- Öküz dünyanın üzerinde - 6 Aralık 2025
- „Spirale der Schweigsamkeit“ oder „Spirale der Wut“? - 24 Eylül 2025
- My heart is filled with shards of glass - 12 Eylül 2025
Zamanın birinde imamın biri, camide vaaz veriyormuş.
Konu ise kadınların kılık kıyafeti.
Kot pantolonu giyilmemesi gerektiğini anlatıyormuş.
Bir süre sonra cemaatten biri kalkıp imama şöyle demiş:
-Ama hocam sizin kızınız da giyiyor.
İmam cevap vermiş:
-Ama benim kızıma da yakışıyor.
Haksızlıklara karşı duruşumuz, kimliklerimize, kişiliklerimize, mahallemize göre şekilleniyor.
Kendimize yapılan bir haksızlık, bir başkasına uygulanınca “oh olsun”a dönüşebiliyor.
Bu sebeple “Bir dönemin mazlumu, bu dönemin zalimi” ifadesi kullanılıyor.
“Benim zalimim iyi, senin zalimin kötü” felsefesi.
Oysa Rachel Corrie, “Zulüm bizdense, ben bizden değilim” demiş.
Dini “Adalet” olmayan bir devletin, uyguladı sistemin adı demokrasi değil diktatörlüktür, zulümdür, zalimliktir.
Kanunî hocasına sorar:
Meyve ağaçlarını sarınca karınca
Günah var mı karıncayı kırınca?
Hocası Ebussuud Efendi cevap verir:
Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca
Bunları tekrar yazmama neden olan mesele, Adana’da Furkan Vakfı üyelerine polis tarafından uygulanan polis şiddeti.
Görüntüler, tam anlamıyla insanı dehşete düşürüyor.
İzlerken insanın içi kaldırmıyor.
Benim başörtülü bacım, bir başka başörtülü bacısının kafasına, ahlakından değil makamından aldığı jopu, indiriyor.
Bir başkasını, hızla koşarak yere seriveriyor.
Bu neyin öfke patlaması, anlayamadık.
Jop, başörtülü bacıma yakışıyor mu?
Farkında değil ama jop yapışıyor;
İnançlarına, ilkelerine, ahlakına, duruşuna, geçmişine.
Hem de tarihe bir not düşercesine.
Kara bir leke olarak.
Alkol için “şişede durduğu gibi durmaz” derler.
İçince alemin değişir, kafan bi dünya olur.
Tıpkı güç zehirlenmesi yaşandığı vakitlerde olduğu gibi.
Ey Kavmim!..
Yıllarca hayalini kurduğun, eline geçince gerçek adaleti insanlığa tattıracağına kendi kendine söz verdiğin güç, eline geçince bak ne hallere düştün!..
AK Parti Sözcüsü, olayı kınamak yerine prensiplerini aktarıyor ama sahada bu prensipleri göremiyoruz:
“Orantısız güç meşruiyet sınırının dışına çıkmış şiddet demektir.”
“Hiçbir Türkiye vatandaşına karşı orantısız gücün kabul edilmesi söz konusu değil.” diyor.
Ancak ortak, aynı görüşte değil.
Ona göre “Müslüman görünümlü bir avuç münafık.”
İktidarın küçük görünümlü büyük ortağı, şiddet uygulayan polislerin alınlarından öpüyor.
Garip ama gerçek, alınlarından öpülen polisler hakkında soruşturma başlatıldı.
Çelişkiler ülkesi Türkiye.
Yazar Yusuf Kaplan’ın şu ifadeleri, gelinen noktayı özetliyor:
“28 Şubat darbesi, İslâm’ın bin yıl bayraktarlığını yapan bu topraklardan İslâm’ın izlerini silme projesiydi. O yüzden bin yıl sürecek dendi. Bin yıl sürmedi ama bizi zihnen dönüştürdü: Başörtüsü mücadelesini kazandık ama tesettürü kaybettik!”
Para-pul, makam ve mansıp uğruna değerler manzumesinin yıkılışını acı acı, çaresizce seyrediyoruz.
İslam’ın drahşan çehresi kirletiliyor.
Batı’ya gerek yok ki;
Müslüman, Müslümanın hakkından gelmeye yetiyor artıyor bile!..












