Bilinç iyi bir hizmetkar, kötü bir efendidir

0

Beyin uzay boşluğu gibi uçsuz, bucaksız ve kapkaranlıktır.

Işık bilinçtir, siz onu nereye tutarsanız orayı aydınlatır.

Neye ilginizin olduğu o karanlıkta en fazla nereyi görmek veya bilmek istediğiniz anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda ilginiz her nerede ise ışığınızla orayı aydınlattığınız anlamına gelmektedir ve ışığınızla nereyi ne oranda aydınlatıyorsanız bu aynı zamanda orada o oranda bilgi sahibi olduğunuz anlamına gelir.

Siz pek tabi olarak diğer yerlere göre ışığınızı tuttuğunuz yer hakkında daha fazla bilgiye sahip olursunuz, çünkü orayı görmek ve orası hakkında bir şeyler bilmek istiyorsunuz ve ışığınızı oraya tutuğunuz için pek tabii olarak en fazla orası hakkında bilgi sahibi olursunuz.

Bu, diğer yerlere ışığınızın yettiği anlamına gelmiyor, gerçekte karanlık sonsuz olduğu gibi ışıkta sonsuzdur, siz yalnızca ışığınızı ilginize göre belirli bir yere yönlendirdiğiniz için görünüzü belirli bir alanla kendiniz sınırlamış oluyorsunuz. Sizin bir yeri diğer bir yerden daha az bilmeniz veya diğer bir yerden daha az görmeniz ilginize göre farklılık göstermektedir, çünkü siz ışığınızı en fazla görmek istediğiniz yere yönlendiriyor ve bir yeri ışık odağınıza alırken diğer yerleri kendinize daha az görünür kılıyorsunuz.

Işığınızı dengeleyebilirseniz muhtemelen göreceğiniz bütün evrendir. Bu, aynı zamanda beyninizi de orantısal olarak bütüne göre kullanmanız anlamına gelmektedir ki; gerçekte söylendiği gibi beyninizin bir kısmını değil tümünü kullanıyorsunuz ve muhtemelen ilgileriniz veya tutkularınız oranı bozmasaydı tümünü görmüş olacaktınız. 

Peki, ilginiz veya tutkunuz bu oranı neden ve nasıl bozuyor?

İlginiz veya tutkunuz şeyleri oldukları gibi değil, istediğiniz gibi görmenizi sağlayarak bozuyor. Yani aslında ilginiz olanı arzunuza göre dönüştürmenize neden oluyor ve görünüz arzunuza göre şartlandığı için gördükleri şeylerde olan değil görmek istedikleri olmuş oluyor.

Yani siz gerçekte beyninizin tümünü kullanıyorsunuz, eksik olan onu orantısal kullanmamanız, ışığınızı bir yere doğru tutarken diğer yerleri hesap dışı bırakmanızdır. Oysa siz burada diğer yerleri ihmal ettiğiniz için şeylerin birbirleriyle olan ilişkilerini de ihmal ediyor ve böylece görünüzü de bir nokta tutsak etmiş oluyorsunuz. Bu, gerçekte ilgi duyduğunuz şeyi de arzu ettiğinizin dışında görmenizi engellemiş oluyor, çünkü şeyler birbirleriyle ilişkilidir ve görmezden gelinen görülmek isteneni de görünmez kılıyor. 

Peki, insan böyle orantısal olarak sınırsız bir görü şartı kazanabilir mi?

Bu sorunun cevabı kendi içinde olsa da cevaplandırılması kolay bir soru değildir; zira bu cevabı bilen her şeyi bilendir. 

Ama yukarıda ışığı karanlığa ‘doğru’ tutarken, tüm karanlığı görecek şekilde düzenlediğimizde görebileceğimizi söylemiştik. Doğruyu tırnak içine aldım, çünkü doğrusallık bir açıdır, herhangi bir görüye göredir, tümlük ise açılar üstü bir sonsuzluğu ifade etmektedir.

Konuya dönersek; belli ki iş görü de o tümsel açıyı, yani açılar üstü bir sonsuzluğa göre bakmayı gerektirmektedir.

Peki, bu mümkün mü?

Düzeni yakalarsak mümkün. Ama düzeni yakalamak içinde belli ki tüm evreni o düzeyde bir görüyle yakalamayı gerektirir ki bu, aynı zamanda bilincin tüm evreni kucaklaması, onunla birleşirken içinde absorbe olması değil, onu kendi içinde absorbe etmesi gerekir. Çünkü evrenin içinde absorbe olmak inihilasyona uğramak, yani içinde eriyerek kaybolmak anlamına gelmektedir, ama absorbe etmek bilincine ulaşmak, onunla bir düzen yakalamak demektir.

İnsanın tüm evreni kucaklaması için ışık olması gerekir.

Peki, bu mümkün mü?

Aslında mümkün, zira insan zaten saf bilinçtir ve bilinçte ışığın bizzat kendisi. Siz gözlerinizi kapattığınızda beyninizin bir penceresini kapatmış olursunuz; kulaklarınızı tıkadığınızda beyninizin ikinci bir penceresini kapatmış olursunuz, ama beyninizi kapattığınızda her şey görünmezleşir, bir hiçlik içinde kaybolur.

Sizi bu hiçlik içinde var eden ve size anlam veren tek şey bilincinizdir ki; buna rağmen bilinç bir hizmetkar, siz nasıl görmek istiyorsanız o istediğinizi size o şekilde vermektedir. Yani aslında bilinciniz isteklerinize bağlı olarak belirli bir görü şartına tutsaktır, siz hayattan ne istiyorsanız o size onu verme şartına bağlıdır veya tam tersi, siz neyi imkânsız görüyorsanız oda size onun imkânsız olduğunu gösteriyor. Zira bilinç çözüm odaklı olsa da, sizin neyi istediğimize göre değil, neye inandığınıza göre varlık göstermektedir.

Kısacası bilinçte para gibi, onu nasıl kullandığınıza göre iyi bir hizmetkar, kötü bir efendidir, yani siz onu nasıl kullanırsanız onun size vereceği odur. 

Sizin sorununuz bilincinizi sizde anlamlanmış belirli ilgilere tutsak vermeniz, yol gidecek yerde kendinizi ilgi duvarlarıyla çevirerek kapatmanızdır. Oysa bilincin doğası özgürlüktür, siz onu sizdeki anlamlarla kuşattığınız için kararmakta, size yol gösterebilir bir rehber olmaktan çıkmaktadır. Gerçi karanlığınızda size yine o rehber olmaktadır, ancak sorun şu ki, o yine de sizin ne aradığınıza göre varlık göstermektedir. Yani gerçekte siz aydınlığı arıyorsanız onun sizi çıkaracağı yer aydınlıktır, aydınlığı aramıyor, ama karanlığı kendinize anlamlı kılmaya çalışıyorsanız bu seferde onun size vereceği o olacaktır. Çünkü yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi bilinç bir efendi değil hizmetkardır, siz ondan neyi bekliyorsanız onun size vereceği odur.

Evet, kelimenin gerçek anlamıyla bilinciniz sizin hizmetkarınızdır, o sizi değil, siz onu yönetiyorsunuz ve eğilimlerinizde neye inanıyorsanız o bir şekilde size onu mümkün hale getiriyor. Fakat ne yazık siz onun doğasına göre değil, kendi doğanıza göre hareket ediyorsunuz -ki bu güdülere göre harekettir- onu kendi bencil arzularınıza ram ederek adi bir köle gibi kullanıyorsunuz.  Oysa bilinç ışıktır, saf bilinç, saf ışıktır ve saf ışıkta gerçek anlamda o aradığınız, idealize ederken uğrunda nice doğma veya ideoloji inşa ettiğiniz saf özgürlüktür.

Bunu söylerken görüneni veya daha yalın bir ifadeyle dünyayı inkâr ettiğimi düşünmeyin, bir şeyi inkâr ettiğim yok, ben yalnızca olanın bilinçteki görünüm hallerini izah etmeye çalışıyorum. Bilinç yalnızca bilinmeyenin sonsuzluğu içinde bilinenin bir düzeyidir. Sizin gördüğünüz yalnızca boyutsal bir görüştür ki, gördüğünüzün göründüğü söylense de aslında onun var olduğu bile söylenemez, çünkü bu bütünüyle güdülerin bilinci yönlendirirken bilincin duyuları evirdiği bir görü halidir ve zaten o yüzden görelidir, kişinin neye, nasıl ve ne şekilde kaktığına göre değişmektedir. Dolayısıyla gördüğünüz şey ne zamansal açıdan aynıdır ne de görüngüsel açıdan; o mutlak gerçeklikten uzak, zamana ve olaylara bağlı olarak görünün geçici bir halidir. 

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here