- Bilinç Bir Lanettir! - 6 Aralık 2025
- Ihre Evolution verwirklicht Ihre Wünsche - 10 Kasım 2025
- Ist es wirklich Weisheit, wenn der Mensch sich selbst kennt? - 17 Ekim 2025
Evet bazen mizahta gerekiyor, çünkü izaha diğer normal usul yetmiyor. Ama yeminle söyleyebilirim ki bende o mizahı yapacak akıl yok. Öylesine işte, bende ağzıma geleni yuvarlıyorum; artık kim tutar, kime çarpar veya kim üzerine alır; tabii bir de bu yazıyı okumanın zahmeti var!
Sanal alemle ilgili konuşmak istiyorum.
Sanal alem bir alem işte, adam kendisini kapatmış odasına oradan dünya aleme racon kesiyor, hiza vermeye çalışıyor. Anlayacağınız artık racon kesmenin yolu kapalı kapıların ardına gizlenince söz konusu oluyor.
Sonuçta o da bu, üç metrekare, beş metrekare, sınırını kendisi koymamış; ama kimsenin onu görmemesine ve istediğini istediği gibi sallamasına izin veriyor.
Artık maskotluk, soytarılık ortalıkta buna engel olacak hiçbir şey bulunmuyor. Zaten o da basmış ateşi ne dediği belli ne yediği, yedi düvele meydan okuyor. Ne diyelim herhalde vardır bir bildiği!
Hani lafa değil adama bakacağız ama ortada ne adam var ne de bir adamın esamisi; baktığı yerden görüyor, gördüğü yerden vuruyor, bir tek o bay doğrucu, doğruluk ondan soruluyor. Sanırsın kendisini kapattığı küçük odasının rehinesi değil de yerkürenin padişahı.
Yahu herkes ne çok biliyor, bildiği her ne ise anlat anlat bitmiyor!
Eskiden, gazete köşelerinde köşe tahsis edilmiş kiralık kalemler vardı. Onlar konuştu mu, prof, mırof hak getire; yok bilmem mürekkep yalamışlar, yok bilmem okul sıralarında dirsek çürütmüşler, kim takar onları, o kalemler konuştu mu, herkese dinlemek düşerdi.
Neyse ki şimdi sanal alemin görünmez şövalyeleri var, onlara kazan kaldırdı, “Varsa yüreğiniz, bizi de görünüz”diyorlar.
Neme lazım, ben kendi adıma onlarla karşılaştığımda sıvışmanın bir yolunu arıyorum. Çünkü burada yok öyle arena kuralları, düştün mü, kimse tutmaz yerdeki hesabını ya kendin kalkacaksın ya da paspas olmayı kabule duçar olacaksın!
Anlayacağınız bu sanal şövalyeler odalarından ahkam kesse de basbayağı yedi 24 saat bir it dalaşının içinde yaşıyor ve siz de ne yaparsanız yapın kendinizi her cins sürtüğün kaynadığı, her dişi çıkanın çevresine havladığı bu kavganın içinde buluyorsunuz.

Özgürlük dedikleri bu olsa gerek, herkes bir tel tutturmuş koroya kendi cephesinden ses vermeye çalışıyor, ahenk kalmamış, nota bozulmuş, onlar işin bu tarafıyla ilgilenmiyor; hem zaten nasıl olsa duyulmaz, görülmezdir, neden istediğine hırlamasın, gönlünce anırıp kurtlarını sanal boşluğun kuburuna boşaltmaktan geri dursun.
Hasılı bu alemde kadrolu yalakalar, müzmin muhalifler, kraldan kralcılar ve önlerine çıkana hiza veriyor, yer gösterip yol tayin etme yoluna gidiyor.
İnanır mısınız, geçen komşunun oğlu, daha on yaşında değil, “Sanal sörfçüyüm” diyor, tanımadığı üç bin kadar arkadaşının olduğunu söylüyor. Dokuz yaşındaki kız kardeşi “O da bir şey mi” diyor. “Bende kotanın üstünde takipçi var” diyor.
Biliyorsunuz işte, kota oranı da beş bin kişiyle sınırlı. Kız daha dokuzunda, takipçilerinin tümüne ‘pedogfili’ diyeceğim ama sapıklık sanal alem sayesinde bir görünmezliğe kavuştuğu ve kendi parçalarımı da o sapıkların içinden toplayamadığım için susmayı tercih ediyorum. Neme lazım hiç kimse arkadaşlarının %99’unun kim olduğunu bilmiyor.
Ama şunun üzerine iddiaya girerim: kızlar erkeklerden daha uyanık, ya da erkekler yalnızca kızlara uyanık, kızların hepsi 18’inde, erkeklerde en fazla 22’sinde ve tümünün profil resminde “Top Secret” mankenleri var. Artık yaş farkı mı, sorun değil, sen kaç yaşındaysan o da cinsiyetine göre ya beş altında ya da üstünde.
Diğer komşum çok dertli, karı zebellah gibi tepesinde, dişi bir karıncayla muhabbet ettiğinde bile onu paylıyor, sanal da olsa özgür olmasına izin vermiyor.
Üst komşum soruyor: “Kaç arkadaşın var?” diye. Başım yerde, “Benimki beş bin civarı, takipçileri de ilave ettin mi, herhalde on bini geçer” diyor. Tamam tamam!” diyorum, sende olmuşsun on binden fazla kişinin tanıdığı bir ünlü. Söylediğimle yetinmiyor, “Ama bir de sayfalar arası geçişler var!” Yani demek istediği kendisini on binden fazla kişi tanıyor.
Ne diyelim, cepte sörf, araba çarpmış, şoför yeminle, “O yola çıktı” diyor. Herkeste sörfçüye değil şoföre, “Sen kör müsün?” diye üsteliyor. Kimse sörfçüye “Madem at gözlüğü takmıştın, yolda ne işin var” demiyor.
Koca vekil mustarip, “Ben iktidara vuruyorum, birileri de bel altından bana, yeminle adamlar kadrolu, yoksa bu kadar olmaz ki, adamlar sanki nöbette, ne yazacağımı kolluyor.”
Eve hırsız dadanmış, büyükten küçüğe, it ite, it kuyruğuna misali herkes sözünün geçtiğine “Hele bir bakıver”diyor. Tabii kimse bakmıyor ve böylece bay hırsız alacağını almakta hiç zorlanmıyor! Sonra birbirlerini kalkıp bakmamakla suçlarken en küçüğü “Hırsızın hiç mi suçu yok” diye kendisince espri yapıyor. Evi hırsız soydu, daha ne olsun!
Adam yeminle sayfasındaki tüm kızların kendisine yanık olduğunu söylüyor. Karşılık vermeyenler için ise hasetlerinden yaptığını iddia ediyor. Sayfadaki kızların %90’anı nenesi yaşında ama o tümünün “Top Secret”in dergi kapaklarında kullandığı lolitalardan bir farklarının olmadığını savunuyor.
Tabii ki bize de söylediklerinin doğru olduğuna şahitlik etmekten başka bir şey düşmüyor!
Dokuz yaşındaki komşu kızı sayfasında annesinin kendisine aldığı yeni bir elbiseyle resim paylaşmış, takipçilerinin neredeyse tümü “hurrraaa, maşallah” seriye bağlamış, kızın ne ciciş bücüş olduğunu söylüyor. Ah sizi p…..ler! Ama bugün yeminliydim, ağzımı bozmayacaktım!
Velhasıl sanal dünyada hal bu hal, dünya sanal oldu mu, her halden bir halt karıştırmanın yolu var.
Sende o hal yoksa kapat çeneni, sessizce bir kenarda kal.
Ha işte, ben o kenardaki adamım!
(Not: Karikatürler Felsefe Hayat sayfasından…)












