Başkanları aldık görevden… Onlara oy verenleri ne yapmalı? Ak Parti Genel Merkezi’nin hali…

0

Türkiye’yi geçmişten bugüne Kürt sorunu kadar yoran başka bir konu var mı acaba? Birileri ‘Türkiye’nin Kürt sorunu yok’ dese de, yok demekle yok olmuyor. Üstelik gün güne azıyor. Sebep, çözümü yanlış yerlerde aramak… Terör belası ile iç içe geçmiş bu meseleyi nasıl çözeceğimize karar vermek zorundayız. İnsan haklarına ve demokrasiye daha çok yer vererek mi, yoksa başka bir yolla mı? Başka yol var mı? Varsa nedir? Silahla çözülmüyor bu sorun. Siyasal çözümü baltalayanları ve onlara çanak tutanları tarih dede elbette not ediyordur. 

Belediye başkanlarına görevden el çektirilmesini yanlış bulanlar için, kolayca PKK yanlıları diyenler var. Bunlara aldırmıyorum. Ancak bu anlayıştakilerin siyasal çözümü engelleme anlamında en az HDP kadar sorumlu olduklarını yazmadan edemem. PKK ile arasına mesafe koyamadığı için HDP de siyasal çözümü engelliyor, yanlış üstüne yanlış yöntemlerle terör ile mücadele ettiklerini sananlar da… 

Diyarbakır, Mardin ve Van Belediye Başkanlarının görevden alınması Kürt sorununun halli yolunda atılmış bir adım değil. Anlaşılan terörist öldürmekle terörü sona erdirebileceklerini sananlar bu konuda baskın çıkıyorlar ve demokrasi yolunu kapatıyorlar. Şu anda uygulanan yöntemlerle terör bitmez ama var sayalım ki bitti. Bu, Kürt sorununun da bittiğini göstermez. İç barışın sağlandığını hiç göstermez. Kürtlerin iç huzursuzluğu nasıl sona erecek sorusuna cevap değildir bunlar. Aslında Ali Bayramoğlu da olan biteni Kürt meselesi ekseninde değerlendiriyor ve hayal kırıklığını ağlamaklı bir halde haykırmaktan geri kalmıyor Ankara çıldırmış olmalı başlıklı yazısında. 

İçişleri Bakanının başkanları görevden alma yetkisi var. Ama bu yetkiyi kullanırken ortaya konan bir delil yok, mahkeme kararı yok, görevle ilgili olması gereken soruşturma kovuşturma yok, sadece kanaat var. Ben bu işin detayına girecek değilim. Fakat gerçek bir hukuki değerlendirme için daktilo1984.com sitesindeki Avukat Ali Gül’ün  “Görevden Uzaklaştırma Kararlarının Değerlendirilmesi – Şimdi Ne Olacak?” başlıklı yazısına bakılabilir. Maksat üzüm yemek olmayınca yol bulmak kolay oluyor.

Ne İçişleri Bakanının, ne durmadan gaz veren Devlet Bahçeli’nin, ne de Ak Parti Genel Merkezindeki hazeratın İmralı mektubu okunurken, Öcalanlar’dan biri TRT’de boy gösterirken gıkları çıkmadı. Şimdi önlerine kim çıksa PKK damgasını basmaya hazırlar. Türkiye, Kürt meselesini siyaset içinde halletmeden güçlü bir devlet olamaz. 

İşin önemli tarafı bu başkanlara oy vermiş olan büyük bir kitlenin içine düştüğü ruh halidir. Bu mu çözüme ve barışa hizmet edecek? Başkanları aldık görevden ama onlara oy verenleri ne yapacağız? Onları da mı terörist ilan edeceğiz? Her şeyi bir güvenlik meselesi haline getirerek ve küçüklü büyüklü krizler çıkararak ülkeyi yönetmek ancak belli bir süre mümkün olur. Daha sonra yönetilemeyen bir ülke çıkar ortaya, yönetim krizleriyle boğuşmak zorunda kalırız. Bundan özenle kaçınmak zorundayız. Bana şehit ailelerini göstererek itiraz edecekler olduğunu biliyorum. Şehitlerimize rahmet dileyelim ama bundan sonra anaların yüreği yanmasın, şehit cenazeleri gelmesin istiyorsak siyasal çözümü göz ardı etmeyelim.

Türkiye demokrasi dışı uygulamalarla kendi içinde çözebileceği Kürt sorununa uluslararası bir nitelik kazandırmak gibi tehlikeli bir yolda ilerlemektedir. Tarihte bunun çok örneklerini gördük. Bu anlayış, Türkiye’yi içine kapatmak isteyenlerce şiddetle savunulmaktadır. Aklı başında hiç kimse Türkiye’nin ne uluslararası kuruluşlardan dışlanmasını ne de ilişkide bulunduğu ülkelerle münasebetlerini kesmesini ister. 

Kürt meselesini Suriye meselesi ile birlikte ele almak gerekiyor artık. Amerika ve Rusya, Suriye’de farklı taktikler peşinde. İlan edilmeye çalışılan güvenli bölge civarında yoğunlaşan YPG unsurlarına Amerika’nın desteği sürüyor. Rusya ise bir gözlem noktasına ilerleyen Türk konvoyuna hava saldırısına açıkça göz yumuyor. Ne Trump’a sıralanan övgüler, ne Putin’e verilen tavizler işe yaramış. 

Reklam

Ak Parti Genel Merkezi dünyaya kapalı

Ben özellikle 23 Haziran İstanbul seçimlerinden sonra Ak Parti bünyesinde esaslı bir değerlendirme bekliyordum. Anlaşılan ‘nerede yanlış yapıyoruz’ sorusu Ak Parti Genel Merkezi’nde hiç çınlamıyor. Baksanıza Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal’ın sözlerine…

Hazret, Abdullah Gül ile Ahmet Davutoğlu’nun üç belediye başkanının görevden uzaklaştırılmalarına dair düşüncelerini, Tayyip Erdoğan düşmanlığı gibi sığ bir sebebe bağlamaya çalışıyor. İstanbul’u milyona yakın oy farkıyla kaybetmek hiç umurunda değil belli ki… Türkiye’nin ekonomide, adalette, eğitimde, demokraside, insan haklarında, şeffaflıkta, dış âlemde ve uluslararası kuruluşlar nezdindeki itibarda karne notlarının farkında mı acaba? Kayırmacılık, rüşvet, ihale fesatları, ellerine yüzlerine bulaştırdıkları FETÖ mücadelesi, soğan-patates fiyatlarına ayar veremeyen zaaf, ajandalarının yanına semtine uğramıyor olmalı. Faizlerin, enflasyonun, dövizin ekonomiyi ve halkı nasıl boğduğunu anlatan yok mu dersiniz? Bütün bunlar yok sayılacak sonra da kendisine itibar sağlayacağını sandığı Tayyip Erdoğan düşmanlığı ortaya sürülecek. Bu kadar basit mülahazalarla kamuoyu önüne çıkmak için dış âleme kapalı dar bir çevreye hapsolmak gerekiyor galiba. Ona Çernobil adlı mini diziyi seyretmesini öneriyorum. Orada kendini bulacaktır. Ortaya çıkan felaketi vaktinde gerekli yerlere söyleyemeyenlerin aczini kendisininkiyle karşılaştırmak ister mi, bilemem.

Bir ön kabulü daha var Mahir Ünal’ın: “Meselenin üç belediye başkanını görevden almak ve demokrasi duyarlılığı olmadığını biliyoruz.” Allah Allah… Nereden biliyor acaba… Tabii kendisinde demokrasi duyarlılığı olmadığı için başkalarındaki demokrasi duyarlılığını anlaması mümkün olmuyor. Herkesin geçmişi ortada… Kim sahip çıktı ve çıkıyor demokrasiye, kim demokrasinin en temel prensiplerini bile göz göre göre ihlal ediyor, açıkça duruyor kayıtlarda. 16 Nisan referandumuyla gelen dejenere sistemi savunmak mı demokrasi duyarlılığı?

Bir de tenakuzdan bahsediyor ve şöyle diyor: “Gezi olayları esnasında ‘demokrasi sandıktan ibaret değildir’ diyen Sn. Gül şimdi ‘seçimle gelen seçimle gider’ demekte. Bu nasıl bir tenakuzdur!” Abdullah Gül’ün ifadesinde ‘seçimle gelen seçimle gider’ diye bir ifade yok ama zımnen söylediğini kabul edelim. Bu iki ifade arasında tenakuz var demek için insanın demokrasi kavramını hiç kavramamış olması gerekir. 

Bay Ünal bir de ‘Abdullah Gül Ak Parti kurucularından değil’ diye bir laf etmişti bir zamanlar. Şimdi onu tekrarlamış bazı gazetecilerle konuşurken. Allah insanı şaşırtmasın. Şimdi Mahir Ünal’a “sen Türk değilsin, çünkü bir yerde kaydın gözükmüyor desek” ne der acaba?

Bir şey daha söylemiş gazetecilere Bay Ünal. “Geçmişte yaşadığımız süreçlere bakarsak eğer, bugün Türkiye’de hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü bir AK Parti var.” İşte vaziyet bu, ben artık ne söyleyeyim.

Fuzuli büyük şair: “Sehv imiş ol kim seni biz ehl-i irfan bilmişiz” Yok, hayır, zaten ehl-i irfandan saydığımız yoktu ya, neyse…

Reklam

Ak Parti Genel Merkezine dair daha önce de yazmıştım. Bu haliyle Ak Parti’nin bir yenilenmeye gitme ihtimali yok denecek kadar az…

Kendisinde ülkeyi yönetme potansiyeli olan herkesin üstünde bir vebal vardır. Mesele sadece ülkeyi yönetmek değildir. Doğruların söylendiği, söylenenlerin yankı bulduğu etkili platformlara ihtiyaç gün gibi ortada… 

Bir not: Bu yazının başındaki resim Tayyip Erdoğan’ın 2011 Diyarbakır mitingini gösteriyor. O mitingdeki şu sözlerini hatırlatayım istedim: “2005’te yine Diyarbakır’da ‘Kürt sorunu herkesten önce benim sorunumdur’ dedim. Sözlerimin arkasındayım” 

Doğrudan iletişim için: mtekeli35@gmail.com

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here