Başkan Erdoğan, Reis Erdoğan’a Karşı

0

1994 yılında Cumhurbaşkanı Demirel bugünkü zihniyette olsa ve taze belediye başkanı olan Refah Partili 39 yaşındaki Erdoğan’ın yetkilerini azaltmaya girişse, muhtemelen tam 25 senedir ülkede hep yukarı yönlü çizgi ile öne çıkan bir liderden yoksun olurduk.
Teşbihte hata olmaz; kanatları koparılmış bir kuş gibi her yırtıcı canlının avı olurdu böylesi bir belediye reisi.

AKP’nin 2019 Türkiye’sinde demokrasiye karşı cüret ettiği işlerin, bırakın tamamı sadece onda biri bile söz konusu olsa tarih yeniden yazılırdı.

Kimse seçimleri yeniden yapmaya cüret etmemişti. Kimse belediye yetkilerini elden almaya niyetlenmemişti. Kurumsal olarak kimsenin elinden işi, yetkisi, otoritesi alınmamıştı. Suçun şahsiliği ilkesi vardı. Belediyenin başkanı değişse de partisi değişmiyordu.

AKP’yi bugünlere getiren süreçte ne yapılmadı ise, görülen o ki deneniyor. Son ilginç deneme Boğaz Başkanlığı kurup İstanbul Belediyesinden rol almak ya da doğru deyimle rol çalmak.
Çalınan ya da alınan rolün aslında belediyeyi etkisiz ve yetkisiz kılmak anlamına geleceği aşikar. Madem İstanbul Belediyesinin bu kabil bir müdahaleye ihtiyacı vardı on yıllar boyunca neyi bekledik?

AKP yönetme erkini tek elde toplama işini abartmakta sıkıntı görmese de, dışarıdan görülen tablo gayet bulanık.

Belediye seçimleri kaybedildi ve İstanbul’un yönetim sistemi değişiyor. Bunu öngöremeyip kurgulanan başkanlık sisteminin kabahatini Burhan Kuzu’ya atmak mümkün olabilir. Lakin Burhan Kuzu bile bunu öngöremediyse, hangi akıl bir şehri yönetmede, yöntemi seçimi kazanan partiye göre tanzim eder.

İstanbul’un rantını tüketirken buna dair özeleştiriden geri durmayan AKParti’nin, artık sadece tek kişinin iradesinden ibaret olduğu giderek belirginleşen yönetme aklı aslında bize bu özeleştirinin de ne denli sahte olduğunu gösterdi.

Gerçekten kendisiyle hesaplaşan bir iktidarın yapması gereken halkın da tercihine saygı göstererek seçimi kazananın icraatını beklemek olmalıdır.
Merkezi iktidar olarak, halkının yararına olan her hizmeti desteklemelidir.
Oysa bunun tam tersini görüyoruz.

Reklam

Yönetme iradesi her şeyi kontrol etme ve rant kanallarını kendine çevirme dışında bir fikir üretmiyor. Bunun neticesinde karşımıza çıkan ise kuralsızlıkla malul bir çerçeve.
Bu çerçevenin ise unuttuğu en önemli gerçek; gücü kaybetmemek için yapıldığı belli olan bu icraatın tam da kendi ideallerini hiçe sayması.

Erdoğan belediyelerin üzerinden elde ettiği gücü vermemek için, belediyelerin gücünü yok etmekten geri durmayacağını bize gösteriyor.
Aslında bu biraz da kendi doğrusunu reddetmek değil midir?

Erdoğan’ı biz Reis olarak biliriz.
Ve bu Kızılderili Reisi değildir.
Bu İstanbul Şehremini yani Belediye Başkanı için yapılan kısaltmadır.
Başkan Erdoğan kendi geçmişine ve onu başarıya götüren Reisliğe yönelik ortaya koyduğu tutum ile belki de “Reis” kavramının da içini boşaltmış oluyor.

Başkan Erdoğan eğer bir Reis Erdoğan anımsıyor olsaydı, eminim ki iktidarının ilk yıllarında ne denli zor ama keyifle yaptığı işlerin onu merdivenlere tırmandırdığını da anımsardı.

Belki de kendisinden sonra gerçek manada büyük çabalarla gelen ilk Reisin kanatlarını koparma ve onu uçmaktan alıkoyma çabası tam da bu yüzden kendisini de yok saymak manasına geliyor.

31 Mart’ta kazandığı seçimi hiçe sayarken de benzer bir duyguyu yaşatmıştı İmamoğlu’na. Zaten İmamoğlu bu son planları 31 Mart’ın yenilenmesi ile mukayese ederken tam da bunlara atıf yapıyor. Seçimi yenilemede yapılan hatanın seçimden sonraki meşruiyete bir taarruzla tekerrür ettiğini ifade ediyor.

İmamoğlu sadece eşit koşul talep ediyor. Ülkenin Başkanı olduğunu ifade eden bir makamın Belediye Reisinin yetkilerinde gözü olmasının trajikliği bir yana, bu konudaki çabaların varacağı noktayı hayal edemiyoruz.

Erdoğan 25 sene öncesine dönüp bakmalıdır.
Eğer başarılı bir siyasi kariyeri temerküz ettiğine inanıyorsa, kendisinin çok önce alıp kullandığı yetkileri talep etmek buna tam da zıt bir duruş demektir.
Halbuki empati; insani duyguların belki de en kıymetlisidir. 

Reklam

Türkiye; makamların bir bayrak yarışı ve silsile ile el değiştirdiği, akışı ileri bir ülke olmalıdır.
Hiç bir nehir terse akmaz.
Hiç bir taş havaya düşmez.
Dün dünle gitmiştir.
Bu gerçekleri 25 senede öğrenememek, bu ülke için hiç de yakışık alan hal değildir.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here