendir. Burada ise amaca esas bir netice almasak da sonucun seçili bir netice olduğunu ve burada kaderin bir rolünün olmadığına işarettir.

Galiba ‘kader, seçim ve olasılık’ diye üç sorunumuz var ve hangisinden girersek girelim onu doğrulama şansımızda… 

İlginç oldu, çünkü bunların her biri normalde diğerini çürütüyor.

Biz en iyisi olasılıkların girdabından çıkalım ve konuyu daha somut bir örnekle somutlamaya çalışalım. Bir yolda yürüdüğümüzü ve yol boyu ilerlerken farklı zamanlarda on dilenciye rastladığımızı ve sekizinci dilenciye kadar meteliğimize bile kıyamazken, sıra dokuzuncu dilenciye geldiğinde kesenin ağzını açtığımızı, adamı bol bir bahşişle ödüllendirdiğimizi düşününüz. 

Bu sizce öylesine bir tesadüf mü, seçim mi, yoksa kader midir? 

Muhtemelen dokuzuncu dilencinin ihtiyaç sahibi olduğuna dair bizde bir kanaat oluştu, ya da o esnada içimizden o dilenciye bir şeyler vermek geldi. Merak etmeyin, size ‘neden’ özellikle o dilenci diye sormayacağım, çünkü kendimize o şekilde bir soru empoze dersek kendimize o yönlü bir cevapta empoze etmiş oluruz. Onun için izin verirseniz konuyu biraz daha açalım. 

Muhtemelen dikkatinizi çekmiştir, sizin pozitif yaklaştığınız kişi de size pozitif yaklaşıyor ve gerçekte hanginizin o anki durumu diğerine o olumlu yönelimi veriyor onu bilmiyoruz, çünkü o düzeyde bir görüye sahip değiliz; ama durumu ifade edemesek de suptil manada olumlu iki tür enerjinin birbirlerini olumlu etkilediklerini ve bizi bir şekilde bonkör davranmaya ikna görüyoruz. 

Tabii şayet burada iki farklı enerjinin uyuşması karara etkense bu, bu durumda izahta tesadüflere yol veremeyeceğimizi ve böylesi bir izahla işin içinden çıkmayacağımızı gösterir. 

Ancak bu arada tesadüf dediğimiz şeylerin de izah getiremediğimiz şeyler olduğunu unutmayalım. 

İyi de on kişi içinden dokuzuncusunda karar kılıyorsak bu bir seçim değil midir? 

Yoksa bu gerçekten bir tesadüf mü?

Acaba onun bizi seçmiş olması da bir olasılık olabilir mi?

Eğer işi olasılığa irca edeceksek, onun bizi seçmiş olmasını da bu olasılık yüzdesine dahil etmeliyiz ve dahası biraz tesadüf payını, çünkü tesadüf payı da olasılık gibi bize farklı ihtimalleri değerlendirme alanı açıyor. 

Unutmayın oranlama yüzdelerimiz aynı zamanda kendimizi belirli bazı doğrulara yönlendirme yüzdemizdir. Yönlendirme ise genelde sebebe müncer, bizimle ilgili bir neticedir. Çünkü olayların okuyucusu biziz ve sebep olaylara dair bir netice değil, bize dair bir çıkarsamanın sonucudur. 

Peki, onun bizi seçmiş olmasının tesadüfler içindeki yüzdesi nedir? 

Çünkü işi tesadüflerle oranladığımızda alan açılmakta, keyfiyete bağlı bir oranlama yapma şansı da ortaya çıkmaktadır ve buda bize bizim onu seçtiğimiz kadar karşı tarafın da bizi seçmiş olmasını yüzdeye dahil etmektedir.  

Suptil manada bir takım enerji frekanslarıyla kafanızı karıştırmaya çalışanlardan hoşlanmadığınızı biliyorum, onun için kafanızı soyut şeylerle karıştırmaya çalışmayacağım, yapabilirsem meramımı daha çok günlük olaylar üzerinden örnekler vererek anlatmaya çalışacağım. 

Bizler aslında açıklamasını yapamadığımız pek çok şeyi yaşarız ve farkında veya değil yalnızca cevabımız olmadığı için onları tesadüflerle izah etme yoluna gideriz; çünkü cevaba ihtiyacımız var ve tesadüfler bir cevap olmasa da bize hiç cevapsız olmaktan daha iyi geliyorlar. 

Gerçekte biz arkadaş seçerken, sevgili seçerken, sadaka verecek adam bile seçerken mutlak anlamda iradi bir seçim yapıyor değiliz, ama öyle düşünmek istiyoruz, çünkü bunun tersini düşünmek kontrol dışı hareket ettiğimize işaret olur ki, bunu düşünmek bile istemiyoruz.  

Bilirsiniz, pek çok ticaret erbabı kapıdan girenin alıcı müşteri olup olmadığına karar verir ve bunu genelde giriş yapanın giriş biçiminden veya daha farklı bazı davranışlarından çıkarsadığını söyler. Ama nedense giriş yapanın da kendisini seçmiş olabileceğini hiç düşünmez. Oysa dilencideki örneğimizi hatırlarsanız, bizde pek çok dilenci atlamış sonra birinin üzerinde karar kılmıştık.  

Diğer bir örnek verirsek; çoğu erkek tavladığı kızı kendisinin tavladığını düşünür, haklı da olabilir, ama gerçekten ilk kapıyı tıklatan kendisi midir? Yani fark ettiğine o mu kendisini fark ettirmiştir, yoksa zaten bu fark onun bu farka varması için miydi? 

Herkesin sonuçtan kendi istediğini çıkarması iyidir, ancak farka varma veya farkı yaşamada hangisi doğrudur, sanırım bunu iki tarafta bilmemektedir. 

Muhtemelen biz bu sorunu ihtimal hesabı uzmanlarına havale edersek, bize söyleyecekleri bir kısım rastlantısal hesaptan ötesi olmayacaktır.

Neye inanalım, çünkü rastlantısalıkta en ufak bir sayı bile tüm o sayısal hesaplarımızı alaşağı etmeye yeterlidir.  

Bir kısım hesap uzmanı bir süredir bu tür hesapların olasılık değerleriyle ilgileniyor. 

Bir kısım mikro fizikçi ise böylesi karşılıklı uyuşan -veya çatışan- enerji hareketlerini gözlemliyor.

Evet, buna birde çatışanları ilave ediyorum, çünkü verdiğim tüm örneklerin birde karşı tezleri var.

Hani “kalp kalbe karşıdır” derler.

Bunu neden söylediklerini hiç düşündünüz mü?

Öyle ya, sevdiğiniz kişi size aynı karşılığı veriyor veya itici bulduğunuz kişi de sizi aynı şekilde itici buluyor.

Yani siz olaya en azından bu kadar vakıfsınızdır; zira itici bulduğunuzla işiniz olsun istemiyorsunuz ve işiniz de genelde olmuyor.

Belli ki o da sizden sizin ondan aldığınızı alıyor olacak ki, size verdiği de sizin ona verdiğinizden pek farklı olmuyor. 

Hasılı, keramet nerede ise ne sizin onunla bir işi oluyor ne de onun sizinle.

Lütfen burada bir şekilde sahte kapışmalarla dikkatinizi üstüne celp etmeye çalışanları işe karıştırmayın, çünkü onlar gerçekte frekanslarınızın uyuştuğu kişilerdir ki, zaten öylelerin yaptığı da tatlı iğnemelerle dikkatinizi kendi üstüne çekmeleridir. 

Bunlar, birilerin sıkça dile getirdikleri o kötü enerji veya iyi enerji dalgaları değildir, bu bütünüyle içinde bulunduğunuz, sizin durumunuza esas karşınızdaki kişiye yansıttıklarınızdır; dahası, soyutlamanız iyi de olsa kötü de olsa tümü sonuçlara dair birer çıkarsama, sizin neticeyi tanımlama şeklinizdir. 

Yani gerçekte biz hangi enerji iyidir veya kötüdür bilmiyoruz, bu yalnızca sonucun bizimle ilişkisi üzerinden vardığımız bir neticedir. 

Davranışlarımızın önemli bir kısmı kontrol dışıdır, ama yine de bir amaca esaslar ve nedense hedeflerini hiç şaşırmıyorlar. 

Hatta bilerek yapsaydık muhtemelen bu davranışların çoğunda bu denli başarılı olamazdık.

Bu aslında hayatta rol yapmadığımız tek noktadır, çünkü o dilsizliğimizin dildir. 

Eğer her şeyin seçicisi biz olsaydık muhtemelen hayata dair her şeyi de kontrol edebiliyor ve o görmediğimiz tüm o enerji dalgalarını da yönetebiliyor olurduk.

Mikro fizikçiler bize bunun mümkün olmadığını söylüyorlar, çünkü tüm kontrol dehamıza rağmen elektronların belirli bir kurala uymadıklarını bir kısmı beklendiği gibi varlık gösterirken diğer bir kısmının da beklenenden farkı olarak varlık gösterdiğini ve bir hedefe yönlendirildiklerinde bile farklı tepkiler verdiklerini söylüyorlar. 

Belli ki belirsizliğin bir prensip olması şartı buradan besleniyor ve bazıları da bunun davranışlarımızla bir ilişkisi olduğunu düşünüyor olacak ki davranışlarımızı da o belirsizlik prensibine göre izah etmeye çalışıyor. 

Sizce de doğru olabilir mi?

1 YORUM

  1. Başımıza gelenler kader mi, seçim mi, tesadüf mü?

    -El cevap; Kesinlikle tesadüf değil!

    …..
    Kader-kısmet, seçim-kader,
    Gelecekten var mı haber?
    Bu iş yalnız O’na kalmış!
    Aranmazsan vermez keder!

    Ne zannettin, ne sanırsın?
    Gel özgürlük! sen de varsın,
    Seçimini kendin yapar,
    Kaderini hazırlarsın!…
    …..

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here