Bi’ bitmediniz arkadaş!

1

Bi’ bitmediniz arkadaş!

Kadınları ortanıza alıp; ayak parmağından saçının teline, kişiliğinden evliliğine, en özel zevklerinden kaç dil bildiğine, endamından kalça çevresine, kendi doğurduğu çocuğu nasıl yetiştirdiğinden cinsel yaşamına kadar kurcalamaktan.

Gücünüz yettiğinde aşağılamaktan, üstten üstten bakmaktan, sizde olmayan yeteneklerini kıskanıp alaya alıp bıyık altından gülmekten, iğnelemekten, zekâsıyla dalga geçmekten, bir türlü uzanamadığınız zaman da murdar demekten.

Gücünüz yetmeyince güzelliklerini inkâr etmekten, üstü örtülü bir biçimde hakaret etmekten, kaba kuvvete başvurup sindiremeyince de kimi zaman da bunu kişilik katli olmadı gerçek bir cinayete çevirmekten.

Bunu yapan sadece erkekler olsa belki doğduğumuz andan itibaren irili ufaklı kabuk bağlamış ya da hâlâ kanayan yaralarımızın sızısını daha az hissedeceğiz.

Ama maalesef durum pek öyle değil. Kadınlar da bunu pek seviyor.

Zaman zaman bir bakıyorsun kadını erkeği bir olmuş analığın, doğurganlığın, bolluğun, bereketin, bekâretin timsali tapınılacak özelliklere sahip ana tanrıça Kibele’den öç alır gibi davranmaktan zevk alıyorlar. Velev ki koordinatlarına girmeye gör seni namlunun ucuna koyup, diriltip diriltip gömüyorlar.

Bu durumun kişinin kendi kendine açtığı iç savaşın bir yansıması olduğunu söylemek mümkün. Ne alâka dediğinizi duyar gibiyim. İzninizle biraz metafor yapalım.

Bize yaşarken cehennemi yaşatan bu Dünya’nın zalimliğine, kolpalığına, zorluğuna, gelip geçerliğine, belirsizliğine, hovardalığına, katlanamıyoruz ve bilinçaltımızın emri ile taa köklerimize kadar uzanıyoruz.

Sonuç olarak tüm oklar günah keçisi olan kadında birleşiyor. Ve savaş başlıyor.

Doğduğumuz için yakamıza çiçek iliştirip, başımıza haleler takacağını sandığımız felek suratımıza tükürünce doğal olarak dönüp çocukça hislerle sebebimiz olana kızıyoruz. Kimi zaman bizi delirten  öfke dolu yansıtma zinciri önce senin için rahminde bu dünyadaki en sıcak ve güvenli yatağını taşıyan kadına yani anne figürüne dolanıyor, sonra “O, ol dediği için” burada nefes alıp verdiğin yaratıcın yani Tanrı’da son bulabiliyor.

Karşısında güçsüz, savunmasız, küçük ve zavallı hissetmemize neden olan kimse o, bilinç dışı bir biçimde gizli düşmanımız oluveriyor.

Tüm bu kargaşadan nasibini alan toplum içinde güçlü bir şekilde yer edinmeye çalışan, kendi ayakları üzerinde duran, aklını kullanan kadın -ki kadınlarda her iki beyin yarım küresini birbirine bağlayan korpus kallosum daha iyi gelişmiştir. Bu nedenle kadınlar her iki beyin yarım kürelerini, ikisini birden daha iyi kullanırlar. Ayrıca nöronlar arası bağlantı yani sinaps ağı daha kompleks olduğundan olaylara erkeklerden daha komplike bakabilir. Bu sayede önsezilerini iyi kullanır ve organize gerektiren işleri erkeklerden daha mükemmel yapabilirler.- bir de dış görünüm olarak doğanın şanslıları arasında ise diğerlerinin içinde öne çıkıp, dikkat çekiyorsa oyundan diskalifiye edilmesi gereken bir rakip olarak algılanıyor.

Ez, dağıt, parçala!

Geçtiğimiz hafta yine dar kafalı, dünyaya at gözlükleri ile bakan kardeş demeye dilimin varmadığı cani bir erkek yaşama dört elle tutunmaya çalışan, toplumun dayatmalarına rağmen kendi kanatları ile uçmaya çabalayan gencecik bir kadını kurşunlayarak katletti.

Adıyaman’ın Kahta ilçesinde doğup büyüyen Melek Aslan, Dicle Üniversitesi Matematik Bölümü’nü kazanınca Diyarbakır’a geldi ve okulunu bitirdikten sonra memleketine dönmedi. Eski erkek arkadaşının genç kadının uygunsuz fotoğraflarını ailesine gönderip erkek kardeşinin ablasını öldürmesi için tahrik ettiği ortaya çıktı.

Genç kadının hayatını kaybettiği noktada çekilen o hüzünlü fotoğrafa upuzun baktım. İnsanın hakikaten ciğeri yanıyor. Kendisinden artakalan boynu bükük çantası, diksiyon ve güzel konuşma kitabı, Hakan Günday’ın Kinyas ile Kayra romanının arasındaki ayraç, not defteri ve pek tabii insafsızca katledilen acı tatlı süreceği bir ömür.

Hayatındaki erkeklerin sığ, yobaz, tahakküm dolu, cehalet yüklü, vicdansız, ahlaksız ve saygısız dünyası; hayalleri, umutları ve idealleri olan bir kadını daha aramızdan çekip aldı.

Yine bir kadın ölerek namus, şeref, haysiyet, örf, adet, aile denen kavramların içinin nasıl boşaltıldığını, anlamlarının sadece sözlükte kaldığını bize hatırlattı. Olan kimseye olmadı henüz hayatının baharındaki güzeller güzeli Melek’e oldu. Yine “iyi hâl indirimi” denir, “pişmanlık yasası” denir üç beş yıl yatar çıkar insanlık düşmanı, katil.

Dediğim gibi ülkemizde her yeni gün bir kadının katledilmesi artık olağan bir hâl almış gibi.

Zaten aylardır üzerimize kâbus gibi çöken pandemi nedeniyle herkes kendi canının derdine düşmüş durumda.

Ne birer birer katledilen kadınlar, ne istismar edilen çocuklar, ne Euro’nun 10 liraya patinajı, ne “askıda ekmek yoksa pasta ye” diyen kafası karışıklar, ne “açım” diye feryat eden vatandaşa yüksek mevkiden ısmarlanan yürek ısıtan tavşankanı çaylar gündemde bir tek günden fazla kalamıyor. Tepki bile alamıyor.

Anlayacağınız hayat harala gürele sürüp gidiyor.

Derken hafta sonu bir de baktım ki CNNTürk’te yayınlanan “Sorgu Sual” isimli programda Merve Şahin ve Melis Özcan isimli iki kadın sunucu karşılarına kendilerinden oldukça alçakta oturttukları bir taburede, karanlık bir ortamda üstüne bilmem kaç watt spot ışıkları yansıttıkları Miss Turkey 2018 güzeli Şevval Şahin’e çapraz sorgu yapıyor.

Diyorum ya, bizde bu türler asla tükenmez. Hele son zamanlarda pandemi nedeniyle yüksek oranda salınım yapan stres hormonunun da tetiklemesi ile ülkemizde narsisist patlaması yaşanıyor. Şaka yapmıyorum.

Valla bak!

Yazarı, sunucusu, doktoru, yargıcı, kadını, erkeği nereye dönsen bir kendini beğenmişlik hastalığı ile karşı karşıya kalmanız an meselesi.

Ben stüdyoda ağırladıkları genç kadını tanımam etmem. Yazımı hazırlarken hakkında biraz okuma yaptım. Şevval Şahin henüz 21 yaşını süren ve altı yaşından beri İngiltere’de yaşayan bir genç kadınmış.

Sosyal medyada hayatından kesitleri paylaşmayı ve partilemeyi seviyor. Her 21 yaşındaki genç gibi. İngiltere’de yaşadığı için konuşurken yabancı kelimeler kullanıyor. Menajeri vasıtası ile bu tarz bir programa katıldığından dolayı televizyon dünyasında kendisine bir şans aradığını düşünüyorum.

Bu iki hatun “Adına Afrika’da su kuyusu açtıracağız.” Diyerek Şevval’i programına çağırmış ama izleseniz bir falakaya yatırmadıkları kaldı. Müstehzi bakışlarla genç kadını süzüp, her yanıtlanamayan soruda ağız burun büküp, kendilerinden iyice aşağıda bir taburede oturtarak psikolojik olarak da baskı altına almaya çalıştıkları konuğu öyle bir hırpalıyorlar ki inanamazsınız.

Türklük bilincinden girip, ekmeğin ne kadar olduğuna bağlanan, “yaşadığın pahalı hayatı sevgililerine mi borçlusun?” la hakaret boyutuna ulaşan, cayır cayır “güzel ama, bir o kadar da boşsun” diye bağıran tavırlar, insanı çıldırtan sorguları karşında genç kız ezilip büzüldükçe zevkten dört köşe olan bu iki kadın, sistemin vampiri dişlerini hem siliyor hem keyifle gıcırdatıyordu.

O zaman benim de spotlarımı yakmam şart oldu. Napiim huyum bu!

Sevgili Şevval Şahin’in Türkçesi yeterli olmayabilir. O zaman ben söyleyeyim.

Siz ve sizin gibi büyük küçük kadın erkek “all of you” lafımı meclisin tam ortasına kucağınıza bırakıyorum, kim isterse üstüne alınabilir!

Sen bu dünyadan geçip giderken yolun bir biçimde kesişti diye, paraları cukkalayacaksın, biri üzerinden nemalanacaksın, pirim yapacaksın, egonu tatmin edeceksin, kompleksli kişiliğini öteleyeceksin, tribünlerden alkış alacaksın diye karşındaki kadın olur, erkek olur, eşcinsel olur, çocuk olur, engelli olur, siyahi olur, hiçbir cinsiyete ait olamayan biri olur bu hiç fark etmez; hiç kimseyi incitemezsin, rencide edemezsin, hafifmeşrep imalarda bulunamaz, densiz yaftalarla karalayamazsın, Vasat şakalarınla ucuzlatamazsın, sığ sorularınla ağırlığını sarsamazsın, içini yansıtan çirkin imalarınla morâl bozamazsın, kişiliğine yırtık atamazsın diyorum. Ve imasız, tak diye açık seçik fermanımı bitiriyorum.

Biz bıktık usandık bu a acayip hâlden.

Siz bi’ bitmediniz arkadaş!

(Fotoğraf : Şevval Şahin)

1 YORUM

  1. Aysun hanım elinize sağlık çok güzel yazmışsınız. Biz kadınlar duygu odaklıyız, duygularımızı devreye aldığımızda yeniden akıl mantık haline dönmeyi biraz tutarız. O yüzden de erkeklerden daha üretken ve yaratıcıyız.
    Kadınlar arasındaki duygularla yapılan kötülükleri çok iyi anlatmışsınız.
    Ya bahsettiğiniz erkekler bi bitmeyen kendini bişey sananlar.
    Aysun hanım bunlar Küfürbazdır, basittir. Kendi sınırlarını bilmeyendir, sürekli aşağılar, ezer, dalga geçer, dediğiniz gibi narsistirler. Türk erkekleri narsistlikte birinciliği kimseye kaptırmaz. Bunları şımartan da yine anneleridir. Bunlar kavgacıdır, saygısızdır, size de arkadaşlarınızı da, akrabalarınızı da saygısız davranır. Aptalca bir çok konuda inatçılık yaparlar, sorumsuz, para yiyen, sürekli borç isteyendirler, yalancıdırlar, sürekli para muhabbeti yaparlar, cehalet zordur. Bunlar sosyalleşirken bile parasından bahseder, arabası malı, bu mal için önemlidir. Bunların içinden porno bağımlısı olanları da evliliklerini yürütemez, hiç bişey yaşayamaz. Kendini vazgeçilmez sanırlar, aşırı flörtöz olanları da sizin yanınızda başkalarına yürür. Kendini bi b.k sanır.
    Bunlardan iki iki özelliği olanlar bizim aramızda dolanıyor, eşimiz, arkadaşımız, yazar çizer, mühendis doktor olarak her yerdeler, bi bitmezler. Onlarla yaşamayı öğreneceğiz. Ama nasıl… Ben de bilmiyorum.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here