“Beni Dünyaya Getirdiğin Yaşa Ayak Basmıştım Oysa; Ama Sen Gittin Annem”: Pandemi Gölgesinde Kaybedilen Canlar- Yine Aşı, Yeniden Aşı!

1

Hep şanslı hissettim kendimi.

Kapılarını her çaldığımda, karşımda görmeye alışmıştım onları oysa..

Yanlarında olamasam da, telefonun ucunda olmalarının verdiği güvenin tarifi yoktu, itiraf etmeliyim. COVID-19 infeksiyonu gerçek mi değil mi gevezelikleri arasında canlar giderken tattım o ilk acıyı.

Önce babam veda etti bir gece.

Ansızın, gülen gözlerine inat!

İki ay geçmeden annem takip etti kendisini… “Beni dünyaya getirdiğin yaştayım şimdi, ama bıraktın gittin beni” diye seslendim ardından.

Sessizce… Giderken bile dokundu hayatıma, binlerce kilometre öteden…

“44” rakamının yaşam çizgimde, yazgımda ne önemi var bilmiyorum.

“44” yaşında dünyaya getirmiş annem beni; tüm itirazlara, ileri yaşta gebeliğin getireceği risk uyarılarına karşın.

Tam “44” yıl sonra ise o hayat dolu yeşil gözler veda etti bu yalan dünyaya. Mutlu bir çocuk yetiştirmiş olmaları onların başarısıydı; mutlu bir neslin gelişmesine katkıda bulunmak da benim yükümlülüğüm sanırım…

Yine Çin aşısı, yine güvensizlik, yine kafa karışıklığı…

Kendi acımı sessizce yaşarken bir köşede, sosyal olsun, asosyal olsun, medyadaki bilgi kirliliği içimi burktu.

Bir ailenin daha aynı hüzün ile kaplanmaması için kaleme alıyorum bu satırları…

Ne yazsam bilemedim; her söylenenin doğru, ama bir o kadar eksik olduğundan mı bahsetsem, yoksa sırf muhalefet olsun diye edilen sözlerin insanları nasıl korku atmosferine sürüklediğinden mi… Bilim ile politikanın nasıl da birbirlerine bağımlı olduklarının altını çiziyor yaşadıklarımız. Ülkeler arasındaki savaşların her alanda süregeldiği, insan sağlığını etkileyen bir konuda bile o rekabetin rafa kaldırılmadığına tanık oluyoruz hep birlikte. Rakibin ürünü kötü çıksın, kötü çıkmıyorsa kötü gösterelim, kötü gösteremiyorsak geç çıksın, geciktiremiyorsak ulaşabileceği pazarı daraltalım… İyi de senin zaten her yere ulaşacak gücün veya kapasiten yok ki! Neden bu acımasızlık… Senden olmayanı küçük görme…

Nereye kadar gidecek bu rekabet?

Senin rakip olarak değerlendirdiğin ürün, milyonlarca insanı kurtaracak. Doğru ya, vahşi kapitalizmin temsilcileriyiz hepimiz. İnsanı önceleyen her oluşum, her hareket, zihnimize kodlanmış korku dolu kelimelerle eşleştiriliyor.

Yoksa sen de mi onlardansın?

Onlar kim?

Bitmeyen, yok olmayan düşman üretmişler işte…

Bilim adamlarının üzerlerindeki siyasi baskıyı hayal bile edemiyorum.

Bir ülkedeki yönetici elit, Çin aşısının başarılı bir sonuca ulaşamaması için elinden geleni yapıyor, öbür ülkede ise başarısı katlanarak çıksın diye.

“Aynı aşının sonucu bir ülkede %90, diğerinde %70, diğerinde %60 mı çıkar, işte yine yalan söylüyorlar, yine rakamlarla oynuyorlar” dediğiniz andan itibaren, bin akıllı gelse o taşı kuyudan çıkartamaz. Biz istediğimiz kadar dil dökelim; yok, ülkemizde %90 çıktı, çünkü hep genç hastalar, sağlıklılar denek olarak alındı; Brezilya’da yaşlılar da dahil edildi, onun için %70’e geriledi. Birisinde 17000 gönüllünün sonuçları açıklandı, diğerinde 1500 bile değil daha.

“Denek sayısı arttıkça o rakam düşebilir, istatistiki farktır o”, demek beyhude oldu.

Birisinde COVID-19 infeksiyonuna bağlı hafif hastalık oranına da bakıldı, diğerinde sadece ciddi hastalığa yakalanma sonucuna odaklanıldı.

Hem Brezilya sonuçlarına göre ciddi hastalık geçirme açısında başarı %100’lerde! Birisinde esas sonuç, diğerinde ara sonuç.

Bu farklılıkların olması doğal! Sen çabala dur sevgili meslektaşım…

Hadi başlayalım çuvaldızı bir yerlere batırmaya yine. Denk gelen kendisini belli etmesin, niyetim kimseyi deşifre etmek değil burada! Sessizce “Ah!” deyin bir köşede, yeter…

Bahse konu olan Çin aşısı ile ilgili çalışmaların, birbirinden bu kadar farklı olmasına rağmen, bunları başbaşa değerlendirerek kafaları karıştıranlara gelsin ilk sorumuz: Bilerek mi bu vebale ortak oluyorsunuz, yoksa cahilliğinizden mi?

Bir kısmımız eğitimli cahil, onlara söyleyeceğim hiçbir sözüm yok, çünkü ağzımdan dökülen sözlerin de boşa gitmesini istemem. Ama siyasi otoriteyi köşeye sıkıştırma adına, rakamları gözümüze sokan dostlarım, yapmayın bunu! Verilerin gerçekliğini, neyi temsil ettiklerini herkes inceleyemez. Senin lafı dolaştırıp durmanın onların sağlığına hiçbir katkısı yok! Siyasi çıkar uğruna insanların kalplerine kuşkuyu yerleştirme. Bil ki, “Aşıya güvenmiyorum, herkes olsun, üç beş ay sonra belki ben de olurum” diyen herkesten sen sorumlusun, bil bunu! 

Gelelim öteki yakaya!

Sağlıklı bir şekilde paylaşıma sokulmayan her bilgi insanların güvenini zedeliyor, fark etmiyor musun? Otoritenin güvenirliliği düştükçe de, meydan boşalıyor; yerimi doldursun dediğin bilim adamları siyasetçi değil, toplum psikolojisinden anlamıyor. Bilmiyorlar ki, verdikleri her ikinci rakam, kafaları biraz daha karıştırıyor.

Bilim adamı o, ne yapsın! Verileri enine boyuna, eksik kısım bırakmaksızın tartışmalı ki, işini doğru yapmanın huzuru ile başına yastığına koyabilsin akşamları. Zaten zihinlerde oryantalist bakış açısının yarattığı, kendine dair ve Doğu’ya dair bir algı bozukluğu/ kompleksli bir ruh hali var! Tuz biber olma, başka ihsan istemem senden…

Karşınızda endüstri devrimini üç asır önce yaşamış, senden en az bir asır önce şehirleşmeye başlamış, bilimsel düşünme metotlarını 16. yüzyıldan beri tartışaduran,  kurumları ile oturmuş, dünyayı hem ileri teknoloji alanında, hem de kültürel dönüşüm baskısı açısından domine etmiş bir medeniyet var. O medeniyetin kurallarına göre oynamayınca- örneğin şeffaf olacaksın, veri manüpulasyonuna izin vermeyeceksin, bilimsel çalışmaları Batı kurumlarının belirlediği standartlarda ve onların belirlediği hedeflere, yani birincil ve ikincil sonuçlara (outcome) uygun olarak gerçekleştireceksin- seni oyun dışında bırakmak için tüm kurumları ile kendine saldırıldığını göreceksin! Baskının boyutunu görmek için New York Times ve Economist’in başlıklarına göz atmak bile yeterli! Okuyacağın her satır, neden senin ürününün daha kötü olduğunun ve neden senin verilerine güvenilemeyeceğinin örnekleri ile dolu. Daha önce de bu köşede belirttim; Dünya Sağlık Örgütü aşı %50’nin üstünde başarılı olsun onay için yeterli demektedir. Ama Batı dünyasının yeni teknoloji ile üretilen – bunu yeni bilimsel bilgi diye de okuyabilirsiniz, çünkü bilimsel üretim olmadan yeni teknolojinin gelişemeyeceğini de zihinlere kazımak gerekiyor-  aşıların %90’lara ulaşan başarısı, %50’lerin üstündeki her sonuç başarıdır diyen varsayımını yerle yeksan etti. Elinde yeteri kadar iyi yetişmiş, donanımlı bilim insanı var. Yeter ki onlara güven ve politikanın günlük ayak oyunları altında onları baskı altına alma. Fark etmediğiniz bir şey var, baskının olduğu yerde bilim insanı üretmez/ üretemez; veya üretir gibi görünür, ortaya kaliteli bir ürün çıkmaz…

Aşı ilgili her yaptığım paylaşımdan sonra, “yani aşı olmayalım mı diyorsunuz!” diye soran dostlara gelsin bu son sözler de: “Her giden can, bir yüreği daha ateşe atıyor. Olacağın aşı, sadece senin hayatını kurtarmayacak, sadece eşinin dostunun hastalanmasını engellemeyecek. Senden yüzlerce kilometre ötede hiç tanımadığın bir insanın da yaşamını kurtaracak, acı çekmesini engelleyecek. Kelebek teorisi diye diye ortalığı inleten dostlarım, bundan güzel örnek mi olur! Hakkari’nin bir dağ köyünde yaşayan yeşil gözlü Sinem teyzem halen yaşıyor mudur bilmiyorum, ama onun olacağı aşı, Essen/ Almanya’da yaşayan Ali amcamın da hayatına dokunacak. Dünya global bir köy derken kast edilen işte tam da bu!’

1 YORUM

  1. Bizim Kültürümüzde bir söz vardır adın çıktımı dokuza inmez sekize
    Çin aşsı bu yüzden güvenilmiyor
    Nasıl güvenelim yakın zamana kadar çin ürünlerinden uzak durmadık mı? nerede Çin ürünü görsen elinde kalırdı yok efendim şimdi öyle değilmiş sen onu milletin külahına anlat.
    İlk aşıyı bulan Çin Elbette Çin bulacak! mübarek Çin Değil tam bir CİN
    Virüsü icat eden kendisi yayan kendisi bu işten nemalanan kendisi şimdi gel de güven CİN aşısına.
    Çin aşısını kabul etmek “Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek”ten başka bir şey değil.
    Peki diğer aşılar daha mı güvenli! aşıları güvenli olmasa dahi diğer ürünlerinden esinlenerek karar veriyoruz
    Hatırlayalım 1960 yıllardaki süt tozu ve çiçek aşısı bağlantısını.
    Hala ders alammışız.
    Şimdi de benzerleri uygulanıyor.
    Peki çözüm ne derseniz ben kocaman bir sıfır derim
    Çözümü bizi yönetenler düşünmeliydi “özde” “sözde” kelimelerinden biraz sıyrılıp kafalarını kumdan çıkararak etrafına bakmalılar herkes akıl kaparken bizim yöneticilerimiz nokul kapmış.
    Evet şimdi kullanma vakti gönderlim S400 lerimizi ihalarımzı da şu virüsü yok etsin ama nafile.
    Bu kadar uyku yeter artık uyanma zamanı! zaman tank top yapma çağı değil biyolojik savaş çağı tank top yerine bilime özellikle sağlık bilimine yatırım zamanın geldiğine birileri farkına varmıştır.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here