Bilinç, Süper Bilinç, Ego

1

Bilgeler, filozoflar ve zamanı gelmiş olacak ki yer yer psikologlar “süper bilinç” ten söz eder. Normal insanlar ise bunu genelde IQ’su yüksek insanlar şeklinde alır.

Belli ki ortada anlaşılmayan bir şey var.

Şunu söylemeliyim ki, kimsenin IQ’su düşük değildir, yükseklik verili testlerin kişilerin ilgi alanlarına denk gelmesiyle alınan bir sonuçtur.

Yani gerçekte bilinç noktasında kimsenin kimseden bir farkı yoktur. Siz de o temelde zekanızı eğitirseniz verili olan o testleri çözer, öyle IQ’su yüksek biri olarak kabul edilebilirsiniz. Hem zaten IQ yüksekliğinin süper bilinçle bir ilgisi yoktur; dahası bu söz konusu ettiğimiz süper bilinç de herkeste vardır; tek sorun kişinin bilincini söz konusu ilgiye o düzeyde celp edip edememesiyle ilgilidir. Celp etmenin yolu ise bilincin o düzeyde dış etkenlerden izole edilmesi ve izole edildiği oranda söz konusu konu üzerinde yoğunlaşma şartını yakalamasından geçmektedir.

Aslında sizde bir süper bilinçsiniz, eksiğiniz bunun farkında olmamanız veya birilerin bu farka varmanızı sağlamamış olmasıdır.

Bilgelik de öyledir, yani bilge dediğimiz veya öyle kabul ettiğimiz pek çok kişinin de bizden bir farkı yoktur, onlar da bizim gibi sıradan bir bilince sahip insanlardır, yalnızca belirli alanlarda yoğunlaşmayı ve bilinçlerini dış etkenlerden -kısmen- izole etmeyi başardıkları için aramızda bir farkı yaratmışlar. 

Sizin sorununuz süper bir bilince sahip olmamanız değildir, o bilinci dış etkenlerden izole ederek gerektiği kadar odaklanamıyor olmanızdır. Bunun nedeni de, hayata dair sorunları öncel almanız ve seçimlerinizi o öncelliklere göre geliştirmeye gitmenizdir. Yani bir bilgeyle aranızdaki tüm fark yalnızca o yoğunlaşma şartıdır. Dahası, siz de yoğunlaşma düzeyinize göre bir bilgesiniz veya hangi konuda ne düzeyde yoğunlaşıyorsanız o düzeyde bilgesiniz. Kaldı ki o bilgi sizde yoksa bile bu o bilinçten yoksun olduğunuz anlamına gelmiyor, sizde o bilince sahipsiniz.

Hani bilgelerin bilgeliği yoğunlaşma derecelerine göre dedik ya, bu aynı zamanda bilgeliğinde -görece- bir yoğunlaşma derecesine göre farklılıklar gösterdiği anlamına geliyor. 

Bilgelikte farklılıklara bir derece koymak kolay değildir, ancak bir ölçü koyacak olursak bunu ilgilere göre değil, kişilerin ilgilerinde yoğunlaşma derecelerine göre alabiliriz.

Yoğunlaşmanın veya yoğunlaşmayı öğrenmenin pek çok şekli var ve geneli duyuların odaklanması, görüde şartın duyularla sınırlı boyutlardan ötesine çıkmayı amaçlamaktadır. Her duyunun bir görü sınırı olduğu için biz duyuları boyut olarak alalım.

Bu aynı zamanda kaç duyu, o kadar boyut olduğu anlamına gelmektedir. Duyu birliği daha geniş bir boyut açısı demektir, duyuların birlikte yoğunlaşması ya da o yoğunlaşma şartını yakalaması ise boyutsal açıdan daha geniş bir görü açısı demektir. Ama aynı zamanda her boyut bir sınırlama, bizim kendimize koyduğumuz bir sınırdır. Özümüz boyutların dışına çıkma, mutlak özgürlüğü yakalamak üzerindedir. 

Yoğunlaşmaya dönersek; bu bütünüyle duyuların yoğunlaşması, çevre kirliliğini izole ederek görümüzü kontrol altına almamızla ilgili bir durumdur. Muhtemelen pek az insan duyularını kontrol altına alarak belirli bir noktaya tümden yoğunlaşabilir.

Bilgeler on dakikanın bile umulmadık kapıları açacaklarını söylerler. Örneğin Budistler, kırk dakika odaklanmayı başaran birinin tanrı olmasa bile, üstün insan olacağını söylerler. Onu bilemem, ama duyularını -sınırlı da olsa- kontrol altına alabilenlerin bilincini üst düzeyde, yani süper bilinç düzeyinde kullanabilecek duruma geleceği muhakkaktır. 

Ancak süper bilinç yine de görece bir ifadedir, kişinin yoğunlaşabiliyor olması onu o kategoriye koysa da bu yine de kişiye göre birtakım farklılıklar gösterebilir. Bu kuşkusuz varılacak hedefin eşit olmamasından dolayı değildir, genelde hedefe giderken şartların eşit olmamasından dolayıdır.

İşi topluma bırakırsak, takdir edersiniz ki toplumun kabul şartı kendi doğrularına göredir, toplum farklılıklarınıza göre sizi dahi de kabul edebilir, deli de.  

Ama toplum kabul verse de vermese de, siz de herkes gibi ilgi alanınıza göre bir dâhisiniz. Çevreniz bu temelde dâhilerle doludur, tek sorun bu dahiliğin ilgilere göre olması veya piyasada arz-talep şartına göre karşılık bulmasıdır. O nedenle eğer süper bilinçli kabul edilmiyorsanız, bu bilinçsiz olduğunuz için değildir, bildiklerinizin arz-talep piyasasında yeteri bir rağbet görmemesindendir. Ama o farkı gören bir bilge iseniz muhtemelen o neticeyi umursamayacak, kimin neyi doğru kabul ettiğine bakmayacaksınız ve bunu umursamıyorsanız bu egonuzu alt ettiğinize işarettir ki, egonuzu alt etmişseniz siz zaten bir bilgesiniz. 

Aslında her insan içinde böylesi bir cevherin olduğunun farkındadır, ama yine de bir gün birinin çıkıp kendisine o cevheri göstermesini bekler.  Elbette içinizdeki cevheri ortaya çıkaracak bir bilgenin olması iyidir, ama yine de çok şey ummayın, çünkü bilge sizde bir farkındalık yaratsa da sizi bilge yapmayacaktır, yalnızca uyku halindeki bilincinizin uyanmasını sağlayacaktır, ötesi yine sizin elinizde, devamını getirecek olan sizsiniz. 

Şunu size özellikle söylemeliyim, bilgeliğin pek çok şekli var ve bu bir yere kadar ilgilere göre olsa da, ilgiler genelde maddi şeylerle ilgili olduğundan o bilgelik hep bir yere kadardır, ötesine çıkmak istiyorsanız duyularınızın görü sınırını aşmak, boyutların ötesinde bir sınırsızlığa ulaşmak zorundasınız.  İlgiler maddi hayata dair bir bilgeliktir ki, buna göre, ister bilgi kuramcısı olun, ister bir teknoloji dehası olun, ister insanların davranışlarını okuyan bir psikolog, bu norm olarak kabul görmüş hayata dair şeylerden öte bir şey olmayacaktır. Çünkü bu bilgelik ilgilere göredir ve ne yazık her ilgide kendi sebeplerine göre. Artık ilginiz arz-talep piyasasında rağbet görüyorsa o temelde bir bilge kabul edilebilirsiniz, ama bu kesinlikle uyanışın bilgeliği olmayacaktır; zira ilgiye göre bilgelik egonun var ettiği bir neticedir, gerçek bilgelik ise ancak egoyu alt etmekle ortaya çıkmaktadır. 

Ama ifade etmeye çalıştığım gibi bilgeliğiniz maddi hayata dairse göreli, arz-talep piyasasında kendisine bulduğu müşterilerin rağbet göstermesine göre olacaktır. Ve bilgeliği tayin eden talep olunca ne yazık itibarı da tayin eden o oluyor. Ama her şeye hazır olun, zira talebin yön değiştirmesi her zaman olasıdır, çünkü temelinde gerçek bilgelik değil, talebin yön değiştirmesi şartına bağlı bir ilkellik vardır.

Çünkü bu bilgelik aldatıcıdır, talep ise doğruluğuna delalet değildir, aksine talep egonun şişmesine, kişinin egoyla zehirlenmesine neden olmaktadır.

Ego ise bilgeliğin zehridir.

Kuşkusuz egonun itici gücünü yadsımıyorum, ancak kontrol edilemeyen ego sahibini kendisi kontrol eder.

İşte, sistem bu şekilde hayatta bir şeylere sahip olma dürtüsüyle tutuşurken hayatını mütemadiyen o şeye adayan insanları başarılı addediyor, onları IQ’su yüksek diye başarı ödülleriyle taltif ediyor.  Oysa bu başarının IQ’nun yüksekliğiyle bir ilgisi olsa da bu egonun beslediği bir başarıdır. Egonun gerçek bilgelikle ilgisi ise, o egoyu ne düzeyde kontrol etimizle ilgilidir. 

İbrahim Yersiz

1 YORUM

  1. önceki yazıya ikinci yazdığımın yorum bölümüne konmamasıyla oluşan düşüncelerim bu yazının yarısını oluşturuyor. diğer yarısıyla da düşünce bütünlüğüne kavuşmuş oldum. teşekkürler hocam.

YORUM YAZ

Please enter your comment!
Please enter your name here